Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Vehhabi-Suudi ortaklığının kuruluş hikayesi

20 Aralık 2015

Suudi Arabistan ve Vehhabilik konusunda yazılanları şaşkınlıkla okuyorum. Ne Suudileri biliyorlar, ne de Vehhabilik kurucusunu tanıyorlar. Kuruluşunda Abdilvehhab ile Muhammet Suudi ikilisinin “eşbaşkanlık” yaptığından bile haberdar değiller. Şiiler kadar Sünnilere de düşman olan bu ittifak nerede nasıl kuruldu? Sünni Osmanlı ile savaşıp Kerbela'yı yakıp yıkan Vehhabiler'in sır dolu öyküleri…

Yıl: 1744…
Yer... Bugün Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ın hemen yanı başında, Suudilerin yaşadığı Der'iyye…
Suudiler göçmen kabilesiydi; deve yetiştiriyorlardı ve otlu bölge bulmak için Kufe, Musul, Hayber gibi bölgelere konaklayarak buraya gelmişlerdi.
1446'den beri Der'iyye'de yaşıyorlardı. 70 hanelik küçük bir emirlikleri vardı.
1727 yılından itibaren kabile reisi Muhammet b. Suudi idi.
Bir gün…
Der'iyye'ye Suudilerin yaşamlarını kökten değiştirecek bir tanrı misafiri geldi.
Geleneksel Arap misafirperverliğine uygun olarak bu gelen kişiyi Abdullah b. Suveylim'in evinde ağırladı.
42 yaşındaki misafir, memleketi Uyeyne'den geliyordu.
Uyeyne Emiri Muhammer'in kız kardeşiyle de evlendirilmişti. Fakat…
Başta Hz. Ömer'in kardeşi şehit Zeyd b. Hattab'a ait türbe olmak üzere mezarları yıktırmak ve ağaçlarını kestirmek isteyince doğduğu yer Uyeyne'den gitmesi
istenmişti.
Daha önce de… Verdiği tebliğler rahatsızlık yaratınca Şam ve Musul'dan
kovulmuştu.
Misafir farklı bir din adamıydı.
“Hayat, Hz. Muhammet döneminde olduğu gibi yürütülmeli” diyordu.
İtibarıyla…
“Putperestlik” dediği; evliyalara, türbelere, kandillere, mezarlara karşıydı.
Üşenip bir vakit namazı kaçıran kafirdi ve cezası ölümdü!
Duyduklarına şaşıran Abdullah b. Suveylim, misafirinin fazla yorulmasını istemediği için yatağını hazırlattı.
Kendisi… Bu esrarengiz misafirin anlattıklarını aktarmak için Suudi emirin evine gitti…
Bir gün sonra…
Der'iyye emiri Muhammet b. Suudi, kardeşleri Muşari ve Suneyyen'i yanına alarak bu gizemli misafiri görmeye gitti.
Sahi… Kimdi bu misafir?..
Suudilerin hayatını nasıl değiştirecekti?..

GİZEMLİ KONUK

Misafir sahiden gizemli biriydi….
Örneğin… Her gittiği yerde adını değiştiriyordu:
Basra'da, Abdullah…
Bağdat'ta, Ahmet…
Kürtlerin yaşadığı köylerde Muhammet…
Hemedan'da, Yusuf'tu!..
Asıl adı; Muhammed b. Abdülvehhab b. Süleyman b. Ali et-Temimi (1703-1792) idi.
Orta Arabistan/Necid' bölgesinden Uyeyne kasabasında 1702'de doğmuştu.
Ailesi, İslam ilimleri konusunda tanınan “Alü Müşerref” soyuna mensuptu.
Temim Kabilesi'ndendiler.
Ailesi, İslam'ın Hanbeli mezhebine bağlıydı.
Dedesi Süleyman b. Ali et-Temini önde gelen alimlerden biriydi.
Babası kadı'ydı; Abdilvehhab b. Süleyman idi.
İlk eğitimini babasından almıştı.
Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'e hayrandı.
Uveyne'den kaç yaşında ayrıldı ve nerelere gidip öğrenim gördüğü kesin değil. Mekke, Medine, Şam, Basra, Bağdat, Hemedan ve İsfehan gibi şehirlere gittiği söyleniyordu.
Hocaları; Mecmaalı Abdullah b. İbrahim ve Şeyh Muhammed Hayat el-Sindi aracılığıyla İbn Teymiyye (1263-1328) yoluna girmişti.
“Selefi” olmuştu. Amaç, gerçek yola/Asr-ı Saadete dönmekti. Bunun yolu, hariçten İslam düşüncesine karışan yabancı unsurların temizlenmesiydi.
Zamanla… Öğrendiği İbn Teymiyye ekolünde değişiklikler yaptı.
Görüşlerini 1738'de yazdığı “Kitabü't Tevhid” eserinde yazmıştı.
Yazdığına göre, Hz. Muhammet'in vefatından sonra İslam'a girmiş tüm yenilikler terk edilmeliydi. İslam'ın yorumunda, Kur'an-ı Kerim ve Peygamber'in sünneti yeterliydi.
Ona göre, mezhepler ve diğer milletlerin kültürleri/felsefeleri İslam'a girerek homojenliği bozmuştu. Yani…
Felsefeye karşıydı. Tasavvufa karşıydı. Akla karşıydı.
Sadece Şiiliğe değil, Sünni mezhepleri de reddediyordu.
Sünnileri “mühdeti” (dönme) olarak tanımlıyordu.
Kendi doktrinlerini kabul etmeyen tüm İslam mezheplerini “gayrimüslim” görüyordu.

MİSAFİR DAMAT OLDU

El sıkıştılar…
Muhammet b. Suudi, “Vehhabilik” doktrinini kabul etti.
Abdilvehhab dini otorite olacaktı…
Suudi siyasi otorite olacaktı…
(Abdilvehhab ölene kadar bu “eşbaşkanlık” sürdü. Ölüm ardından dini ve siyasi iki otorite Suudi liderliğinde birleşti. Bugün de bu hâlâ böyledir…)
Şunu eklemeliyim:
Suudiler ile el sıkışan Abdilvehhab tek başına değildi.
Çeşitli bölgelerde müritleri vardı.
Bu taraftarlar kendilerini tanımlarken “Muvahhidun” (Allah'ı birleyenler) ya da; “Ehlü't-Tevhid” (Birleme Ehli) diyordu.
Yani…
“Vehhabi”; bu harekete karşı olanların/muhaliflerin kullandığı bir terimdi.
Diğer taraftan bir hareketi kurucusunun adıyla kavramlaştırmak alışılmış durumdu. Bu nedenle, Osmanlı, Batılı araştırmacılar ve seyyahlar bu ismi kullandı.
Suudi-Vehhabi ittifakı kan bağıyla da güçlendirdi; Muhammet Suudi, kızını Abdilvehhab'a verdi.
Evet sonuçta…
Abdilvehhab dini ekolünü, Suudilerin idaresi altında siyasi ve askeri cihatla birleştirmiş oldu.

PARASAL YÖNÜ

Kuşkusuz birliktelik din ile sınırlı değildi; iktisadi yönü vardı….
Bu ittifakın kurulmasında Suudilerin, tarımsal ve hayvancılıkta yetersiz kalıp yoksullaşmasının etkisi vardı.
Ve:
Artık askeri fetih başarısı olmayan Osmanlı gerilemişti ve ekonomik çöküşü başlamıştı.
Halk yoksulluk içinde iken Saray, Lale Devri'ni yaşıyordu.
Osmanlı'nın Arabistan'daki bürokratları sadece ceplerini düşünüyordu.
Cidde gümrüğü hasılatı, padişahların gönderdiği paralar, bedevilerin deve taşımacılığından elde edilen gelirler, Cidde Limanı'na ayak basan her hacıdan alınan 3 lira güvenlik paraları gibi gelirler kavga nedeniydi.
Suudiler bu gelirlere sahip olmak istiyordu!
Necid; Anadolu ve Suriye'den gelen tüccarların Arap Yarımadası'nın doğu sahillerine, Basra ve Hürmüz'e ulaşmalarında kullandıkları bir kavşak noktasıydı.
Burada Hindistan ve Güney Asya'dan taşınan ipek ve baharat ticareti yapılıyordu. Aynı zamanda burası İran ve Uzak Asya'dan gelen hacıların mola yeriydi.
Hac, farklı İslam coğrafyasından gelen Müslümanların Osmanlı sultanının hamiliğini ve hakimiyetini gösteren en önemli semboldü.
Yani… Hicaz salt bir toprak parçası değildi; Osmanlı egemenliğinin dini yönünün sembolik merkeziydi.
Vehhabi-Suudi ittifakın gözü hem buraların rantını almak hem de hac gibi sembolik değeri yüksek yeri işgal ederek İslam dünyasında siyasal güç elde etmekti!
Abdülvehhab'ın “Vehhabi” doktrini Arabistan'daki fakir bedevilerin imdadına yetişmişti…
Bu yardım karşılıksız değildi.
Muhammed Suudi, kayınpederine aldığı ganimetlerin beşte birini verecekti…
Kolları sıvadılar…
“Doğru inancı” kabul edinceye kadar herkesle savaşmayı görev bildiler.
Yağma yapmaya, kelle kesmeye ve toplu kıyımlar gerçekleştirmeye başladılar.
“İslam adına savaşma/cihat” fikri, bedevilerin yağma ve ganimet toplama alanlarını genişletti.
Ve tabii ki asıl düşmanları Osmanlı idi…
Karşı karşıya gelmeleri için Osmanlı-Rusya savaşını bekleyeceklerdi…

EN BÜ­YÜK DÜŞ­MAN­LA­RI: SÜN­Nİ OS­MAN­LI DEV­LE­Tİ

Os­man­lı­lar Sün­ni İs­lam dün­ya­sı­nın ön­de ge­len dev­le­tiy­di.
Bu ne­den­le Arap Ya­rı­ma­da­sı'n­da hiç­bir di­ni ve si­ya­sal so­run­la kar­şı­laş­ma­mış­tı.
Zo­run­lu ol­ma­dık­ça Mek­ke şe­rif­le­ri­nin işi­ne ka­rış­mı­yor­du.
As­ke­ri gü­cü bi­le ol­duk­ça sı­nır­lı tu­tu­yor­du. Cid­de'de sa­de­ce al­tı bö­lük­ten olu­şan 600 as­ker­lik bir bir­lik var­dı ve bun­la­rın asıl gö­re­vi hac yo­lu gü­ven­li­ğiy­di.
Os­man­lı yö­ne­ti­mi, “Veh­ha­bi­” fa­ali­yet­le­ri­ni Mek­ke Şe­ri­fi Ga­li­p'­in İs­tan­bu­l'­a gön­der­di­ği 1730'da­ki mek­tu­bun­dan öğ­ren­di…
Öğ­ren­di ama hiç­bir adım at­ma­dı. Ab­dil­veh­ha­b'­ın git­ti­ği yer­ler­de, Sün­ni İs­la­m'­ın ko­ru­yu­cu­su Os­man­lı sul­ta­nı­nın oto­ri­te­si­ne mey­dan oku­ma­sı­nı pek umur­sa­ma­dı.
Os­man­lı yö­ne­ti­mi için bu ha­re­ket he­nüz ba­şı­bo­zuk-aşa­ğı­lık is­yan­cı “ser­ger­de­” bi­le de­ğil­di. Veh­ha­bi-Suu­di it­ti­fa­kı­nın, Arap Ya­rı­ma­da­sı'nın -ge­le­nek­sel ka­bi­le hu­ku­ku­nu kul­la­nıp- yağ­ma ga­ni­met­le­ri­ni di­ğer ka­bi­le­ler­le pay­la­şıp sa­vaş­çı sa­yı­sı­nı ar­tı­ra­rak ba­şa­rı ka­za­na­ca­ğı­nı kav­ra­ya­ma­dı.
Veh­ha­bi-Suu­di it­ti­fa­kı el sı­kış­tık­la­rın­dan 1744'ten bir yıl son­ra Ne­cid ve Ah­sa'yı al­ma­sı­na rağ­men, dö­ne­min Mek­ke Müf­tü­sü Ah­met Zey­ni Dah­lan me­se­le­yi hâ­lâ di­ni gö­rüp “Veh­ha­bi mez­he­bi­ne­” kar­şı çı­kan ya­zı ka­le­me alı­yor­du!
Os­man­lı'nın ak­lı ba­şı­na Rus­ya sa­va­şı­nı kay­bet­me­ye baş­la­dı­ğın­da gel­di.
Yıl, 1773.
“Veh­ha­bi-Suu­di it­ti­fa­kı, Ri­ya­d'­ı ala­rak ilk bü­yük za­fer­le­ri­ni ka­zan­mışlardı.
Ger­çi…
Veh­ha­bi-Suu­di ayak­lan­ma­sıy­la il­gi­li ilk (pa­di­şa­hın el ya­zı­sıy­la ver­di­ği) hatt-ı hü­ma­yun ta­ri­hi, 1761 yı­lıy­dı. An­cak, Bağ­dat ve Şa­m'­da­ki Os­man­lı va­li­le­ri is­ya­nı bas­tır­ma­da bir so­nu­ca ula­şa­ma­dı.
Ku­ru­cu Mu­ham­med b. Suu­di 1765'te öl­dü.
Ye­ri­ne ge­çen oğ­lu Ab­dü­la­ziz b. Mu­ham­met ba­ba­sı­nın bı­rak­tı­ğı yer­den, eniş­te­si Ab­dül­veh­hab ile bir­lik­te Os­man­lı'y­la sa­va­şa de­vam et­ti.
Top­rak­la­rı­nı Ku­vey­t'­in do­ğu kı­yı­sın­dan, Um­man sı­nı­rı­na ka­dar ge­niş­let­ti; Şam, Bağ­dat sı­nı­rı­na da­yan­dı.
13 Ma­yıs 1802'de Ker­be­la'yı ele ge­çi­rip Hz. Hü­se­yi­n'­in tür­be­si­ni yağ­ma­la­dı­lar. 2 bin Şi­i'­yi kat­let­ti­ler.
Bir yıl son­ra Mek­ke ve Me­di­ne'yi ele ge­çir­di­ler.
Bu ara­da… Ab­dü­la­ziz 4 Ekim 1803'te, Ker­be­la'nın in­ti­ka­mı­nı al­mak is­te­yen bir Şi­i ta­ra­fın­dan öl­dü­rül­dü.
Ker­be­la yağ­ma­sın­dan son­ra İran Şa­hı Fet­hi Ali, “Ye­ter ar­tık Bağ­da­t'­a yü­rü­ye­ce­ği­m” de­yin­ce Os­man­lı, ha­re­ke­te geç­me­ye mec­bur kal­dı.
Or­du­su­nu Türk­le­rin oluş­tur­du­ğu Mı­sır Va­li­si Ka­va­la­lı Meh­met Ali Pa­şa'yı is­ya­nı/kı­ya­mı bas­tır­mak­la gö­rev­len­dir­di.
To­sun Pa­şa 1812'de Mek­ke ile Me­di­ne'yi ve İb­ra­him Pa­şa, 1818'de Suu­di baş­ken­ti De­r'­iy­ye'yi ge­ri al­dı.
Öl­dü­rü­len ba­ba­sı ye­ri­ne ge­çen Ab­dul­lah b. Su­ud ve dört oğ­lu ya­ka­la­na­rak İs­tan­bu­l'­a gön­de­ril­di. Os­man­lı Şey­hü­lis­la­mı Mek­ki­za­de Mus­ta­fa Asım Efen­di'nin fet­va­sıy­la baş­la­rı ke­si­le­rek bo­ğa­zın su­la­rı­na atıl­dı. İs­tan­bu­l'­da üç gün bay­ram ya­pıl­dı.
19'un­cu yüz­yıl ba­şın­da bi­ti­ri­len Veh­ha­bi-Suu­di ha­re­ke­ti, 19'un­cu yüz­yıl so­nun­da ye­ni­den di­ril­til­di.
Bu­nu ya­pan İn­gi­liz­ler­di.
Borç için­de­ki Os­man­lı'nın ne yap­tı­ğı­nı da bil­mek ge­re­ki­yor:
Su­udi­ler Ku­vey­t'­te sür­gün­dey­di. Ab­dü­la­ziz el Suu­di, Os­man­lı'dan top­rak sa­tın ala­rak yur­du­na ge­ri dön­dü!
Ve son­ra İn­gi­liz­ler ile an­laş­tı. Os­man­lı or­du­su­na sa­vaş ilan et­ti.
So­nuç­ta… Suu­di Ara­bis­tan Kral­lı­ğı ku­rul­du.
Baş­ken­ti, ilk ele ge­çir­dik­le­ri Ri­yad ol­du.
Bu­gün Tür­ki­ye'yi yö­ne­ten­le­rin Su­udi­ler ka­dar ta­rih bi­linç­le­ri yok.
Bu ne­den­le ra­hat­lık­la bu Ri­ya­d'­ın em­ri­ne so­kul­muş­lar­dır!..

BAŞ­KAN “GÖR­ME­K” İS­TE­Mİ­YOR

Di­ya­net İş­le­ri Baş­ka­nı Meh­met Gör­me­z'­in şu söz­le­ri çok tar­tı­şıl­dı:
“F­ran­sız İh­ti­la­li'y­le bir­lik­te in­san­lık baş­ka bir ara­yış içi­ne gir­di. Din­le­rin dı­şın­da da­ha se­kü­ler bir dün­ya kur­ma­yı ta­sar­la­dı. Fa­kat se­kü­le­rizm din­ler­den kay­nak­la­nan şid­de­ti de ge­ri­de bı­ra­ka­rak dün­ya­yı top­ye­kun bir sa­va­şın içi­ne sok­tu…” (14 Ara­lık 2015)
Baş­kan Gör­mez ge­çen yıl da Va­ta­n'­dan Ru­şen Ça­kı­r'­a ko­nuş­muş­tu:
“I­ŞİD vb. ha­re­ket­le­ri salt din­le ve di­ni an­la­yış­lar­la izah ede­me­yiz… Bu­gün bu ha­re­ket­le­re ka­tı­lan her­kes mo­dern eği­tim ku­rum­la­rın­dan gel­mek­te­dir. Bu eği­ti­min var et­ti­ği zi­hin­ler­de özel­lik­le mo­dern dü­şün­ce­nin te­me­li­ni teş­kil eden po­zi­ti­vist an­la­yış­lar is­ter is­te­mez et­kin ol­muş­tur… Bu­gün­kü şid­det ey­lem­le­ri­nin kay­na­ğı İs­la­m'­dan zi­ya­de İs­la­m'­ı al­gı­la­ma­nın mo­dern dü­şün­ce ka­lıp­la­rıy­la bir­leş­me­sin­den gel­mek­te­dir. Çağ­daş ide­olo­ji­ler­den ve hak ara­ma yön­te­mi ola­rak si­la­hı ve şid­de­ti esas alan ha­re­ket­ler­den et­ki­len­miş­ler­dir…” (8 Ara­lık 2014)
Bu söz­le­ri sarf eden aynı zamanda bir ila­hi­yat pro­fe­sö­rü…
Fran­sız Dev­ri­mi'n­den ön­ce in­san­lık şid­det yo­luy­la ara­yış­la­ra gir­me­di mi?
Çok ge­ri­le­re git­me­ye­yim…
İş­te yaz­dı­ğım Veh­ha­bi­li­ği na­sıl de­ğer­len­di­re­ce­ğiz?
Hin­dis­ta­n'­da­ki Şah Ve­li­yul­lah ha­re­ke­ti mi mo­der­nizm­den et­ki­len­miş­ti?
Ba­tı Af­ri­ka'da­ki Fu­la­ni­li­k'­in kay­nak­la­rı po­zi­ti­vizm miy­di?
Su­da­n'­da­ki Meh­di­lik ha­re­ke­ti ma­ter­ya­lizm­den mi et­ki­len­miş­ti?
Bun­la­rın re­fe­rans­la­rı Vol­ta­ire ya da Com­te miy­di?
Yok­sa İmam Rab­ba­ni'yi Marks mı et­ki­le­miş­ti?
De­mek bun­la­rı hü­ma­nizm or­ta­ya çı­kar­dı öy­le mi?
Ho­cam siz ne di­yor­su­nuz?
İs­lam dün­ya­sı tam 13 asır­dır bir­bi­riy­le sa­va­şı­yor!
Sü­rek­li Ba­tı'yı so­run­la­rın kay­na­ğı gör­mek­ten vaz­ge­çi­niz ar­tık.
Çün­kü…
Bu şid­det ha­re­ket­le­ri­nin re­fe­rans kay­nak­la­rı­nı siz çok iyi bi­li­yor­su­nuz?
Açıp Ah­met bin Han­be­l'­i (780- 855) bir da­ha oku­yu­nuz; Veh­ha­bi­lik
ya da IŞİ­D'­in ne­re­den doğ­du­ğu­nu anım­sar­sı­nız!

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp