Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

İşlerine nasıl gelirse öyle

13 Mart 2016

Sevgili okuyucularım, Allah memleketimizi bunların insafsızlığından, hele de başkanlık sisteminden korusun.
Bütün devlet mekanizmasını ele geçirdiler. Eksik kalan varsa onu da başkanlık sistemi gelince tamamlamaya kararlılar.
Yasama ve yürütme tümüyle onların elinde. Meclis bu iktidarın sopası. Beş dakkada Beşiktaş yöntemiyle işlerine gelen yasalar çıkarılıyor.
Muhalefet partileri ağzıyla kuş tutsa sonuç değişmiyor.
Yürütme derseniz, yüzde 100 kesinlikle onların egemenliğinde.
Geriye kalıyor yargı.
Yargıyı da büyük ölçüde ele geçirdiler, siyasete alet ettiler ama tümünü değil… Çünkü Türkiye'de namuslu ve dürüst hakim ve savcıları yok etmeleri henüz mümkün olmadı.
Başlarında Demokles'in kılıcı asılı olsa bile onlar hukuktan sapmıyor, adalet adına direniyor.

*  *  *

Bu AKP'nin hükümetteki en üst düzey yetkililerinin ağzından defalarca duyduğumuz sözleri unutmak mümkün değil.
Yargı işlerine gelen, hoşlandıkları haksız ve taraflı bir karar verince koro halinde bağırmaya başlarlar:
“Ne yapalım, yargı kararına herkesin saygılı olması gerekir. Lütfen kimse yargıyı siyasete alet etmeye kalkışmasın. Bizim bağımsız yargıya müdahale etme hakkımız ve yetkimiz yok ki!..”
İşlerine geldiği sürece yargı bağımsızdır, asla müdahale edilemez!

*  *  *

Tutuklu iki gazeteci Anayasa Mahkemesi kararıyla tahliye edilince kıyameti kopardılar:
“Bu mahkemeye de, verdiği karara da saygı duymuyoruz. Karar yanlıştır. Davanın görüldüğü Ağır Ceza Mahkemesi bu karara uyarak onları nasıl tahliye etmiştir!..”
Yandaş medya günlerden beri Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan ve tahliye doğrultusunda oy kullanan Anayasa Mahkemesi üyelerine açıktan sövüyor, alay ediyor ve suçluyor:
“Bunların çoğunu bizim iktidarımız seçti ama hayırsız çıktılar. Hem de hukuku çiğnediler. Bunlar cemaatçi. O yüzden tahliye kararı verdiler!..”

*  *  *

Uygulanan taktik aslında çok basit!
Hiç değilse bundan sonra çeşitli mahkemeler tarafından karara bağlanacak kritik davalar için yargıyı şimdiden korkutmak, sindirmek ve gözdağı vermek.
Yüz kızartıcı bir uygulama.
Can Dündar ve Erdem Gül'ün davası önümüzdeki günlerde Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek… O mahkemeye mesaj şimdiden veriliyor:
“Bak kardeşim, sen ilk duruşmada bu ikisini yeniden tutuklamalısın. Yoksa devleti yöneten iktidar olarak iki elimiz yakanızdan düşmez.”
Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yüksek yargıya da güç gösterisi yapılıyor:
“İlk anayasa değişikliğinde hepinizi görevden alırız, yerinize yeni üyeler seçeriz.”
Türkiye'de yargı işte bu koşullar altında çalışıyor.
İşlerine gelen karar olursa yargı bağımsızdır, hükümet karışamaz ki!
Hoşlarına gitmeyen karar verilince vay namussuz hakimler vay! Hesabını sizden er ya da geç sorarız.
Bir de başkanlık sistemi geldiğini, yargının tümünün başkan beyin insafına terk edildiğini düşünün.
Allah korusun!

Yeni yazı düzenim

Sevgili okuyucularım, gazetemizde haftanın altı günü (pazartesi dışında) yazım çıkıyor.
Adam gibi yazı yazmak zor iş. Sabah erkenden bütün gazeteleri okuyacaksınız, internet haber sitelerini izleyeceksiniz. Araştıracak, olup biteni iyi bileceksiniz…
Ve yazınızı ona göre yazıp İstanbul'a geçeceksiniz.
İkinci seçenek, yazınızı iki tıktık bir şıkşık yöntemiyle yazacak, araya fıkralar, olur olmaz zorlama şeyler falan katıp kilometre dolduracak ve işin kolayına kaçacaksınız.
Ben her zaman birinci seçeneği tercih ettim.
Böyle yapınca kendinize ve yazılara ayıracak zaman ister istemez azalıyor.

*  *  *

Hakkınızda açılmış bir sürü dava var. Savunma için belgeler toplayıp gazetemizin avukatı İsmail Yılmaz'la paslaşacak ve savunmanın bir bölümünü kendiniz hazırlayacaksınız.
Sonra adliyeye gidip ifadeler vereceksiniz.
Önceki gün Ankara'da yine adliye ziyaretinde idim!..
İki adet cumhurbaşkanına hakaret davası daha… Toplam sekiz yıl hapis cezası istemiyle açtırılmış davalar.
Bir adliye seferi en az yarım gününüzü alıyor.
Üstelik bazı sağlık kontrolleri var.
Yeni tahliller, tetkikler, muayeneler, doktor ziyaretleri, geliş gidişler…
Zaman açısından böylesine sıkıntılı bir ortamda yazıyı ne zaman ve nasıl yazacaksınız!

*  *  *

Bu duruma bir çözüm bulmak gerekiyordu. Çok düşündüm, patronumuz Burak Akbay, genel yayın yönetmenimiz Metin Yılmaz ve yazı işleri müdürümüz Ferda Öngün'e durumu anlatıp onaylarını aldım. Anlayışla karşıladılar.
Bundan sonra haftada beş gün yazacağım.
Peki hangi gün yazmayacağım? O şimdiden belli değil. Yoğunluğuma göre değişecek.
Pazartesi zaten yazım yok, hafta içi diğer günlerden herhangi birinde bu köşe boş kalabilir. Mutlaka yapmam gerekenler için işte o gün kendime zaman ayıracağım.
O hafta biraz rahat olabilirim, o takdirde yazılarım yine altı gün çıkar.
Zaman fukarasıyım, yetişemiyorum, yetiştiremiyorum, başka çare bulamadım…
Elimde olmayan bu durum nedeniyle sizlerden şimdiden özür diliyorum, anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.

Yazarın Diğer Yazıları Emin Çölaşan
Paylaş Tweet