Reklamsız Sözcü
ORAY EĞİN

Reza’yı Miami’de sürpriz bekliyor

26 Mart 2016

Reza Zarrab'ın FBI ile yaptığı anlaşma lehine olmayabilir.

Renkli Versace ceketleriyle 80'li yıllarda Don Johnson'ın Miami sokaklarında dolaşması tesadüf değildi. Eğlencenin, alkolün, dansın yanı sıra Miami aynı zamanda büyük bir suç şehriydi. Hatta gerçek hayatta 1920'lerde Al Capone'un tatilini geçirmek için ev aldığı, hayal dünyamızda ise James Bond'un en meşhur düşmanlarından birinin kurbanlarını altına boyayarak öldürdüğü yer de Miami'ydi. Çekiciliğinin ötesinde kirli, ucuz ve pespaye bir havası hâlâ var Miami'nin.
Sadece paranın sözünün geçtiği bir şehir; başka hiçbir şey gerekmiyor. Bu yüzden de sadece parası olanlar yıllardır düzenli olarak Miami'ye akın ediyor. Genellikle de çok da temiz yollardan kazanılmamış paranın sözü geçiyor burada.
Çünkü burası aç gözlülüğün ve sonradan görmeliğin şehri bir yandan da.
Reza Zarrab'ın Miami'ye gitmesi de tesadüf değil. Önceki gün Hürriyet'te Akif Beki kesinlikle anlaşarak gittiğini, ailesini yanına alarak tatil süsü verdiğini yazdı.
Doğrusu Miami'ye gidenler zaten genelde bir tür anlaşmanın parçası oluyorlar.
FBI'ın pek çok suçluyu Miami'de kıstırması tesadüf değil.
İşin içinde illaki bir pazarlık oluyor. Ama sonu nasıl; bundan kimse emin olmasın.
Bakın bir hikaye anlatayım.

Paranın sözünün geçtiği Miami tarih boyunca mafyanın ve dolandırıcıların durak noktası oldu.

2010 yılında Güney Floridalı avukat Scott Rothstein tatil için gittiği Fas'tan döner dönmez kendisini FBI'ın kucağında bulmuştu. İnsanları tam 1.4 milyar dolandırdığı saadet zinciri elinde patlamış, yatırımlarının yalan olduğu ortaya çıkmıştı. İşin kötü tarafı hemen herkes Rothstein'in kim olduğunu biliyor, skandaldan da haberdardı. Kötü şöhreti sadece Miami ve yakınlarındaki yerel medyada değil, ulusal medyada da fazlasıyla haber olmuştu.
FBI, amiyane tabirle ne mal olduğu ayyuka çıkmış Rothstein'a bir teklifte bulundu: “Bizim için çalışacaksın.” Ona bir otel odası açtılar, dinleme cihazı taktılar, köstebek olarak kullanmaya başladılar. İş, bu tuzağa düşecek bir yem bulmaya gelmişti.
İşin garibi Rothstein'in kendisini kurtarmak için FBI'la anlaştığı bilgisi de şehirde iyice yayılmıştı. FBI'ın bu işi yüzüne gözüne bulaştıracağı bekleniyordu.
Rothstein zaten 50 yıllık hapis cezasını hafifletmek için FBI ne derse yapmaya mecburdu.
Birkaç yıldır Miami'de yaşayan Palermo asıllı Roberto Settineri federallerin epeydir takibindeydi. Amerikan vatandaşı olmuştu ve kayıtlara göre sahibi olduğu birkaç şarap şirketi vardı. Ama ajanlara göre Settineri'nin asıl işlevi New York'lu meşhur mafya ailesi Gambino'lar, İtalyan mafyası ve Kolombiyalı suç aileleri arasında köprü görevi üstlenmekti.
Settineri'nin sahibi olduğu firmalardan biri özel güvenlik alanında faaliyet gösteriyordu ve Rothstein'la da bu vesileyle tanıştılar. Dolandırıcı yatırımcı zamanında Gianni Versace'nin de yaşadığı (ve önünde öldürüldüğü) Casa Casuarina'ya ortak olunca, Settineri'nin şirketine özel güvenlik işini vermişti.
FBI, her açıdan Settineri'nin mafya bağlantılarından haberdardır ama bir türlü soruşturmayı başlatacak kanıtlara ulaşamıyordu. Rothstein bu açıdan kritik bir tuzaktı.
Fas dönüşü Rothstein hemen Settineri'yle buluşup bir konuda yardım istedi: Saadet zinciri paralarının aklanması ve bazı finansal belgelerin yok edilmesi gerekiyordu.
Settineri hemen tuzağa düştü. Aynı yılın mart ayında tam İtalya'ya dönmek üzere uçağa binmek üzereyken de FBI ajanları tarafından tutuklandı, eylülde ise 48 ay hapse mahkum oldu.
Rothstein'in ise hâlâ 50 senelik hapis cezası sürüyor. Fakat epeydir hangi hapishanede yattığı bilinmiyor, cezaevi bilgi bankalarından da mahkum numarası dair bütün bilgileri silindi.
Kıssadan hisse'ye gerek var mı?
Doğrusu ben Miami'de kim tutuklanırsa şüpheyle yaklaşırım. İşin içinde mutlaka bir anlaşma vardır, FBI hiçbir adımını nedensiz atmaz, tek bir kişiyi hedeflemez.
Aynı FBI adam kandırmakta, anlaşıyormuş gibi yapmakta da çok başarılıdır. Reza Zarrab'ın ABD'ye bilerek gelip gelmediğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey ise bundan sonra hiçbir şeyin kendi beklediği gibi gerçekleşmeyeceği. Kısacası, kimse Reza'ya güvenmesin, Reza da kimseye…
Not: Yazıdaki bazı bilgileri Miami New Times'dan aldım.

Billions dizisi New Yorklu bir savcının dolandırıcı işadamını hedef almasını anlatıyor.

 

Reza haberlerini okurken

Tam izlenecek dizi

Paul Giamatti ve Homeland'den danıdığımız Damien Lewis'in oynadığı “Billions” dizisi New York savcısıyla bir finans kuruluşunun sahibinin kedi-fare savaşını anlatıyor. Dizinin yaratıcılarından biri New York Times'ın finans yazarlarından Andrew Ross Sorkin; gerçeğe yakın. Giamatti'nin oynadığı savcı karakteri büyük balığı avlamak için sürekli başka suçlularla anlaşmalar, pazarlıklar yapıyor.

Hıncal Uluç'a yanıtım

Donald ve Bernie

Türk seçmenlerinde yıllardır bir ‘oy bölmeme' paranoyası var, bu yüzden CHP gibi partilere defalarca oy vermek zorunda bırakıldık. Önceki gün Hıncal Uluç'un Sabah'taki yazısını okurken, belki de bilinçaltında, ABD seçimleriyle ilgili şimdi de ‘Parayı bölmeyelim' korkusu oluştuğunu fark ettim.

Sanders seçim kampanyasında Trump'tan daha çok para topladı.

Bernie Sanders'ın yükselen yıldızını yazdığıma değiniyor Hıncal Abi, ama bir konuda itiraz ediyor: “Paranın egemen olduğu ABD seçimlerinde Bernie, Hillary Clinton'a gidecek paraları bölüyor; böylece para sorunu olmayan Donald Trump aradan sıyrılıyor.”
Doğrusu, Trump'ın sınırsız parası olduğu kendisi tarafından yaratılan bir efsane. 10 milyar dolara yakın varlığı olduğunu söylüyor ama Forbes'ın detaylı incelemesine göre 4 milyar dolara ancak yaklaşıyor. New York Times geçenlerde Trump'ın New York'ta pek de fazla malı mülkü kalmadığını, ‘franchise' gibi sattığını yazdı.
Peki kampanya paraları?
Trump kendi cebinden kampanyaya 25 milyon dolar harcadı. Ama bağışlardan da epey faydalandı, tam 9.5 milyon dolar dışarıdan destek aldı. Ted Cruz'a ise 66 milyon dolar, dışarıdan ise 52 milyon dolar bağışlandı. Yani Trump'a dışarıdan destek az…
Hillary Clinton'a kendi seçim kampanyasından 152 milyon dolar, dışarıdan ise 62 milyon dolar aktarıldı. Bernie Sanders büyük şirketlerden, işadamlarından bağış almadı ama daha fazla kişiden az az para alarak son iki aydır Clinton'ı geçti: Dışarıdan sadece 46 bin dolar, içeriden (yani kendi kampanyasının topladığı) 139 milyon dolara ulaştı.
Yeni Demokratlar daha fazla para veriyor. Aynı zamanda geniş kitleler Sanders'a inanıyor, gönüllerinden geldiği kadarıyla para veriyor. Ama sayıda çoklar.
Partiler aday gösterene kadar bu rakamlar devede kulak.
Obama ve Romney geçen seçimlerde başkanlık yarışı için birer milyar dolar harcamışlardı. Her biri bir milyar dolar yani…
Cumhuriyetçi Parti'de Trump'ı istemeyen pek çok kişi var… Diyelim ki aday oldu, kendi cebinden servetinin dörtte birini seçime harcar mı? Asıl o zaman paraya ihtiyacı olacak.
Eğer paranın sözü geçiyorsa Trump aday olsa bile kendinden söz ettiremeyebilir kısacası… Ama bütün bunları konuşmak için çok erken. Zira ABD seçimlerinde belirleyici zaman dilimi yaz ayları ve eylül ayındaki atmosfer. Eğer eylül geldiğinde ekonomi iyi durumdaysa, mevcut başkanın kamuoyu gözündeki güvenirliliği yüksekse Demokratlar yarışı alır… Yoksa… Yoksa ne olacağını da sonra konuşuruz… Ama bir ipucu vereyim: Bir New Yorklu olan The Donald'ın bu kadar deli saçması konuştuğuna bakmayan. Hemen makul çizgiye çekilecektir.

İletişim: Bana Twitter, Facebook ve Instagram'dan ulaşabilirsiniz: @orayegin.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Paylaş Tweet