Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Bedri Baykam’ın gözyaşları

7 Haziran 2016

Cumartesi sabahı.
Otelden kahvaltı salonuna indim. Bedri Baykam'ı gördüm. “Günaydın” dedim. Sesi pek çıkmadı; baktım, gözleri dolu. “Muhammet Ali'yi kaybettik” dedi.
2007 yılıydı.
Bedri Baykam, Muhammet Ali'nin hayatını anlatan, “Kelebeğin Ruhu” adlı kitabı Yeşim Dervişoğlu ile birlikte Türkçe'ye kazandırdı. “İçi güzel, dışı güzel bir dev adamın hikayesi” diye imzaladı bana.
Bedri Baykam'a göre, Muhammet Ali, 1960'lı yılların en önemli simgesi. Kitabın telif hakkını almak için Muhammet Ali'ye uzun bir mail yazıyor. Ve şöyle bir cümle ekliyor; “Foreman'ı devirirken ona son yumruğu vurmayacak kadar insancıl olduğunuzu biliyorum.”
Mailden üç gün sonra Bedri Baykam'ın ev telefonu çalıyor; karşısında Muhammet Ali!
Cumartesi sabahı Bedri Baykam'la sohbetin ardından sosyal medyaya baktım. Herkes şunu yazdı: “Maçlarını televizyondan canlı izlemek için sabahın erken saatinde kalkardık.”
Ertesi gün…
Hangi siyasal görüşten olursa olsun her gazete Muhammet Ali'ye geniş yer ayırdı. Hepsi, Muhammet Ali'den övgüyle bahsetti.
Ne alaka demeyin; AKP'yi düşündüm:
Son 15 yıldır öyle bir hava yarattılar ki, bunlar iktidara gelmeden önce sanki bu ülke inancını yaşamıyordu! Oysa…
Bir tek Muhammet Ali örneği bile bunun ne kadar yalan olduğunu ispatlıyor. Ülkenin her toplumsal katmanı Muhammet Ali'yi aşkla sevdi.
Bu sevgi nedeniyle, laiklik mücadelesinin yılmaz savunucusu Bedri Baykam, Muhammet Ali'nin kitabını Türkçe'ye kazandırdı. Ardından gözyaşı döktü.
Bu ülkede -AKP iktidara gelene kadar- inanç sorunu olmadı. Bunlar, inanç sorunu varmış gibi insanları parçaladı; toplumsal dayanışmayı yok etti. Örneğin, IŞİD katliamında canlarını kaybedenler için yapılan saygı duruşunu yuhalayan bir varoş kitle yarattı. O güzelim naif insanları birbirine düşman etti.

Zencilere servis yok

Eve dönünce Bedri Baykam'ın imzaladığı kitabı kütüphanemde buldum. Altını çizdiğim yerleri bir kez daha okudum.
Yıl, 1954.
Adı o yıllarda, Cassius Marcellus Clay Jr. idi.
12 yaşındaydı.
Babası boyacı, annesi hizmetçiydi. Noel hediyesi olarak oğullarına kırmızı beyaz Schwinn bisikleti aldılar. Talihsizlik Clay bisikleti o gün çaldırdı.
“Moralim o kadar bozulmuştu ki, rapor etmek için polisi aramaya başladım. O sırada biri beni, boş zamanlarında gençlere boks öğreten Joe Martin adındaki polisin olduğu basket sahasına yönlendirdi. Bay Martin'e bisikletimi çalan kişiyi bulduğumda, onun hakkından geleceğimi söyledim. Yarı ağlar vaziyetteydim ve muhtemelen pek inandırıcı görünmüyordum. Martin bana, ‘hakkından geleceğin kişiyi karşına almadan önce kavga etmeyi öğrensen' dediğini hatırlıyorum. Bay Martin'in çalışmalarına katılıp, kin duygularımı içimde besleyerek boksa başladım.”
Muhammet Ali sadece boks yapmayı öğrenmedi. Şampiyon oldu. Kin duygularından kurtulması kolay olmadı.
“Arkadaşım Ronni'yle beraber motosikletlerimize binmiş Louiville'de turluyorduk ki yağmur başladı. Küçük bir restorana girdik. Boynumda asılı duran (1960 Roma Olimpiyatları'nda kazandığım) altın madalyamla öyle gurur duyuyordum ki, o günlerde sürekli takıyordum. Garson ikimize birden, hafif aşağılayıcı tavırla bakıp ‘zencilere servis yapmıyoruz' dedi. Ona olimpiyat şampiyonu Cassius Clay olduğumu söyledim ve Ronnie de kıza altın madalyamı gösterdi. Kız müdürüyle konuşup geldi ve gitmemiz gerektiğini söyledi.”
O gün… Altın madalyasını Ohio Nehri'ne attı!
Kini arttı. Ama…

Güç savaşı değil

Hayatını kökten değiştiren kişi; FBI kayıtlarında “komünist” olarak geçen ve cezaevinde Müslüman olan Malcolm X idi.
“Eşitlik ve siyahların onuru için öncülük yapan ‘İslam Milleti'ne (Nation of Islam) katılmayı tercih ettim. Üyesi olduktan sonra artık hem eşitlik hem de siyahların şerefi adına savaşıyordum. Bu özgürlük savaşıydı. Ama bu asla bir güç savaşı değildi; biz beyazlara hükmetmek için savaş vermiyorduk.”
1964'te Sonny Liston'u yenerek dünya ağır sıklet boks şampiyonu oldu. Fakat mücadelesi ringlerle sınırlı değildi. O hep ırkçılığı dövdü; Vietnam Savaşı'na karşı çıktı; askere gitmeyi reddetti. “Ben Amerika'yım. Tanımadığınız yönüyüm onun. Alışın bana.”
ABD, siyahlara alıştı.
Bir siyahı başkan bile yaptı.
Muhammet Ali zamanla kinini sevgiye dönüştürdü.
Peki ya biz? Türkiye, siyasal İslam'a alıştı; AKP'yi iktidar yaptı.
Ancak. Siyah Obama; beyazlara hükmetmek, onların yaşamını kökten değiştirmek, demokrasiyi, hukuku kendine uygun hale getirmek için çabalamadı.
Türkiye, AKP ile büyük kargaşa içine girdi. Toplumsal doku, inanç temelli parçalara ayrıldı. Kindar nesil yetiştirme amaç yapıldı.
Yani: Muhammet Ali'yi destekleyenleri böldüler.
Yani: Adına; “faşist ekme dedi bize haşhaşı/sömürenler için vur Ali vur…” diye türküler yazan Alevi ozanların çocuklarını katlettiler.
İşin aslı budur:
AKP'nin yoluyla, Muhammet Ali'nin yolu aynı değildir.
Muhammet Ali, inancını çıkar amaçlı kullanmamıştır.
Muhammet Ali, kinin değil, sevginin simgesidir…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more