Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Emeç Yalısı

2 Aralık 2016

Okuyunca, “nereden nereye gelmişiz” dedim…
Esra Tüzün, gazeteci Leyla Tavşanoğlu ile yaptığı uzun söyleşisini kitaplaştırdı: “Manşet Yalısının Kızı.”
Kitabın ismindeki “manşet” sözü şuradan kaynaklı:
Leyla Hanım'ın babası Selim Ragıp Emeç; “Son Posta” gazetesinin sahibiydi.
Leyla Hanım'ın iki ağabeyi Çetin Emeç ve Aydın Emeç de gazeteciydi.
Gazeteci bir ailenin gerçek öyküsünü anlatıyor kitap.
Makalenin girişinde yazdığım beni şaşırtan mesele şu:
Yıl, 1983.
12 Eylül askeri darbesini yapan generaller iktidarda.
Leyla Tavşanoğlu, Hürriyet gazetesi muhabiri.
7 Kasım'da yapılacak genel seçim öncesi -darbeci generallerin desteklediği- Milliyetçi Demokrasi Partisi genel başkanı -emekli general- Turgut Sunalp'in gezilerini-mitinglerini takip ediyor.
Bir gün…
Seçim otobüsünde Turgut Sunalp'in eşi Suzan Hanım ile röportaj yapıyor. Bu söyleyişi Hürriyet'te birinci sayfadan yayınlanıyor: “Paşa'nın dilinde rekaket vardı.” Yani, tanıştıklarında Sunalp kekeme imiş!
Yine bir gün…
Sunalp, Havana purolarının ucunu özenle kesip içmeye bayılıyor. Gazetecilere “bakın nasıl sünnet ediyorum puroları” diye gösteriyor. Hürriyet hemen haber yapıyor: “Purolarını sünnet eden Paşa.”
Uzatmayayım…
Seçim süresince Leyla Hanım, Turgut Sunalp'i zor duruma düşürecek benzer haberler yapıyor; ve Hürriyet de birinci sayfasından yayınlıyor.
Şaşırmam şundan:
Dönem 12 Eylül… Darbeci generaller Sunalp'i destekliyor; ve kimse bu haberleri yaptığı için Leyla Hanım'a ve Hürriyet'e baskıda/yaptırımda bulunmuyor! Keza…
“Leyla Hanım bizim seçim gezilerini takip etmesin” veya “seçim otobüsüne binmesin” filan da denmiyor!
İşte bundan diyorum; “nereden nereye geldik?..”
Bugün…
Benzer haberleri yapan gazetecilerin-gazetelerin başına neler geliyor biliyorsunuz?..

Sezen Aksu'yu parlatan

“Manşet Yalısının Kızı” kitabında renkli bilgiler var:
Örneğin… Emeç yalısının ünlü konukları var. Biri, Necip Fazıl Kısakürek.
“Latif Topbaş'ın ailesi Babıali'de Sabah gazetesinin sahibiydi. Erenköy (Nakşibendi) cemaatinin insanlarıydı, daha çok da Necip Fazıl'ın peşinden giderlerdi, hatta müritleriydi. Necip Fazıl da bunu hiç inkar etmedi ve hep dalgasını geçti. Hatta bir gün bize geldiğinde yine viski içiyordu. Babam, ‘Necip sen bu adamlarla nasıl düşüp kalkıyorsun' diye sordu. O da ‘Yahu boş ver, ben bunlara abdestsiz namaz kıldırırım' dedi. Böyle de değişik adamdı…”
Emeçler bir asır basının merkezinde bulunmuş gazeteci aile. İtibarıyla Leyla Hanım'ın anlattıkları hep “manşetlik” haber! Örneğin…
“O yıllarda (1970'ler) magazin de en az toplumsal olaylar gibi patlıyordu. (Magazin dergileri) Hayat ve Ses'in başında olan Çetin Emeç bütün olanların nabzını tutuyordu. (…) Sezen Aksu henüz ‘Minik Serçe' olmadan Maksim'de kadınlar matinesine çıkardı. Gencecik bir kızdı. Kendi şarkı sözlerini yazınca hit oldu. Sezen'in bu kadar popüler olmasında, Minik Serçe'ye dönüşmesinde (Fethullah Gülen) cemaatin payının da olduğu hep söylenir, o dönemde çok konuşulurdu. (…) Gülen'in okullarının müdürlüğünü Sezen Aksu'nun babası Sami Yıldırım yapıyordu…”
Yazdım; çok
renkli anekdotlar
var kitapta…

Paracı dönekler

Leyla Tavşanoğlu…
Yaklaşık yarım asırlık gazeteci.
1969'da Türk Haberler Ajansı'nda gazeteciliğe başladı; ve 2015'te “yeniden yapılandırma” projesi kapsamında Cumhuriyet gazetesinden atıldı…
Kitapta pek ünlü kimi meslektaşlarını eleştiriyor:
“AKP'nin etkisinden büyülenen arkadaşlarımın çoğuyla artık görüşmüyorum. Bana göre bilerek ya da bilmeyerek gazeteciliğe karşı suç işlediler. (…) Onlar inanmak istediler, inandırıldılar. Hepsi de gayet iyi para ve mevki sahibi oldular ama bunun için inançlarını ve en önemlisi ruhlarını sattılar…”
Okay Gönensin, Hasan Cemal, Şahin Alpay, Yavuz Baydar gibi isimleri sıralayıp şöyle diyor:
“Tayyip Erdoğan'ın kendisinden olmayanı kullanıp paraya bile boğsa günü geldiğinde kullanılmış kağıt gibi atacağını göremediler. Bence onların kandırılmasının ya da kanmasının diyelim pek çok sebebi vardır, en büyük nedeni de ne yazık ki onlara vaat edilen ‘para' olmuştur.”
Leyla Hanım 1994 yılında başından geçen para olayını anlatıyor:
“Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreterliği'ne seçilmiştim. (Gülen) Cemaatin organı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın o zamanki başkanı Harun Tokak ve Genel Sekreter Erkam Tufan Aytav -ki şu anda arananlar listesindeler- beni ziyarete geldiler. Cemiyetteki odamda çay kahvelerin yanı sıra bana Zaman gazetesinde yazı yazmamı ve yakında kurulacak Samanyolu televizyonunda program yapmamı ve bunun karşılığında da aylık 500 milyon lira teklif ettiler. O zaman çalıştığım Cumhuriyet gazetesinden aylık 15 milyon lira alıyordum. ‘Ben Cumhuriyet yazarıyım size uymam' dedim, reddettim. O dönem bunu kabul eden çok gazeteci oldu…”
“Manşet Yalısının Kızı”…
Aslında üzerinde konuşulacak-tartışılacak bir kitap. Nedense medya görmezlikten geliyor!..

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet