Sözcü Plus Giriş
UĞUR DÜNDAR

Bu yazının başlığını siz koyun…

21 Şubat 2016

Öykümüzün kahramanı 1964 doğumlu Gamze Karakaş, ortaokulu bitirdiği yıl, yani henüz 14 yaşında iken, babasının isteği üzerine, görücü usulüyle nişanlandı. Bir yıl sonra da İstihkam Teğmen Bülent Karakaş'la evlendi.
Eşinin tayini Doğubayazıt'taki 1'inci Mekanize Piyade Tugayı'na çıkmıştı.
Birlikte Doğubayazıt'a gittiler.
Çocuk yaşında evlendiği eşini tanımaya çalışırken, 1981'de kızları Gaye, bir yıl sonra da oğlu Levent Rıza dünyaya geldi.
Çocukluğunu ve genç kızlığını yaşayamadan iki çocuk annesi olmuştu.
Eşi mesleğini seven, dürüst karakterli, çok çalışkan ve gözü pek bir
askerdi.
Ancak 9 Mayıs 1983 sabahı yaşanan bir kazayla, Karakaş ailesinin dünyası kararıverdi.
Roketatar mermilerinin imhası sırasında gerçekleşen patlamada 28 yaşındaki Kıdemli Üsteğmen Bülent Karakaş, kalbine isabet eden şarapnel parçalarıyla şehit oldu. Kazanın bilançosu çok ağırdı: 2 şehit, çok sayıda yaralı… Yaralı kurtulan Tabur Komutanı'nın bacakları kopmuştu!..

*  *  *

19 yaşındaki Gamze Karakaş, 2 yaşındaki kızı Gaye ve 8 aylık bebeği Levent Rıza ile Doğubayazıt'tan gözyaşları içinde ayrılıp, Denizli'deki baba evine döndü.
Ayrılırken bir daha buraya dönmemek için yemin etmeyi de unutmadı!..

*  *  *

Küçücük baba evi, onların da katılımıyla bir anda kalabalıklaşmıştı. Bir süre annesi, Komando Binbaşı babası ve 3 erkek kardeşle birlikte, aynı evde yaşadılar.
Şehit eşiydi ama, aynı zamanda genç ve güzel, dul bir kadındı.
Mahalle baskısı sonucu, eşinin vefatından 6 yıl sonra, yine görücü usulüyle evlenmek zorunda kaldı.
Yeni eşi, yurtdışında yaşayan bir işçi emeklisiydi. Onun da ilk evliliğinden 2 çocuğu vardı.
Gamze Hanım'ın bu eşinden de bir erkek çocuğu oldu. Adını Kaan
koydular.
Ancak talihsizlik yakasını bir türlü bırakmıyordu.
Çok geçmeden kocasının sağa sola borç takan batakçının biri olduğunu öğrendi.
Kendisini ve çocuklarını borç sarmalından kurtarmaya çalışırken, hayırsız eş, kendi
çocuklarını da ona bırakıp kayıplara karıştı!
Gamze Hanım için yine baba evine dönmekten başka çare kalmamıştı. Üstelik bu kez 5 çocukla!..

*  *  *

Eşinin çocuklarına 3.5 yıl süreyle kendi öz evlatları gibi baktı.
Babalarından ses seda çıkmayınca, bu sürenin sonunda onları annelerine teslim etti. Karabasan üstüne karabasan yaşıyordu.
Sevgili annesi kansere yakalanmıştı. Kendisi de birçok hastalıkla boğuşmak zorunda kalmıştı. Doktorların ölümcül hastalık teşhisi koymalarına karşın, çocuklarını başarılı bireyler olarak büyütme arzusu onu hayata bağlıyordu.

*  *  *

Annesini, henüz 57 yaşındayken, 2004 yılında kaybetti. Babası da iki yıl sonra hayata veda etti.
Bunca talihsizlik arasında, onu mutlu eden tek şey, çocuklarının hayırlı evlatlar çıkmasıydı.
Hem çalışıyorlar, hem de başarıyla okuyorlardı.
Üçü de, hiç tanımadıkları şehit babaları gibi subay olmak, onun bayrağını taşımak
istiyorlardı.
Gaye, liseden sonra girdiği Kara Harp Okulu'nu üstün dereceyle bitirdi.
Oğlu Levent Rıza, İktisat Fakültesi'ni bitirdikten sonra, sözleşmeli
subay olarak Türk Silahlı Kuvetleri bünyesine katıldı.
Üçüncü çocuğu Kaan Dobruca eğer 2 kilo fazlası nedeniyle Kuleli Askeri Lisesi sınavını kaybetmemiş olsa, şimdi o da üniversite yerine, Kara Harp Okulu'nda okuyor olacaktı.

*  *  *

Hava Savunma Teğmen Levent Rıza kurada nereyi çekse beğenirsiniz?
Doğubayazıt'ı!..
Yani babasının şehit düştüğü 1'inci Mekanize Piyade Tugayı'nı!..

*  *  *

Annesini telefonla arayıp “Doğubayazıt'ı çektim!'' deyince, Gamze Karakaş bayılacak gibi olmuş, sadece “Şaka yapma oğlum!'' diyebilmişti.
Zira gözünün önüne, o uğursuz mayıs sabahı yaşanan kaza… Şehit eşinin tabutunun garnizondan çıkışı… Kucağında bebeği ve minik Gaye ile gözyaşları içinde otobüse binişleri
gelmişti…
“Hayırlı uğurlu olsun evladım ama ben yemin ettim oraya gelemem!'' diyerek telefonu kapattıktan sonra hıçkıra hıçkıra ağlamıştı!..

*  *  *

Teğmen Gaye'ye gelince… Harp Okulu'ndan mezun olduktan sonra bir tank teğmeniyle evlendi.
Çok başarılı bir subay olan Gaye Teğmen, mesleğinin merdivenlerinde hızla yükselerek 40'ın üzerinde takdirname aldı. Etimesgut'ta görev yaparken paraşütle atlıyor, binicilik sporunda rakip tanımıyordu.
İdari Hizmet Şerit Rozeti de alınca, erken terfi ve yurtdışı görev önceliği kazandı.
Her subay gibi onların da şark hizmeti sırası geldiğinde, tercihleri soruldu.
Onlar da Sarıkamış ve Van- Tatvan'daki birliklerin adlarını verdiler.
Onca seçenek arasında tayinleri nereye çıksa beğenirsiniz?
Doğubayazıt 1'inci Mekanize Piyade Tugayı'na!
Yani babasının şehit düştüğü yere!
Gaye, gidecekleri birliği annesine bildirdiğinde Gamze Karakaş bir kaç kez yutkunuyor ve “Bu kadar da olmaz, lütfen şakayı kes, aksi takdirde kalbim duracak!'' diye haykırıyor.

*  *  *

Yüzbaşı Gaye, halen kendisi gibi yüzbaşı olan eşiyle Doğubayazıt'ta
babasından devraldıkları bayrağı gururla taşıyor.
Kardeşi Levent Rıza da öyle.
Gamze Karakaş'a gelince…
Yeminini bozup Doğubayazıt'a gitmek zorunda kalıyor.
Çünkü Gaye'nin bebeği oluyor.
Kendisine, “Doğubayazıt'a yaklaşırken neler hissettiniz diye sordum?''
Ağlamaklı oldu. “Ağrı Dağı'nı gördüğümde gözlerim yaşardı. Orada hiçbir şey değişmemişti. Lojmanlar, çocukların oynadığı park, bıraktığım günkü gibiydi.
Kızımın lojmanından, bizim oturduğumuz evin balkonu görünüyordu.
Eşim ve çocuklarımla balkonda oturduğumuz günleri düşündüm. O anları yeniden yaşar gibi oldum. Babalarının bayrağını taşıyan çocuklarımla gurur duydum'' dedi.

*  *  *

Yaklaşık 3 yıl önce SÖZCÜ'de yayınladığım bu röportajdan sonra zaman zaman Gamze Hanım'ı arayıp, hal hatır soruyordum.
Önceki gün yine aradım.
Terör saldırılarında yitip giden şehitlere ağlıyor, içinin yandığını söylüyordu.
Çocuklarının durumunu sorunca, Gaye'nin Kıdemli Yüzbaşı rütbesiyle, Ankara'daki Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda, Kıdemli Üsteğmen Levent Rıza'nın da Hadımköy'de görev yaptığını anlattı.
Öğrendim ki Gaye Yüzbaşı evine, korkunç terör saldırısının hedef aldığı servis araçlarıyla gidiyormuş.
O gün işi uzayınca karargâhtan 5 dakika gecikmeyle çıkmış.
Yani 5 dakika erken gitse belki de o şehitlerin arasında olacakmış!..
Ne diyeceğimi bilemedim.
Telefonu kapatırken Gamze Hanım hâlâ ağlıyordu.

*  *  *

Sevgili okurlarım bu yazıya bir başlık bulamadım.
O nedenle başlığı sizin koymanızı rica ediyorum.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more