Reklamsız Sözcü

Serdar Kuzuloğlu: Bunu gerçekten istiyor musunuz?

21. yüzyılda dünya teknolojik dönüşümü bütün hızıyla yaşamaya devam ediyor. İletişimde kurallar yeniden yazılırken şirketler bu değişimin bir parçası olabilmek için kadrolarını yeniliyor, bu treni kaçırmak istemiyorlar. Kimileri buna Endüstri 4.0 kimileri ise Facebook Google çağı diyor. Günümüz şirketlerinin bu dönüşüme bakışı, kurum içi atmosfer ve dijital yayıncılığın dünü ve bugününü teknoloji yazarı Serdar Kuzuloğlu ile konuştuk.

Can MUMAY
10:2125 Aralık 2017
Serdar Kuzuloğlu: Bunu gerçekten istiyor musunuz?
21. yüzyılda dünya teknolojik dönüşümü bütün hızıyla yaşamaya devam ediyor. İletişimde kurallar yeniden yazılırken şirketler bu değişimin bir parçası olabilmek için kadrolarını yeniliyor, bu treni kaçırmak istemiyorlar. Kimileri buna Endüstri 4.0 kimileri ise Facebook Google çağı diyor. Günümüz şirketlerinin bu dönüşüme bakışı, kurum içi atmosfer ve dijital yayıncılığın dünü ve bugününü teknoloji yazarı Serdar Kuzuloğlu ile konuştuk.

Pek çoğunuz uzun bir zamandır Serdar Kuzuloğlu'nu şirketlere ve sivil toplum örgütlerine yaptığı konuşmalardan ve TV ekranlarından tanıyorsunuz. Şirketlere bugün teknolojide ne yaşadığımızı ve yarın ne yaşayacağımızı anlatıyor. Peki ya şirketler gerçekten bugün ne olduğunu merak ediyorlar mı? Veya yarın ne yaşayacaklarını ne kadar önemsiyorlar? Bu soruya şöyle cevap veriyor: Sorunun iki boyutu var. Bence şirketlerin uygulama ve öğrenme hevesi var. Bu rekabetçi ortamda yöneticiler hayatta kalabilmenin yollarını bulmak istiyorlar ve bu konulara kafa yoran benim gibi kişileri davet ediyorlar.

ʻʻ
Bizdeki şirket anlayışında kaidede mutlak bir yönetici profili var. Her şeyi bilen her şeyden haberdar süper yetenekli süngüyü hiç düşürmeyen duayen gibi...
Serdar Kuzuloğlu

Kuzuloğlu ayrıca bazı kurumların mayo giyecekleri için yaz aylarına yakın spor salonuna yazılan bir kitle gibi davrandığını söylüyor bu kurumların teknoloji ve trendleri yapılacak işler listesindeki bir madde olarak gördüğünü ifade ediyor ve şöyle söylüyor: Yaz mevsimine doğru mayo giyinecek insanların spor salonuna yazılma eğilimi gibi bir eğilim de var şirketlerin teknolojiyi ve dönüşümleri ele almasında. Arada bir ter dökme süreci de var ama bu gündeme gelmiyor. Trendler falan biz bunları konuştuk diye bakıyor bazıları.

ÜÇ AYLIK DÖNEMLERDE YAKALAMAYA ÇALIŞIYORLAR

Bazı kurumların üç aylık dönemlerle teknolojiyi yakalamaya çalıştıklarını anlatan Kuzuloğlu, “Yapılacak işler listesindeki bir iş olarak görüyorlar. İnovasyon konuştuk mu konuştuk diyorlar. Bazı şirketlerde bu ilkokuldaki belirli gün ve haftalar gibi de algılanıyor. İnovasyon çeyreği ilan ediyorlar mesela geçen çeyrek dönüşümdü diyorlar. Sanki bunlar çeyreklik hedeflermiş gibi” diyor.

Şirketlerdeki yönetici algısının kendisini mutlak yetkilerle donatan bir anlayışta olduğunu anlatan Kuzuloğlu, “Bizdeki şirket anlayışında kaidede mutlak bir yönetici profili var. Her şeyi bilen her şeyden haberdar süper yetenekli süngüyü hiç düşürmeyen duayen gibi… Hiçbir insanın taşımak istemeyeceği yüklerle donatılmış durumdalar. Bütün işleri kendilerine yük etmişler. Hiçbir insan böyle yüklerle donatılmak istemez” diye konuştu.

ʻʻ
Çünkü konuşmalar sonrasında çalışanların içinde ezber bozacak olanlar var. Gerçekten bu ezberleri bozan insanlarla çalışmak istiyor musunuz?
Serdar Kuzuloğlu

Bu yöneticilerin kendilerini donattıkları yetkilerden dolayı kimseye bir şey soramayacak durumda olduklarını ifade eden Kuzuloğlu, “Kendinizi bu şekilde her şeye hakim konumlandırdığınız zaman, arkadaşlar ‘Snapchat, bitcoin nedir?’ diyemezsiniz. Biliyor taklidi yaparsınız” ifadesini kullanıyor.

kuzuloglu-ic1

‘TÜRKİYE’DE DANIŞMANLIK YAPILMIYOR’

Şirketleri bilgilendirmek için konuşmacılar ve danışmanların devreye girdiğini anlatan Kuzuloğlu, “Beni çağıranların bir diğer talebi de ‘birisi gelsin benim sormaya çekindiğim şeyleri bana anlatsın' mantığı diye konuştu. Türkiye'de danışmanlık yapılmayacağını acı tecrübelerle yaşandığını belirten Serdar Kuzuloğlu, “Türkiye'deki üst düzey yöneticilerle birebir veya sadece yönetim kurulu bazında bilgilendirme toplantıları olur mu diye kafa yoruyorum ben. Yönetici dediğiniz şey, yerine göre kaldıraç yerine göre takoz olabilir. O insanlar bir şeyleri bilirse altlarında bunları uygulamak isteyen koca bir ekibin motivasyonunu yükseltiyor önünü açıyorlar” diyerek yöneticilerin kurumların ilerlemesindeki rolünü anlatıyor. Kuzuloğlu çoğu zaman bilgisizlikten yöneticilerin önlerine gelen yeni bir fikri ‘bizde tutmaz' mantığı ile geri çevirdiğini söylüyor.

ʻʻ
Biz insanları yaşama zevkini kendisine saygı duyma hissiyle sağlayabilirsek uzay mekiği de yapsa bu insan yeri de süpürse aynı özeni gösterir.
Serdar Kuzuloğlu

‘Yöneticilerin bu tutumunun çalışanların motivasyonunu düşürüp düşürmediği' sorumuza ise şöyle yanıt veriyor: Beni çağıran insanlar diyorlar ki çalışanlarımızın motivasyonları düştü. Sadakat azalıyor, aidiyet azalıyor. Daha yenilikçi olmak istiyoruz. Ben de onlara bunu gerçekten istediğinize emin misiniz, diye soruyorum. Şirketler gerçekten yenilikçi insanlarla çalışmak istiyorlar mı? Yenilikçi insanlar ezber bozan insanlardır. Bir şirkette 100 kişi varsa 50 kişi yenilikçi olamaz. O zaman kaos olur.

Kuzuloğlu çalışanların istediği inovatif ortamın sağlanması durumunda da çalışanların bunu ne kadar kullanabileceğinden emin değil. Şöyle anlatıyor: Çalışanlara dönersek… Bazen ister istemez soruyorum çalışanlara siz gerçekten yenilikçi olmak inovasyon yapmak istiyor musunuz diye. Sizin derdiniz takoz olan yöneticiniz mi yoksa bu yönetici sizin koruma kalkanınız mı? Hadi yap bakalım buyur dediğinizde gerçekten elinizi taşın altına koyacak mısınız?

ʻʻ
Bugünün çocukları aileleri ve eğitim kurumları tarafından sıfır dert çıkaracak sistemlerle yetiştiriliyorlar.
Serdar Kuzuloğlu

Ünlü yazar birtakım çalışanın bulundukları konumdan mutlu olduklarını sadece şikayet etmek için hayıflandıklarını söylüyor. Şu örneği veriyor: Eşiniz istediğiniz gibi değildir. Hayalini kurduğunuz gibi değildir. Konfor alanı vardır ama vazgeçemezsiniz. Bunun gerektirdiği şeyi de yapmazsınız.

İŞİNİ DOĞRU DÜZGÜN YAPMAYAN İLİŞKİLERİNDE DE AYNIDIR

Kuzuloğlu asıl sorunun iş atmosferindeki herkesin yükselmek ve etiketle anılmak istemesi olarak görüyor. Yazar, “Günün sonunda ihtiyacımız insan yerine konmak ben varım ve önemli bir şey yapıyorum hissini tatmak. Bulunduğumuz yeri temizleyen adam var. Adını bile bilmiyoruz. Bu adamı tarih kitapları yazmayacak ne güzel çarşıda bir adam vardı yerleri çok iyi süpürüyordu demeyecek. Biz bunun gibi insanların önemli olduğunu anlatmak zorundayız. Oto yıkamacıda otomobil yıkayan insanın normal şartlarla motive olmasını bekleyemezsiniz. Sabah koşa koşa işe gitmez. Biz insanları yaşama zevkini kendisine saygı duyma hissiyle sağlayabilirsek uzay mekiği de yapsa bu insan yeri de süpürse aynı özeni gösterir. Burayı doğru düzgün temizlemeyen adam evinde de ilişkilerinde de aynıdır” diyerek işe saygının önemini vurguluyor.

icserdar2

İnsanların iş hayatı ile özel hayatının çok farklı olmadığını anlatan Kuzuloğlu, “İnsanları iş ve özel yaşam gibi bir ayrım içinde tutmuyorum. İşte size kök söktüren patron evde eşi ve çocuklarıyla da mükemmel ilişkiye sahip değil. Dünyada milyon tane meslek var. Çoğu kişi hayal ettiğini yapmaya muktedir değil. Algı için peşinde koşuyor. Gerçekte mutlu olduğu şeylerle yaşama imkanı verirsek insanlar mutlu olacak” diyor.

ʻʻ
İnternet diye yeni bir mecra çıkar. Televizyoncu bunu televizyon olarak görür, radyocu radyocu olarak görür.
Serdar Kuzuloğlu

Çalışma atmosferine değinmişken yeri gelince soruyorum. İş hayatına katılan yeni kuşak çok çetin ceviz olmamakla, çabuk kırılmakla kısacası dirençli olmamakla eleştiriliyor diye. Bu konudaki fikirlerini almak istiyorum. Şöyle söze giriyor: Direnç zorluklarla kazanılan bir şeydir. Vücudumuzdan yola çıkalım hastalandıkça vücudun direnci ortaya çıkıyor. Bir hastalık geliyor. Vücut ona karşı bir direnç ortaya koyuyor. Hayatın geneli de böyledir. Ne kadar zorlukla karşılaşırsanız mücadele yeteneğiniz gelişir. 100 yıl önce savaş kıtlık açlık hastalık vardı. 40 yaşın üzerindeki ciddi ölüm oranları vardı. Bugün arka odalarda wi-fi çekmemesi gibi bir problemi görseler şaşırırlardı eski insanlar. Bu girişten sonra bugünün çocuklarının sıfır dert yaratacak bir sistemden geldiklerini şu sözlerle anlattı: Bugünün çocukları aileleri ve eğitim kurumları tarafından sıfır dert çıkaracak sistemlerle yetiştiriliyorlar. Sonrasında çocuk gerçek hayata çıkıyor. Travma geçiriyor. Hayata atılma eskiden daha erkendi. 20’li yaşlarının sonlarında hayatla tanışıyorlar artık. Bizden önceki kuşakların anne olduğu yaşlar şimdiki gençlerin evlensem mi dediği yaşlar. Daha erken dediği dönemler.

İNSANLAR İNTERNETTEN HABERE PARA ÖDEYECEK Mİ?

Kuzuloğlu aynı zamanda deneyimli bir gazeteci 90'lı yılların ortasında gazetelerdeki ilk internet servislerinin kurucu kadrolarında yer aldı. İnternet gazeteciliği ise dünyada şu an bir çıkış yolu arıyor. Kendini finanse etmek konusunda zorlanıyor. Soruyorum, “Sizce gün gelecek ve insanlar internetten haber okumaya para ödeyecekler mi?”

İnternetin ticari modeller esas alınarak kurulmadığını anlatıyor: İnternet ticari ideallerle geliştirilmediği için ticari modellerin üzerine kurulması geç bir döneme denk geldi. Askeri amaçla ortaya çıkan bir şeydi. Daha sonra üniversiteler bunu kullanmaya başladı. Benim gibi bilgi meftunları kendi dertlerini paylaşma ve kendi dertlerine sahip diğer dertlilerle haberleşme için kullanmaya başladı. Sonra ticari evre başladı. Arada 30-40 yıl var neredeyse ticari evreye gelene kadar.

‘ABONELERİ İKİ KATINA ÇIKARDILAR’

Bu süreci ortaya koyduktan sonra bir gün insanlardan para istenmeye başlandığını ve bunun tüketici için yeni bir şey olduğunu söylüyor: Ortada ne bir ödeme aracı vardı, ne bir güven vardı. Bir gün bir geldi bana para ver dedi. Bu haber için bu şarkı için para ver dedi. Ünlü iletişimci McLuhan ‘Geleceğe geçmişin dikiz aynasından bakmak' der… İnternet diye yeni bir mecra çıktı. Televizyoncu bunu televizyon olarak gördü, radyocu radyocu olarak gördü. Gazeteler ekseninde düşünelim. Bayilere bir şey dağıtan reklamla destekleyen bir yapıyı, internet diye bir şey çıktı artık işler bambaşka diye ikna etmek kolay değil. Financial Times ve New York Times gibi kurumların son yıllarda abone sayılarını iki katına çıkardıklarını anlatan Kuzuloğlu insanların ihtiyaçları olan bilgi için evrensel ödeme modelleri geliştirildiğinde bunun için para harcayacaklarını söylüyor. Ve dijital medyanın sürdürülebilir bir finans modeline kavuşması için modellediği bir sistemi anlatıyor: Seneler önce bir makalem vardı. İçerik vergisi modellemiştim. Siz internete erişim için bir bedel veriyorsunuz. Ben 10 TL daha vereyim müzik hizmetleri paket açsınlar. Youtube'sa ona gitsin. Spotify'sa oraya gitsin. Sözcü ise Sözcü WSJ ise WSJ olsun. Günün sonunda internet zaten buraya gidiyor. Napster gibi bir hizmet varken Spotify kimse hayal etmezdi. App Store çıktığında Steve Jobs ile dalga geçmişlerdi. İnsanlara mantıklı bir model sunulursa bence yayıncı ile benim aramdaki bir ticaret gerçekleşebilir ama ben zahmet çekmeyeceğim ama yok şifre gir yok onayla şimdi bilmem ne. İnsanların ilgisini çeken şeye verecek 25 kuruşları var.

‘İNTERNET AKILLARINA YATMIYORDU’

Türkiye'de internet yayıncılığında hiç olmadığı kadar yoğun bir rekabet yaşanıyor. Kuzuloğlu Türkiye'de internet medyasının doğuşuna yakından tanık olmuş bir isim. O günleri şöyle anlatıyor:
Posta Gazetesi'nin kurucu ekibindeydim. Gazetede ayak işleri yapıyordum daha doğrusu. Reuters'tan falan resim altları çeviriyordum. Bir gün dedim ki yöneticime bir bilim teknik sayfamız var buna biraz çeki düzen verelim. Bu sayfanın içeriği bir hafta çay faydalı mı bir hafta çay zararlı mı? şeklinde oluyordu genelde ve PC çağındaydık. Bilgisayar toplama diye bir sözün olduğu dönemleri kastediyorum. İnternetin ne olduğunu anlatmaya çalışıyordum ben pek akıllarına yatmıyordu insanların.

O dönem çalıştığı Posta Gazetesi ve Milliyet Gazetesi aynı binadaymış ve binada internete bağlı olan tek bilgisayar Milliyet Gazetesi'ndeymiş. Ara sıra Milliyet'teki bilgisayarı yokladığını anlatan Kuzuloğlu, “ O zaman gazetemizde bir tane internete bağlı bilgisayar vardı. Milliyet'in yazı işlerinin önündeydi ben de başka gazetede çalışan bir çocuk olarak dikkat çekmemek adına arada sırada alt kata iner zaman harcardım o bilgisayarla. Ben onu kullanırken haber akışı aksardı, sonra arkadaşlar ajanstan niye hiç haber geçmemiş diye saçını başını yoluyorlardı.

‘SİTENİN AÇILIŞINI KURDELA İLE YAPTIK’

Gazetelerin internete geçirilme sürecinin 97-98 yıllarında başladığını anlatan Kuzuloğlu, “Türkiye’deki ilk internet gazetesiydik ve günlük güncelleniyorduk, daha önceki denemeler gazetenin sitesi var mı var şeklindeydi. Haftada bir bir şeyler konuyordu. Bizimki böyle değildi” diyor ve internet sitesinin açılışında monitörün önünde kurdele kestiklerini söylüyor. Şöyle devam ediyor: İnternet sitemizin açılışını yapıyorduk. Monitörün önünde kurdele kesmiştik. Sonra monitör açıldı ve herkes ne olacağını beklemeye başladı. Yani internet ile ilgili genel olarak kimsenin bir fikri yoktu. Sahiden çok acayip dönemlerdi. O dönem internet gazeteciliği gazete yapılıyor haberleri koyuyoruz internete. Yolda öğrendik sonra biz neyin ne olduğunu.

‘GOLLERİ GIF İLE ANLATIYORDUK’

Kısıtlı teknolojik imkanlarla hikaye anlatma modelleri geliştirdiklerini ifade eden Kuzuloğlu, “Şimdi sizin gibi fotoğrafçımız, muhabirimiz yoktu o ilkel zamanlarda enteresan şeyler geliştirdik. Ne kadar yaratıcı bir alan olduğunu gördük. Bir spor gazetesinin de internet sitesini yapıyordum. Futbol gazetesiydi ama benim futbolun f'si ile alakam yok yani. At yarışlarını giriyorduk. İnanılmaz! Amerika'dan telefonlar geliyordu. Neden zamanında güncellemiyorsunuz diye. Fark ettim ki ABD Kentucy'de bunun bir alıcısı var orada bizim girdiğimiz sonuçlara göre bahis oynuyorlar. Bir topluluk olmuş orada. Sonrasında gol olunca siteye hücum ediyor insanlar. İnternette video diye bir şey yok o zamanlar. Ama gif var. Grafik servisine golleri çok ilker şekillerde tarif edecek gif’ler yaptırdım. Kısıtlı imkanlarla çöp adamlara animasyon hazırlıyorduk, golün oluş şeklini gösteriyorduk. Okurlarla hiçbir derdimiz yoktu. Okurlar içeriğe açtı. Tüketiyorlardı. Fakat gazete içinde yaptığımız işin iletişimini yapmakta zorlanıyorduk.

TINDER ÇAĞININ HABERCİLİĞİ NASIL OLACAK?

İnternetin artık tarayıcılarla adres çubuğuna yazılar yazılardan ibaret olmadığını anlatan deneyimli yazar sözlerini şöyle noktaladı: Bence internet artık Instagram Stories, Amazon, Tinder yani. Biz de anlamakta zorlandık. Tinder çağının haberciliği nasıl olur yeni nesil yayıncılık olacak. Kripto paralar var. Bunları değerli kılan nedir? Bunu anladığımızda bizim içeriğimizi de değerleyecek şeyi bulacağız. Şu an yeni girdiğimiz ortamı anlamaya çalışıyoruz. İkincisi kullanıcılara bu bocalama döneminde ücretsiz sunduğumuz bir şey sürdürülebilir bir gelire oturtmaya çalışıyoruz. Kolay değil bu. Bu marka gücünün ciddi anlamda kimlik değiştirdiği bir süreci yaşıyoruz. Bugün hayatımızda Facebook ve Google diye markalar var. Bu markaların el vermediği şeylerin ulaşması zor. Bu mecralar yutmak için elinden geleni yapıyor. Haberlerini bana yükle bak ben sana altyapıyı sunuyorum. Sen mecranı bırak gel bana gel diyorlar. Milyarlarca kişi geliyor bana. Sen kapat dükkanı benim AVM'ye gel diyor. Böyle ilerliyor hep. Sizler Facebook'a içerik yazan bedel ödenecek haber üzerine çalışacaksınız belki de ileride. Ciddi bir dönüşümün eşiğindeyiz. Bunun doğum sancısı hepsi.

Son güncelleme: 18:3326.12.2017
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp