Reklamsız Sözcü

Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay: Neden sürekli yemek düşünür olduk?

Tüm dünya çocuklarda obezite oranı için alarm veriyor. Bunun altında yatan sebebin şekerli, hazır gıdalar tüketimindeki artıştan ziyade, çocukların 'yemek' algısı ile oynanması olduğunu belirten Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay soruyor: Neden sürekli yemek düşünür olduk? Evde çocuklar için özel tariflerde yemekler hazırlanmalı mı? Çocuklar yemek yapmayı öğrenmeli mi? Çizgi filmler ve çocuk kitapları yemek konusunda nasıl mesajlar veriyor?

Eser AKGÜL
android-time 14:52 30 Aralık 2017
Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay: Neden sürekli yemek düşünür olduk?
Tüm dünya çocuklarda obezite oranı için alarm veriyor. Bunun altında yatan sebebin şekerli, hazır gıdalar tüketimindeki artıştan ziyade, çocukların 'yemek' algısı ile oynanması olduğunu belirten Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay soruyor: Neden sürekli yemek düşünür olduk? Evde çocuklar için özel tariflerde yemekler hazırlanmalı mı? Çocuklar yemek yapmayı öğrenmeli mi? Çizgi filmler ve çocuk kitapları yemek konusunda nasıl mesajlar veriyor?

Doğru beslenme algısının çocukluk yaşlarda edinildiğini belirten Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay, yemek yemeğe ikna etmek için çocukları ekran başına geçirmenin obeziteyi tetiklediğini, onlara sosyal medyada gördüğümüz ‘özel tarifler’ hazırlayalım derken geleneksel ‘tencere yemeğimizden’ uzaklaştığımızı, marketlerde abur cubur için ağlayan çocukların aslında şeker bağımlısı olduğunu söylüyor.

Peki medya acaba yemekle ilişkimizi nasıl bir hale getiriyor? Çocuklar izledikleri çizgi filmlerle, okudukları kitaplarla, okullarda ya da özel merkezlerdeki atölyelerle yemekle ilgili nasıl bir fikre sahip oluyorlar? Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay değerlendirdi:

Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay

Beslenme Uzmanı Didem Kanca Üstay

Sizin de dikkatinizi çekti mi? Son zamanlarda televizyon programları, sosyal medyadaki paylaşımlarımız, alışveriş merkezlerindeki etkinlikler… Her yerde yemekle ilgili bir şeyler karşımıza çıkıyor. Algımızı bozan bu yemek bombardımanı sürekli yemek yemeyi düşünmemize yol açıyor.Bu nedenle sürekli acıkıyoruz ve ekran başında yerken de ne ne yediğimizin farkına varıyoruz ne de doyduğumuzun.

Çocukları bile müşteri haline getiren yemek atölyeleri, televizyonlardaki yemek yarışmaları, sosyal medyada yemek fotoğrafları, medyada çocuklara özel yemek tarifleri (ki çocuklara özel tarif yoktur eğer çocuğunuzda herhangi önemli bir rahatsızlık yoksa) büyükler için sağlıklı yemek tarifleri, diyet tarifler… Sürekli yemek düşünür olduk. Üstelik bu ‘sağlıklı’ yemek önerileri herkesin derdi oldu; sosyal medya anneleri bir sertifika ile beslenme uzmanı oldu, yemek kitabı yazdı. “Çocuklarınıza keçiboynuzu unundan cupcake yapın, kinoalı waffle yedirin, sabahları avokadolu yumurta pişirin, somon köfteleri yapın” demeye başladılar. Peki burada nasıl bir sorun var? Bu paylaşımları gören anneler panik halinde “Çocuklarımıza az mı yediriyoruz, yanlış mı yediriyoruz?” endişesine kapıldı. Üstelik birçoğumuz waffle nedir bilmezken, somon balığı alamazken… Yine üstelik bu tariflerin geleneksel ve yöresel beslenme alışkanlıklarımızla hiç alakası da yokken… Bütün bu önerileri verirken de ‘bence en iyi beslenme türü bu’ diyorlar ki bilimde ‘bence’ diye bir şey yoktur. Bilim herkes için doğruyu aradığı için bilimdir. Medyadaki bu algı oyunu ise sadece parayı hedefler, ülkemize sürekli ithal ürünler getirmeye çalışarak üretimimizi ve dolayısıyla ekonomimizi bozmaya oynar.

Bakın bir zamanlar Amerika Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger ne demiş: Petrolü kontrol ederseniz ülkeleri kontrol edersiniz. Yemeği kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz. Bugün Amerika %65-70 obezite oranına sahip, bugün AVM’lerdeki engelli park yerlerine obez kişiler araba park etme hakkına sahip. Yani obezlere engelli statüsü verildi. Kendi toplumunu bu hale getiren bir ülke bizim çok mu iyiliğimizi istiyordur sizce? Oralardan gelen kopya tariflerle, televizyon programlarıyla insanlarımız iyice uyutulduğu gibi sürekli ‘yemek’ düşündürtülüyor. İşin en acı kısmı da bu; artık bebekler de müşterileri oldu. Anne babalarda korku yaratıp, bebeklerini daha çok beslemeleri gerekirmiş gibi bir algı yerleştiriliyor. Oysa yemek, doğadaki tüm canlılar gibi acıkıldığında yenilen, doyulduğunda bırakılan, temel içgüdülerimize kulak verdiğimiz bir olgu olmalıdır.

Çocuklara yönelik yemek atölyelerine gelince… Bu etkinlikleri ‘çocuklar yemek yaparken sabretmeyi öğrenir, takım ruhu edinir, çocuğun motor gücü gelişir’ gibi argümanlarla faydalı bir şekle sokmaya çalışıyorlar. Tabi buralarda ayşe kadın fasulye, kabak yemeği, tarhana çorbası yapmak öğretilmiyor; cupcake, cookie, waffle gibi bizim kültürümüzün yemeklerinden uzak formlar gösteriliyor çocuklara.

Çocuk yarım saatte kek pişirirken sabretmeyi öğrenmez. Bunun için size daha güzel bir formülüm var; eğer çocuğunuza sabretmeyi öğretmek istiyorsanız ona küçük bir sebze bostanı yapın (artık evlerde de yapılabiliyor), çocuğunuz bostana bir fide eksin, her gün onu sulasın, büyümesini beklesin. Sonra da ürettiği ürünü pişirmeyi öğrenebilir. İşte asıl sabretmek budur.

Çocuk yaşta aşçılık öğrenmenin de doğru olmadığını düşünüyorum. Sanat, spor, bilim gibi dallarla bu yaşta ilgilenmesi gerekirken, yemek yapma üzerine uzmanlığı her yaşta edinebilecekken diğerleri için geç kalmayın. Bırakın takım ruhunu, motor becerilerini geliştirmeyi kek yaparken değil spor yaparken, sanatla uğraşırken, bilimsel etkinliklerde yapsın. Atatürk'ün dediği gibi “Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.” Çocuklarınızla beraber yemek konusunda yapabileceğiniz en iyi şey akşam yemeği yaparken yanınızda tutmak ve siz ne yiyorsanız onu yedirmek. Onu yurtdışından devşirme formüllerle obez hale getirmeyin.

Atamızın söylediği şu söz de çok manidardır: “Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlâklısını severim.” Yani onları çağımızın hastalığı hareketsizlikten kurtarın. Bu, ona kek yapmayı öğretmekten daha faydalı.

Böyle gidersek 10 sene sonra çok daha fazla ciddi oranda çocuklarda obezite etkisini göreceğiz. Bırakın çocuklar koşsunlar, oynasınlar, tiyatroya gitsinler, resim yapsınlar ama yemek yapmasınlar. Yemek, acıktıklarında yedikleri bir şey olsun. Yemek eşittir eğlence, yemek eşittir oyun olmamalı. Hiçbir bilimsel makale demez ki çocuklarınıza yemek yapmayı öğretin, çok faydalı diye. Olan makaleler de çocuklara sağlıklı sebze yemekleri yapmanın faydalarından bahsederler. Ama bizim kültürümüzde zaten tencere yemeği evlerde genelde yapılır. Bu çalışmaların yapıldığı ülkeler genelde Amerika ve İngiltere gibi çocuk obezitesinin yüksek olduğu yerlerdir ve önlem ya da durdurma amaçlı yapılmaktadır.

Avrupa Birliği'nde 2008'de 6-9 yaş arası her 4 çocuktan birisi kilolu ya da obez iken 2010'da bu rakam her 3 çocuktan birisi olmuştur.

PEKİ NELERE DİKKAT ETMELİ?

1. Çocuklara 1 yaşından itibaren evde ayrı yemek pişirilmez
2. Evde ev yemeği verilir
3. Sağlıklı kek, poğaca diye bir şey yoktur. Çocuklarınızı bu gıdalara alıştırmayın. Evde ona kek yerine meyve, kuru meyve, yoğurt, yaşına göre çerez verin.
4. Eve abur cubur almayın. Dışarıda yeterince yiyorlar. Ev tamamen sağlıklı bir ortam olmalı
5. Okullardaki menüler çok daha sağlıklı olmalı ve bazı özel okullarda açık büfe konsepti kaldırılmalı
6. Çocuklara yönelik yemek atölyelerine çocuklarınızı götürmeyin, onun yerine sanatsal ya da spor faaliyetlerinde zaman geçirsinler.
7. İthal ürünlere özenmeyin. Yerel ve yöresel yemekler yedirin.
8. Başka annelere prim vermeyin. Onlar da sadece sizin gibi anneler ve çoğu zaman yurtdışında sertifika aldık diye beslenme uzmanı olduklarını söylüyorlar. Bu konuda gerçek uzmanlara kulak verin.
9. Afilli gösterişli tariflerden uzak durun. Çocuklara gıdaları ne kadar yalın halinde verirseniz o kadar daha fazla o tatlara alışacaklar.
10. Rahat olun ve yemek odaklı yaşamayın.

Son verilere göre Türkiye’nin %22si obezdir ve %34 de fazla kiloludur. Yani her iki kişiden birisi ya fazla kilolu ya da obez oldu. 2014 verilerine göre de 15 yaşındaki çocukların %12’sinin fazla kilolu olduğu belirlenmiştir. Son 3 senede muhtemelen bu rakam daha da artmıştır. Gidişat bu kadar vahimken çocuklara yemek atölyeleri uygulanmasının çok yanlış olduğu kanaatindeyim. Ufak yaşlardan algılarına yemek iyice yerleştiriliyor.

Bunların yanında çizgifilmler ve çocuk kitapları da doğru seçilmeli. Size bir örnek vereyim bir çocuk kitabında aynen şu yazıyor: Patates kızartmasıyla köfte olsa ne iyi olurdu. Herkes çikolatalı pasta, patates kızartması, dondurma ve doyasıya oynamaktan çok mutlu olacağını söyledi.

Daha bunun gibi nice örnekler var. Aynı şey çizgi filmler için de geçerlidir. Mesela bir çizgi filmde uçaklar gelip kocaman bir waffle yapıyorlar ve üzerine çikolatalı sos döküyorlar. Başka bir bölümünde dondurma yapıp üstünü şekerlemelerle dolduruyorlar. Farklı bir çizgi filmde, ayı arkadaşlarına yemek yapmak için mutfağa giriyor. Bir sürü sağlıklı meyve sebze gösteriyor, arkadaşları “hayır onlar çok kötü” diyor. En sonunda ayı mutfağa girip kurabiyeler yapıyor. Hepsi iştahla yiyor. İşte çocuklarımız bunları izliyor.

İLGİLİ HABERAnnelerin çocuklarının beslenmesi konusunda en çok yaptığı hatalarAnnelerin çocuklarının beslenmesi konusunda en çok yaptığı hatalarİLGİLİ HABERDiyetisyenler nerede hata yapıyor?Diyetisyenler nerede hata yapıyor?

6662’ye SOZCU yaz gönder, reklamsız sözcü plus’a anında abone ol. (Türkiye'den)

Son güncelleme: android-time 15:3430.12.2017
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more