Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Yağdı yağmur çaktı şimşek

19 Temmuz 2017

ANALİZ

İstanbul yağmura teslim oldu. Sabahın erken saatlerinde başlayan aşırı yağış koca İstanbul'u bir anda göle çevirdi.
Metroyu su bastı, bütün alt geçitler, köprü altları, kavşaklar havuz gibi oldu. Trafik durma noktasına geldi, bir ara vapur ve motorlar bile çalışmadı. Elektrikler kesildi, televizyon yayınları durdu.
Bir gerçeği açıkça saptayalım. Meteoroloji uzmanları bu tür bir yağmurun 32 yıl önce yağdığını açıkladı. Dünkü İstanbul havası gerçek anlamda bir afet gibiydi.
Ancak benzer yağmurlar dünyanın pek çok ülkesinde görülüyor. Hatta özellikle tropikal bölgelerde bu yoğunluktaki yağışlar neredeyse her gün, bazen günde birkaç kere yaşanıyor. Ama hiçbirinde etkisi bizdeki kadar olmuyor.
Bunun tek nedeni var; aşırı rant hırsı nedeniyle doğanın dengesini bozmaya kalkmamız.
Doğa milyonlarca yıldır kendi dengesini koruyor. Doğa kendi alanlarında asla tahribat yapmıyor. Tahribat “insan elinin değdiği” yerlerde yaşanıyor.
İstanbul'da 200'ü aşkın dere var. Bunların çoğu rant hesabı ile kurutuldu, kiminin ise yatağı değiştirildi.
Normal yağışlarda bu dengesizlik kendini göstermiyor elbette ama işte dünkü gibi biraz aşırı kaçınca yağışlar doğa da kendi dengesini arıyor.
Kurutulan dere yatakları canlanıyor, yolu değiştirilen dereler asıl yollarını arayıp buluyor ve ortalık bir anda cehenneme dönüyor.
AKP 15 yıldır iktidarda ama Ankara ve İstanbul'da 1994'den bu yana iş başındalar. Hiç kesintisiz bugüne kadar bu iki büyük kenti AKP zihniyeti yönetti. Her iki kentte de biraz fazla yağmur yağsa hep aynı manzarayı görüyoruz.
Buna karşı bahaneleri hazır; “Bilmem kaç yıldır yağmayan yağmur yağdı, bu bir afet, dünyanın neresinde bu kadar yağmur yağsa aynı şey olur.”
Bunların hepsi palavra. İş bilmezliğin, yetersizliğin üstünü kapama gayretleri.
Elbette İstanbul'da derelerin ıslahı için büyük çabalar harcanıyor. Ancak rant uğruna her yeri imara açmaktan, olmadık yerlere çok yüksek binalar dikmekten, dere yataklarına villalar apartmanlar inşa etmekten, ağaçları acımasızca kesmekten ve yerine beton dökmekten, bilinçsizce yapılan yüksek duvarlardan asla vazgeçemiyorlar.
İstanbul 1994'ten bu yana benzer manzaraları defalarca yaşadı. Hatta bazılarında çok ciddi can kayıpları da verdik. Nitekim iktidar yetkilileri dün yağışla ilgili ilk açıklamalarında “can kaybı olmadığını” adeta “iftiharla” açıkladılar.
Dikkat edin yoğun yerleşim bölgelerinde yaşadığımız doğal afetler hep AKP'nin yıllardır iktidar olduğu yerlerde görülüyor. Çünkü rant hırsı en çok buralarda egemen. Üç kuruş daha fazla kazanmak uğruna aslında geleceğimiz heba ediliyor.
Selin açtığı maddi hasarlar kısa sürede giderilebilir. Ama asıl tehlike geleceğimizin kendi elimizle yok edilmesidir.
Bu rant hırsı devam ederse gün gelecek elindeki bir şişe suyu deviren çocuk bile büyük bir felakete yol açabilecek.
Dünkü İstanbul iktidara bir ders olmalı. Artık şu rant hırsını bir kenara bırakıp geleceğimizi nasıl kurtaracağımızı düşünmeye başlamalılar.

ŞAŞIRDIM

Erdoğan'ın uçağını kullanan pilot FETÖ'cü çıkmış

Artık giderek herşey birbirine karışıyor. Hep diyorum ya “O gece ile ilgili bilgilerimiz yüzde 15 bile değil” diye, işte buna son örnek Erdoğan'ın Dalaman'dan İstanbul'a getiren uçağın pilotunun da FETÖ'cü çıkması.
Kılıçdaroğlu söyledi diye makaraya saranlar var ama “Böyle şey olur mu?” demekten alamıyorum kendimi.
Çünkü yandaşlar Erdoğan'ın Dalaman'dan İstanbul'a gelişini bir “kahramanlık destanı” gibi anlatıyorlar. Erdoğan dualarla uçağa binmiş, pilotlara “size güvenebilir miyim” diye sormuş, pilotlar da “Ölümüne kadar” cevabını vermişlerdi. Uçağın bütün ışıkları kapatılmıştı, ayrıca pilot, uçak sanki THY uçağı imiş gibi sinyal vererek hainlerin kullandığı F-16'ları şaşırtmıştı. Atatürk Havalimanı'na iniş de tam bir kahramanlıktı. Uçak birkaç tur attıktan sonra son anda aydınlatılan piste inmeyi başarmıştı.
Oysa şimdi öğreniyoruz ki o FETÖ'cü pilot bırakın anlatılan önlemleri almayı uçağın yerini “kabak gibi” gösteren transponder'ı bile kapatmamış. Böylelikle sıradan biri cep telefonundan bile uçak
izlenebilmiş. Uçak iki saate yakın havada kaldığı halde, yerdeki çocuklar cep telefonundan Erdoğan'ın uçağını takip ederken F-16 pilotları uçağın yerini bir türlü saptayamamışlar.
Kim olsa şaşırmaz mı?

Bİ SORALIM BAKALIM

50 milyonun istikbalini kurtardık sözüne hâlâ düzeltme yapılmadı

Sarayın propaganda şovuna dönüştürülen 15 Temmuz Milli Birlik Günü törenlerine Erdoğan'ın konuşması damga vurmuştu. Milli Birlik Günü'nde bile ayırımcı bir konuşma yapan Erdoğan muhalefeti suçlamış, darbe gecesi konusunda kuşkusu olanları hain, darbeci, terörist, FETÖ'cü ilan etmişti.
Gerçi bunları daha önce de duyduğumuz için toplumun tepkisi fazla olmadı bu sözlere. Ama bir cümlesi vardı ki Erdoğan'ın işte o cümle söylendiği andan beri tartışılıyor.
Erdoğan darbe gecesi kahramanlıklarını anlatırken “Ama şunu da söyleyeyim, o gece sayesinde 50 milyonun istikbalini de kurtardık” dedi.
Sözü ilk duyduğumda “bir dil sürçmesi olabileceğini” düşündüm. Olabilir, 80 milyon yerine aklını çok taktığı yüzde 50 nedeniyle o an ağzından 50 milyon çıkmış olabilirdi.
Ancak bu sözler benim gibi milyonlarca kişinin de dikkatini çekmiş. Bir haftadır sosyal medyada yüz binlerce kişi “50 milyonun istikbalini kurtardık” cümlesini
tartışıyor.
Sosyal medyada, adı sanı olmayan birinin küçücük bir hakaret lafını bile anında saptayıp hemen gözaltı süreci başlatan saray nedense paylaşımı milyonları geçen bu tepkiye tek satır cevap bile vermedi.
Ayıp bir şey değil, “dil sürçmesi oldu” cümlesiyle yapılacak bir açıklama bile bu konuda kuşkuları bir anda kesecektir. Ama yapmıyor bunu saray. O zaman da bunun bir “dil sürçmesi” olmadığı kanaati güçleniyor.
O zaman merakımız şu oluyor; Eğer bu bir dil sürçmesi değilse Erdoğan'ın saymadığı 30 milyona ne olacak?

ÇOK GÜLDÜM

Ve kavga böyle başladı

Fıkra dizimize bugün iki fıkra ile devam etmek istiyorum.
Kadın çıplak, yatak odasındaki aynadan kendine baktı. Gördüğünden pek memnun kalmamıştı ki, kocasına dönüp, “Korkunç görünüyorum; yaşlı, şişman ve çirkinim” dedi ve devam etti; “Hadi bana bir iltifat yap, buna ihtiyacım var” Kocanın cevabı: “Gözlerin iyi görüyormuş.”
Ve kavga böyle başladı……

* * *

Karım, yaklaşmakta olan yıldönümümüz için çaktırmadan ayak yapıyordu. “Üç saniyede hızla 0 dan, 100 ye çıkabilen bir nesne istiyorum” dedi. Bir baskül aldım ona!.
Ve kavga böyle başladı…

MERAK ETİĞİM ŞEYLER

Veysel Amca'nın sözlerine hiç tepki gelmedi

Adalet Yürüyüşü'nün sembollerinden biri haline gelen Veysel Amca (Kılıç) geçen hafta Halk TV'deki Yazıişleri programının konuğu idi.
Hava Harp Okulu'nda okuyan oğlu bir grup okul arkadaşıyla birlikte cemaatin dinci faşist kalkışma gecesinde “tatbikat yapılacağı” bahanesiyle İstanbul'a getirilmiş sonra da tutuklanmıştı.
Veysel Amca o günden bu yana oğlunun suçsuz olduğunu iddia ederek hergün “tek kişilik eylem” yapıyordu.
Mütedeyyin kimliği ile bilinen ve darbe gecesi soluğu sokakta alarak darbecilere karşı direnişe geçen Veysel Amca Adalet Yürüyüşü'nü öğrenince tereddütsüz bu eyleme katılmış ve Ankara'dan İstanbul'a kesintisiz yürümüştü.
Darbe gecesini, oğlunun tutuklanmasını ve Adalet Yürüyüşü'nü HalkTV ekranlarından gözyaşları içinde anlatan Veysel Amca çok çarpıcı bir iddiada da bulunmuştu.
Şöyle demişti; “15 Temmuz günü hiç programda olmamasına rağmen Hava Kuvvetleri Komutanımız Yalova'daki kampa gelmiş. Burada komutanlara (Çocukları fazla yormayın, spor ve talim yaptırmayın, akşama onlar bize lazım olacak) demiş. Buradan soruyorum sayın komutanımıza, bu sözleri niye söylediniz?”
Aradan neredeyse bir hafta geçti. Kamuoyunda da hayli ilgi gören Veysel Amca'nın bu iddiasına karşı hiçbir açıklama yapılmadı.
O halde bir kere daha soralım; “Hava Kuvvetleri Komutanı programında olmadığı halde darbe günü Yalova'daki kampa gitti mi? Orada komutanlara çocukları fazla yormamalarını emri verdi mi?”

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more