Sevgili okurlarım, bugünkü yazımda sizlerle dört ayrı konuyu birden paylaşmak istiyorum.
Önce, ilk konumuzla ilgili bir soru sorayım:
Türkiye’de gazeteciler üzerinde iktidar baskısı var mı?
Bu soruya hayır demek isterdim ama ne yazık ki var. Bu baskıyı özellikle yandaş olmayan her gazeteci üzerinde hissediyor.
Görevimizi çok zor koşullar altında yaptığımızı, Demokles’in kılıcının her an başımızın üzerinde sallandığını bilmenizi isterim.
Daha fazlasını yazmaya elim varmıyor.

*  *  *

Gözaltına alınan, tutuklanan nice gazeteci arkadaşlarımız var. Suçlarının ne olduğu bilinmiyor.
Ancak bir kez tutuklandıklarında tahliye edilmeleri aylar boyunca mümkün olmuyor.
İşte size Cumhuriyet Gazetesi’ndeki arkadaşlarımız.
Bazıları tam dokuz ay hapishanede kaldı, önceki gün ilk duruşmada tahliye edildi. Bir
bölümü ise içeride çile çekmeyi sürdürecek.
Suçu olmayan insanlar nasıl olur da dokuz ay boyunca duvarların ve kilitli kapıların ardında yaşamaya mahkûm edilir?
Bu soru sadece gazeteciler
için değil, hapishaneleri doldurmuş olan on binlerce kişi için geçerli.
İşte size SÖZCÜ’deki arkadaşlarımız Gökmen Ulu ve Mediha Olgun.
Bugün itibarıyla ikisi de 65 günden bu yana tutuklu! Suçları nedir, bilinmiyor.
Önüne gelen içeri tıkılıyor...
Savcılık iddianamelerinin hazırlanması aylar alıyor, suçu olmayan her kesimden masum insanlar, suçlu muamelesi görerek onlarla birlikte yatırılıyor.
İktidarın bu hukuksuzluğa mutlaka çare bulması gerek ama kimi kime şikayet edeceksiniz!

En büyük köy İstanbul!


İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1994 yılından bu yana aynı zihniyetin elinde tutsak.
Tayyip Erdoğan’la başlayan bu süreçte demek ki tam 23 yıl geçmiş.
İstanbul, 20 milyona yaklaşan nüfusuyla dünyanın en büyük köyü.
İstanbul, yandaşların rantına ve çok büyük kazançlarına teslim edilmiş durumda.
Önüne gelen bu büyük köyü yağmalıyor.
Altyapı bitik, sıfıra yakın.
Bir yanda bir dairesi milyonlarca dolara satılan gökdelenler, öbür yanda sefalet, perişanlık.
İstanbul’un o güzelim camileri bile bu yağmadan nasibini dolaylı olarak
aldı.
Camilerin görkemli manzarasına bir bakıyorsunuz, karşınıza iğrenç görüntüler çıkıyor:
Minarelerin arasından fışkıran 20-30 katlı gökdelenler... İnsan gördükçe utanıyor.

*  *  *

Biraz şiddetli bir yağmur veya kar yağdığında, köy teslim bayrağını hemen çekiyor ve son iki yağmur ve fırtınada olduğu gibi rezil oluyor.
AKP zihniyeti tarafından yönetilen ve yağmaya açık olan bu köyün cilası, hızlı bir yağmur ve kar yağdığında hemen kazınıyor.
Bu Büyükşehir Belediyesi paraya para demiyor, her yıl trilyonlar harcıyor.
Önlemler nerede, altyapı nerede?
Kesinlikle inanıyorum, bu paraların en az yarısı yandaşların ceplerine hortumlanıyor.
Kimi kime şikayet edeceksiniz!

Yeni “imparatoru” beklerken


Kebapçı basan, milli takıma çağırdığı futbolcularla prim kavgasına girişen, artistik (!) mimikleri ve jestleriyle gösteriler düzenleyen, milli takıma uluslararası alanda bir tek başarı kazandırması mümkün olmadığı halde hak etmediği paralar kazanan “İmparator (!) görevi bırakmak zorunda kaldı.
Son olarak adını kebapçı baskınıyla duyurmuştu!
Bu uzun yıllar süresince kendisini koruyan ve üzerine hiçbir biçimde gitmeyen iki unsur vardı:
AKP iktidarı ve iktidarın has adamı olan Federasyon Başkanı Yıldırım Demirören.
Zaten bunlar birini koruma altına almışsa, ona hesap soracak hiçbir güç olamaz.
Nitekim gerek Federasyon ve gerekse Fatih Terim’e hesap soracak bir babayiğit bu uzun yıllar içerisinde hiç çıkmadı.

*  *  *

Şimdi burada bir kez daha soruyorum:
- Fatih Terim istifa mı etti,
kovuldu mu?
- Kendisine şimdi 3.5 milyon Euro tazminat ödendiği doğru mudur? Doğruysa, bu tazminat neye göre ödenmektedir? Kendisine ve ekibine bugüne kadar “Başarıları (!)” karşılığında ne kadar prim verilmiştir? Taraflar bu sorulara yanıt vermekten niçin kaçınmaktadır?
İş bununla da bitmeyecek ve devamı gelecek. Er ya da geç, bizim imparatorun yerine yeni bir isim atanacak.

*  *  *

Bazı konular vardır, orada eğer kamu parası varsa işin içinde gizlilik kavramı olamaz.
İlgililer şimdiden hazırlıklı olsun, onun yerine gelecek kişiye kaç para maaş ödeneceğini, ne kadar prim verileceğini falan bundan sonra sık sık ve ısrarla soracağız.
Sormak zorundayız.
Belki yine susacaklar ama biz o zaman “Kimi kime şikayet edelim” demeyeceğiz!

Ve Merve olayı


Bir diplomatın büyükelçi düzeyine gelmesi kolay iş değildir. O kişinin Dışişleri Bakanlığı’nda en az 20 yıl dirsek çürütmüş olması gerekir.
Şimdiki iktidar bu altın kuralı da çöpe attı. İstediği her kimseyi büyükelçi yapıyor.
İşte size son iki örnek!..
Son kararname ile iki İslam ülkesine, Malezya ve Kuveyt’e atanan iki kadın büyükelçi! Tek özellikleri var:
Örtülü olmak!
Biri Türkiye’de çeşitli olaylara karışan, ABD’nin çıkarları dışında başka hiçbir ülkeye hizmet vermeyeceği konusunda yemin edip ABD vatandaşlığına geçen Merve!
Şimdi yeniden TC vatandaşlığına alınmış...
Eski bir ABD vatandaşı, şimdi “Türk Devleti’ni” dışarıda temsil edecek! Allah aklımızı korusun!
Öteki ise Aile Bakanı Fatma Betül Sayan’ın kız kardeşi Ayşe Sayan.
İki yandaş torpilli, iki AKP’li, iki örtülü!..
Ne acıdır, büyükelçiliklerimiz bile artık siyasetin oyuncağı oldu.
Söyleyin, kimi kime şikayet etmeli!