Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Konuşun be kardeşim, konuşun!

17 Aralık 2017

Sevgili okurlarım, Türk yargısının elinden kaçırılan rüşvet ve yolsuzluk dosyasına şimdi ABD yargısı bakıyor.
Bu bizim ayıbımızdır.
Rüşvetin, yolsuzluğun, vurgunun partisi ve partilisi olmaz.
Kimlerin adı bulaşmışsa onlar hesap vermekle yükümlüdür.
Hiç kimse, hiçbir iktidar “Benim hırsızım iyidir, benim teröristim iyidir” deme hakkına sahip değildir.

* * *

Rıza Sarraf olayında Türkiye'de bazı Bakan Bey'lerin isimleri çok ciddi rüşvet olaylarına bulaştı.
Bu olayların davası ne yazık ki şimdi ABD mahkemesinde görülüyor.
Niçin?..
Çünkü biz görmezden geldik, adı bulaşanları sadece ve sadece siyasi koruma içgüdüsüyle görmezden geldik, unutturmaya çalıştık.
Al bakalım şimdi, Türkiye'de olup bitenlerin kararını Türk yargısı değil, elin oğlu verecek.
Verecek de, acaba nasıl verecek!
Örneğin kendi kıçını kurtarmak için savcıyla uzlaşan ve itirafçı olan İranlı Rıza acaba ceza alacak mı?
Ya da kurtulup elini kolunu sallaya sallaya Türkiye'ye mi gelecek?
ABD'nin hukuk sistemini yeterince bilmediğimiz için bu konuda bizim bir şey söylememiz mümkün değil.
Eğer Türkiye'ye gelirse kendisine görkemli karşılama törenleri yapılmalıdır!

* * *

Düşünün… Henüz 20'li yaşlarının sonunda olan uyanık bir İranlı, boyundan büyük işlere kalkışıyor… Ve milyarlarca dolarlık işlere girişiyor.
Güya altın ticareti yapıyor, İran'a karşı uygulanan ABD ambargosunu deliyor ve bu kazancını sürdürmek için Türkiye'de inanılmaz boyutlara varan rüşvet dağıtıyor.
Bu karmaşık süreçte birkaç adet düzmece şirketi ve çevresinde kendi adamları var.
Milyarlar havada uçuşuyor.
Rüşvet dağıtmaya eli mahkûm zira bu kadar büyük parayı dünyanın hiçbir yerinde bir kişiye yedirmezler!
Dünyanın her yerinde böyledir…
Başkaları da paylarına düşeni almak zorundadır!

* * *

Uçan kuştan haberi olan Türk devleti bu adamın oynadığı oyunu, yaptığı sözde ticareti bilmiyor muydu!
Elbette ki biliyordu ama ona dokunmadılar.
Bu şahıs kimin, kimlerin koruması altındaydı, niçin dokunulmadı?
Devlet, Türkiye'de olduğu dönemde Rıza'yı aslanlar gibi korudu, arka çıktı.
Ne zaman ki ABD mahkemesinde itirafçı oldu, ötmeye, bildiklerini ve dağıttığı rüşvetlerin bir bölümünü anlatmaya başladı, işte o zaman bizim iktidar tarafından “Hain” ilan edildi.

* * *

Rüşvet iddialarında dört önemli isim geçiyor.
Dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan.
Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler.
Dönemin AB Bakanı Egemen Bağış…
Ve yine dönemin Halkbank Genel Müdürü Süleyman Arslan.

* * *

İranlı, ABD mahkemesinde Zafer Çağlayan'a 40-50 milyon Euro dolaylarında rüşvet verdiğini açıkladı. Bu nasıl bir rakamdır! Varsayalım kazancının yüzde 10'unu veriyordu… Eğer verdiği rüşvet buysa, bu işlerden kaç para kazanmış olması gerektiğini siz hesaplayın!
Peki nerede bu İranlının vurgun paraları, Türk bankalarında mı?
Sanayi yatırımları yapıp oralara mı harcadı?
Hayır, yok böyle şeyler, paraların nerede olduğu bilinmiyor.
Peki Zafer Çağlayan niçin suskun, niçin konuşmuyor, ağzını niçin açamıyor?

* * *

Rıza'ya “Sen merak etme abicim, bizim bakanlıkta dosyan yok. Maliye'de de yok. Gerekirse senin önüne yatarım” diyen İçişleri eski Bakanı Muammer Güler nerede?
Oğlunun evinde milyonlar bulunmuştu, para sayma makineleri ve çelik para kasaları ele geçmişti.
Bu arkadaş acaba niçin konuşmuyor?

* * *

Egemen Bağış'ın evine çikolata ve ayakkabı kutularıyla gönderildiği iddia edilen yüz binlerce dolar rüşvet…
Ve uyanık tüccar Rıza, kutuları hazırlayıp paraları teslim edecek adamına şöyle diyor:
“Aman haa yanlış yapma. Euro değil dolar olacak…”
Çünkü dolar daha ucuz!

* * *

Bir devlet bankası olan Halkbank'ın Genel Müdürü Süleyman Arslan…
Evinde polisler tarafından yapılan aramada ayakkabı kutularına istiflenmiş milyonlarca dolar bulundu. Bu paraları Çorum'da yapılacak imam hatip lisesi için topladığını ve evinde sakladığını söyledi!

* * *

Rüşvet iddialarının önde gelen dört ismi bunlar… Türkiye bu isimlerle çalkalanıyor, Rıza verdiği rüşvetlerin bir bölümünü ABD yargısı önünde itiraf ediyor.
Bu şahıslar yıllardan beri derin bir sessizliğe gömüldü. Oysa konuşmaları, kendilerini savunmaları gerek.
Aksi takdirde herkesin kafasında “Demek ki bunlar malı götürmüş” kuşkusu oluşur, çok ayıp olur!
Şimdi gelelim sorularımıza:
Rüşvet aldılar mı, almadılar mı?
Niçin suskun kalıyorlar?
Üzerlerinde baskı ve tehdit mi var?
Başka bir şeyden mi korkuyorlar?
Eğer almadılarsa niçin ortaya çıkıp kendilerini savunmuyorlar?
Her biri kuzuların sessizliği rolünü oynuyor.
Çıkın ortaya ve konuşun be kardeşim…
Neler olduğunu bilelim.

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more