Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Önyargıları yıkmak

29 Aralık 2017

Yıl, 1917.
“Çoğunluktan yana” anlamına gelen Bolşevik­ler, “Barış, Ekmek, Adalet” talebiyle ayaklanarak, despot Çarlık rejimini yıktı.
20'nci yüzyılı derinden et­kileyecek en büyük sosyalist devrim kuruldu.
Ancak. Enkaz devraldı:
– Ülke dünya savaşından çıkmıştı ama bu kez iç savaş yaşanıyordu.
– Halkın üçte biri açlık yaşı­yordu.
– Rusya'daki 4 bin 877 iş­letmeden sadece 2 bin 984'ü çalışıyordu.
– “Nitelikli nüfus” yurtdışına kaçıyordu.
Kaos yaşanıyordu:
– Kimileri “halk mahkemesi” kurup Tanrı'yı yargılayıp ölüm cezasına çarptırıp, gök­yüzüne kurşun yağdırıyordu!
– Kimileri artık çalışmamak için saat kulelerine ateş ediyordu!
Pek de beklemediği devrimi avucunda bulan Lenin ne yapacaktı?
Marks-Engels genellikle anti-kapitalizm üzerine çalışıp-yazmışlardı. Onlara göre tarihi süreç belliydi; kapitalizmin bir üst aşaması sosyalizm idi.
Ama… Sanayileşmemiş ve dolayısıyla proletarya bilinci yaygınlaşmamış, gelişmiş burjuvazi olmayan ve savaşlarla boğuşan Rusya'da kurulmuştu sosyalizm.
Rusya'da “erken doğum” olmuştu!
Keza.
Lenin'in, 1871 yılındaki 72 günlük Paris Komünü dışında ders alacağı pratik de yoktu.
Önce bekledi: “Almanya ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerin­de de sosyalizm kurulacaktı!” Ne gezer! Onlar da Kızıl Ordu'yu bekliyordu; “gelse de sosyalizmi kursa” diye.
Sonuçta…
İş başa düştü; “prematüre bebek” yaşatılacaktı…
Ama nasıl?

Lenin, Marks'a karşı!

Tarihte… Hiçbir yeni düzen için ekonomik mücadele bu kadar önemli olmadı.
Tarihte… Hiçbir zaman ihtilalcılar bu kadar iktisatçı olmak zorunda kalmadı.
Öncelikle aç halkı acilen do­yurmaları gerekiyordu. Nasıl olacaktı?
Her devrim, bilgi teorisin­de bir yeniden arayıştır.
Sovyetler Birliği'nde “mer­kezi ekonomi” doğdu.
Oysa… “Merkezi ekonomi” Marks teorisinde yoktu!
Bugün bile “sosyalizm” denince ilk akla gelen merke­zileşmiş ekonominin teorisye­ni solcu bile değildi! Asker kökenli İtalyan iktisatçı Prof. Dr. Enrico Barone (1859- 1924) idi!
İtalyan devrimci Gramsci'nin deyimiyle Lenin, Marks'ın “Kapital”ine karşı devrim yap­tı! Lenin, “Yeni Ekonomi Politika” planlamasıyla devri­min iktisadi yolunu çizdi.
Hedef; hızlı sanayileşmey­le yüksek kalkınma hızına ulaşmaktı!
Oysa…
Marksist teoride “hızlı kalkınma sağlamak” diye bir tanım da yoktu.
Evet Sovyetler Birliği “kendine özgü sosyalizmi” inşa ediyordu. Buna “Mark­sizm-Leninizm” dendi.
Bir ülkeyi cehalet çizgisin­den alıp, modern endüstri ve makineli tarıma geçirmek hiç kolay olmadı. Ne küçük mül­kiyet anlayışı yok edilebildi, ne de kağıt üstünde dururken hoş gözüken “eşit işe eşit ücret” uygulaması sorunsuz oldu.
Köylüye, işçi tulumu giy­direrek ya da emekçi okulları açarak “sınıf bilinci” verile­medi.
İlk ayrılıklar/kapışmalar iktisattan kaynaklandı.
Öcü kavram “kapita­lizm” idi; merkezi eko­nomiye eleştiriler getiren Gromon-Bazarov gibi önemli iktisatçılar “sağ sapmacılık” ile yok edildi.
Bugün…
Fransız Devrimi'nin tüm “suçu” nasıl Robespierre'e yıkılıyorsa, Ekim Devrimi'nin tüm günahı da Stalin'e yıkı­lıyor.
Aslında kolaycılıktır bu. Zor­luklardan bir düzen kuran adamdı Stalin! Kafası netti; “ya sorunlarımızı çözeriz ya da çözemeyip emperyalistlerin oyuncağı oluruz…”
Haklı mıydı?

Yenilgi öğretmendir

Tarihsel zorunlulukları gör­meden…
Değer biçmek ya da eski deyimle ahkam kesmek kolaydır!
Stalin…
İki büyük dünya harbine ve iç savaşa rağmen “prematü­re bebeği” yaşattı, büyüttü.
Bebeğin sütünü, ekmeğini verdi; okullarda okuttu; meslek sahibi yaptı; kimseye muhtaç olmayacağı bir hayat kurdur­du.
İyi de, bu insan niye Sov­yetler Birliği'ni yıktı?
Stanislov Gomuka'dan Paul Cook'a kadar tüm ABD'li Sovyetologlar, Sovyetler Birliği'nin çöküşünü öngöre­medi. Çünkü:
Sovyetler Birliği'nin ne eko­nomik ne de teknolojik hiçbir yetersizliği vardı. Örneğin…
– Her evde buzdolabı, çama­şır makinesi, televizyon vardı. Çoğu ev ikinci televizyonu­nu alıyordu.
– Bankalarda çoğu kişinin mevduatı vardı.
– Maaşlar-ücretler artıyor buna karşılık tüketim malların­da 40 yıldır zam yoktu.
– Eğitim, sağlık vb. hizmetle­rin bedava olduğunu yazma­ya bile gerek yok.
Evet Sovyetler Birliği eko­nomisinde ciddi bir sorun yoktu…
Sorun neydi biliyor musu­nuz:
“Yeni insanı” yaratama­dılar.
İnsan bilincini mülkiyet hırsından koparamadılar.
Oysa. Sosyalizm, eşitsizli­ğin kaynağı özel mülkiyeti yok sayan ve karşılıksız çalışmayı yaşamın büyük sevinci haline getiren bir rejimdi.
Fransız devrimi nasıl burjuvaziye yenildi ise Sovyet devrimi de mülkiyete yenildi.
İnsanoğlunun tarihsel bü­yük yürüyüşünde yenilgiler hep oldu. Ama insanoğlu her seferinde ayağa kalktı; yenil­gilerinden dersler çıkarıp yürüyüşünü sürdürdü. Çünkü…
Her büyük gerçeklik/her büyük pratik insanoğlunun düşünme yeteneğini arttırır.
Uzun yürüyüş bitmez/bitme­yecektir…

6662’ye SOZCU yaz gönder, reklamsız sözcü plus’a anında abone ol. (Türkiye'den)

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more