Reklamsız Sözcü
UĞUR DÜNDAR

Müjdat Gezen’den Ezop masalı!..

30 Temmuz 2017

60'lı yılların başı…
Dünyanın en güzel kentlerinden biri olan İstanbul'da, vahşi arazi ve yapı yağması henüz başlamamış…
Dere yatakları beton yığınlarıyla doldurulmadığı için, yağış sonrası her yeri su basmıyor!..
Bebek ve Florya gibi kıyı semtlerinde deniz, içinde kitap okunacak kadar berrak…
Şimdi Galatasaray tesislerinin bulunduğu Şenlikköy'deki boş arsalarda mahalle maçı yapmaya giden çocuklar, tavşanlar yesin diye çalı aralarına havuç bırakıyorlar.
Attila İlhan'ın şiirlerinde, Sait Faik ve Oktay Akbal'ın hikayelerinde anlattığı semtlerin, kuşaklar boyu oralarda yaşamaya alışmış insanları, rantçılar tarafından köklerinden koparılıp hiç tanımadıklara yerlere sürülmemişler…
Küçük Paris olarak ünlenen Samatya bir şenlik!..

*  *  *

İşte o yıllarda Samatya'ya komşu semt olan Yenikapı'da Kemal Abi'nin “Üniversite Lokali” adlı bir yeri var.
Buraya genellikle iki grup hakim:
“Genç Edebiyatçılar” ve “Konservatuvarlılar…”
Doğan Hızlan, Demir Özlü, Adnan Özyalçıner, Sennur Sezer ve adını sayamayacağım pek çok isim, “Edebiyatçı” gençler… Savaş Dinçel, Ali Poyrazoğlu, Celile Toyon, Müjdat Gezen de “Konservatuvarlılar” grubunda yer alıyorlar…

*  *  *

60'lı yıllar, aynı zamanda okumaya, kitaba önem verilen yıllar olarak da anılırdı.
Geçenlerde “Edebiyatçı”lardan Doğan Hızlan Ağabey ilginç bir öneride bulundu:
“Okuduğumuz kitapları yeniden okumak…”

*  *  *

Kadim dostum, büyük mizah ustası Müjdat Gezen, bu öneriyi çok yerinde buldu ve hemen “Halk Kitap”tan çok sayıda kitap aldı. Eskiden okuduklarımızın yeni basımı olan kitaplar, bir solukta okunabilecek türden.
Hem Türk Edebiyatı'ndan seçmeler var, hem de dünya çocuk edebiyatından…

*  *  *

Gerisini sevgili Müjdat'ın mektubundan okuyalım:
“Canım Kardeşim Uğur,
(…) Çocuk yanım ağır bastı ve önce onları okumaya başladım. Polyanna, Oliver Twist, Pinokyo, Seksen Günde Devrialem, Ezop Masalları… Her birini okumak sadece bir günü alıyor.
Çünkü hâlâ aynı sıcaklığı koruyorlar!
Ezop Masalları'nı okurken içlerinden bazılarını işaretledim.
Satır altlarını çizmek veya işaretlemek bende alışkanlıktır. Başka türlü okuyamam.
“Başöğretmen”den (ATATÜRK) kalma olsa gerek!..
Hoşlandığım masallardan birini, senin aracılığınla değerli SÖZCÜ okurlarıyla paylaşmak istedim:

KÖR ADAM

Bir köyde yaşayan kör (görme engelli) bir adam varmış.
Eliyle dokunduğu her şeyi tanır, onun ne olduğunu söylermiş. Aynı şekilde hayvanları da ayırt edebilirmiş…
Bir gün arkadaşları, kör adama bir kurt yavrusu getirip “Bil bakalım bu nedir” diye sormuşlar.
Adam, kurt yavrusunu eline almış ve her yerini elleriyle incelemiş.
Ancak ne olduğuna kesin karar verememiş.
En sonunda:
“Bu ya bir kurt yavrusu, ya tilki yavrusu ya da onun gibi bir hayvanın yavrusu. Orasını kesin anlayamadım ama bu hayvan koyunların yanına bırakılacak bir hayvan değil” demiş.
Bunun üzerine arkadaşları:
“Kötülerin ne mal olduklarını anlamak için göze gerek yok, onların ne oldukları dışarıdan da anlaşılıyor” demişler!..

*  *  *

Masal da böyle bitmiş!
Eee masal Ezop'tan, anlatmak Müjdat Gezen'den, yorumlamak da sizden…

Uğur Dündar
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more