Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Cemaat eziyet çekiyor ama AKP aleyhine tek satır etmiyor

2 Ocak 2018

YENİ ÖĞRENDİM

Cemaat eziyet çekiyor ama AKP aleyhine tek satır etmiyor

Yılbaşından bir gün önce çok sevdiğim dostlarımdan biri aradı. Ailesinden biri halen FETÖ davaları nedeniyle tutuklu. Silivri Cezaevi'nde kalıyor. Söylediğine göre son derece Atatürkçü olan bu aile ferdi içine düşürüldüğü kumpası ortaya çıkarmasına rağmen hâlâ hapisteymiş. Bunda görülen davalardaki duruşma aralarının çok uzun olmasının da etkisini olduğunu söyledi. Bir kişi haklılığını kanıtlasa bile birkaç ay sonraki duruşmaya kadar eli kolu bağlı kalıyormuş. Yakın dostum hapishane izlenimlerini ve aile yakınının anlattıklarını da aktardı bana. Öncelikle “FETÖ'cü” tanımıyla hapse atılanlara içeride pek iyi davranılmıyormuş. İçeride hayli kalabalık olmalarına rağmen cezaevi yönetimleri ile tutuklular arasında sürekli sürtüşmeler oluyormuş. Dostum “Kimi kadın gardiyanların türbanlı cemaatçi kadınların başlarını açtırarak fotoğraf çektirdiklerini anlattılar” dedi. Çok şaşırdım tabii. “Bu çok fena bir şey, bunu yapanlar nasıl insanlar?” diye tepki gösterdim. Dostum “Sakın şaşırma, bu kadın gardiyanlar öyle CHP'li falan değil. Hepsi AKP'nin fedaisi gibi çalışıyormuş” dedi. Söylenen doğruysa bu fotoğraflar niçin çekilir? Herhalde “söz dinlemezlerse” ortalığa saçılacaktır. Ancak bütün bunlara rağmen çok ilginç bir durum da var. O da şu; Darbeye katılmak, FETÖ'ya üye olmak, ByLock sistemini indirmek, cemaatin bankasına para yatırmak, çocuklarını cemaatin okullarına ya da dershanelerine göndermekle suçlanan ve hapiste yatan cemaatçiler çektikleri bütün eziyete rağmen hiçbir şekilde AKP iktidarı aleyhine konuşmuyormuş. Dostum “İçerideki yakınımın anlattığına göre kimsenin ağzından AKP'yi ya da Erdoğan'ı eleştiren bir cümle çıkmıyormuş. Sanki ağız birliği yapmışlar gibi iktidara yönelik tek kelime etmiyorlarmış” dedi. Tabii bunu görmek ve anlamak için ille hapishaneden bilgi almaya da gerek yok. Bu durum bütün duruşmalarda kendini gösteriyor zaten. Onca insan yargılanıyor ama hiçbirinden iktidara yönelik bir eleştiri duymuyorsunuz. Hatta tam tersine halka ateş açarken yakalanan subaylar bile haksızlığa uğradıklarını, darbe ile hiçbir ilgilerinin bulunmadığını, bu hükümete karşı olmadıklarını söyleyerek mahkemeleri etkilemeye çalışıyorlar. Entelektüel birikimleri çok üst düzey olan Ali Bulaç, Şahin Alpay gibi isimler bile iktidarı hiçbir konuda eleştirmezken cemaati ve mensuplarını yerden yere vuruyorlar savunmalarında. Peki, neden böyle oluyor? Bana göre cemaatçiler hâlâ kendilerini AKP iktidarından farklı bir yerde görmüyorlar. Belli ki çoğu bu günlerin geçeceğine ve AKP ile birlikte kaldıkları yerden devam edeceklerine inanıyorlar. Önemli bir bölümü ise tutuklu olmalarına Erdoğan'ın karar verdiğine ancak o affederse hapisten çıkacaklarını düşünüyor ve bu nedenle aleyhlerine kullanılabilecek bir cümle söylememeye çalışıyor. Şu konu bile Türkiye'de yargının ne hale geldiğinin bir göstergesi. Artık kimse yargıya güvenmiyor, inanmıyor.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Küçük bir konu ama insan titiz olunca peşini bırakmıyor

Okurlarımdan Semih Kalkanoğlu  çok üretken bir isim. En önemli özelliklerinden biri de kalabalıkların mantığına göre “önemli-önemsiz” ayırımı yapmadan gördüğü yanlışlara mutlaka dikkat çekmek ve bunların düzeltilmesi için çaba harcamak. Kalkanoğlu pekçok kişi için belki de önemsiz görülecek bir konuda yine mücadeleci bir tavır sergilemiş yılın son günlerinde.

02krk05a_ist_izm_ant_ank_trb-1

Bakın nasıl anlatıyor; Fransa'nın en büyük iki hiper marketinden biri olan Carrefour'da sebze meyve bölümünde çok iyi bildiğimiz “şeker fasulye” kasası üzerinde “börülce” etiketini görünce, kızdım. Bunu İstanbul'da pazarlarda da çok görüyoruz. İstanbullular İzmir ve Ege Bölgesi sebzesi olan “börülce”yi bilmiyor. Başındaki adamı uyardım, bu sebze “börülce” değil, “şeker fasulye” diye. Adam demez mi, “bize gelen belgede -yani İstanbul Hali'nden çıkan belge- “börülce yazıyor.” Hadi buradan yakın. Adamın anlayacağı yok. Gittim müdüriyet tarafına. Biraz aklı başında iri kişi “müdür bugün yok, ben yardımcı olayım” dedi. Tabii ki o da anlamadı. “Ben aldığımız yere soracağım” dedi.

02krk05a_ist_izm_ant_ank_trb-2

“Yapma” dedim. “Size bunu yanlış gönderen adam zaten eğitimsiz, ben hata yapmışım, demeyecek. Israr edecek, bunun börülce olduğunu söyleyecek.” Semih Kalkanoğlu bunu bana yazarken “Bunu yayınlarsanız belki bu marketin Türkiye ortağı olan Sabancı Grubu'ndan birileri ilgilenir” diye not düşmüş.  Ya işte böyle. Bazı önemsiz gibi görünen konulara dikkat çeken ve sonuç almak için çok çabalayan insanlarımız da var.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

İYİ Parti ve CHP'ye anket oyunları

Seçim anketleri uzun süredir kamuoyuna bilgi vermeye değil kamuoyunu etkilemeye ve yönlendirmeye çabalıyor. Daha önceki yazılarımı hatırlayanlar olacaktır. İktidara yakın anket şirketleri aylar öncesinden “bugün seçim olsa” anketleri yayınlamaya başlıyorlar. Ortada bir seçim olmadığı ya da henüz seçime çok zaman olduğu için birçok kişi bu anketleri ciddiye almıyor ve etkilenmediğini sanıyor. Oysa bu sadece bir algı yanılsamasıdır.  Sürekli ve değişik şirketlerce arka arkaya açıklanan bu anketler sanki ciddiye alınmıyormuş gibi sanılsa da milyonlarca kişinin beynine “Bu seçimi de AKP açık ara kazanacak” fikri kazınıyor. Sonunda algı yaratmaya dönük anket sonuçları bir bakıyorsunuz gerçek sonuçlara dönüşmüş. İktidar yandaşı anket şirketleri şimdi yeni bir oyun peşinde. AKP'nin oylarının erimeye yüz tuttuğunu, CHP'nin oy kaybetmediğini, İYİ Parti'nin ise hızla büyüdüğünü gören bu şirketler şimdi yeni bir yöntemle algı yaratmaya çalışıyor. Buna göre AKP oyları yerinde kalırken İYİ Parti yükseliyor. Ancak İYİ Parti, AKP'den hiç oy alamıyor. İYİ Parti artık barajı aşmayacağı çok belli olan MHP'den ve CHP'den oy alıyor gibi gösteriliyor. Amaç CHP'nin panikletilmesi ve AKP'den önce İYİ Parti'ye karşı mesafe koymasının sağlanmasıdır.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Bunda bu kadar düşünecek bir şey yok ki

Kısa bir süre önce Başbakan Binali Yıldırım'ın Suudi Arabistan ziyaretinde yer alan ve daha sonra umreyi ziyaret eden AKP Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık, Türkiye'ye döndükten sonra türban takmaya karar vermiş. Çalık bu konudaki kararını Malatya'da partisinin Yeşilyurt İlçe Kongresi'ne katıldığı sırada açıklamış. Gazetecilerin türbanlı gördüklerinde doğal olarak şaşırdıkları Çalık, bu konudaki sorular üzerine, “Allah razı olsun. Evet, uzun zamandır kapanmayı düşünüyordum. Yüce Rabbim nasip etti. Umre vazifemizi yaptık. Allah kabul etsin, inşallah. Gönlünde olan herkese nasip eylesin” cevabını vermiş. Burada anlamadığım şu. Bir kişinin “inancı gereği” başını kapatıp kapatmamayı uzun süre düşünmesine gerek yok ki. Herkes özgürce “böyle inanıyorum o halde gereği gibi giyinirim” diyebilir. Uzun süre düşünülen ne olabilir? “Başımı kapatsam mı daha iyi yoksa kapatmasam mı? Hangisi benim için daha iyi olur” diye düşünmüş olabilir mi bu milletvekili? Sonunda türban takması halinde geleceğinin daha iyi olacağına karar vermiş olabilir tabii. Ayrıca bir kişinin aldığı karar için “Yüce Rabbim nasip etti” sözünü de anlamak zor. Bu durumda bu milletvekiline bugüne kadar inancı gereği yaşamamayı Allah nasip mi etmiyordu acaba?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

“Kendi rızaları var” deyince sanki akan sular duruyor

Şanlıurfa'daki bir ortaokulda bir öğretmenin öğrencileri için “kapanma partisi” düzenlediği ortaya çıktı biliyorsunuz. Şanlıurfa'daki Bozova Hacılar Ortaokulu'nda görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni G.İ.'nin düzenlediği kapanma partisinde henüz ortaokul çağındaki küçük kızlar başlarına türban taktıktan sonra ellerindeki pankartlarla poz vermişlerdi. Bu öğretmenin görüntüleri hiç çekinmeden facebook sayfasında yayınlanmasından sonra ortaya çıkan skandalda öğrencilerin gösterdiği pankartlarda ‘Kapandım mutluyum', ‘Şükür ki kapandım', ‘Haydi sen de kapan', ‘Ben de artık kapalıyım', ‘Hamdolsun kapandım' cümleleri yer alıyordu. Skandalın ortaya çıkması üzerine talaşa kapılan okul yönetimi  “Böyle bir etkinlikten haberimiz yok. Öğretmenlerin hepsini aynı anda denetleyemiyoruz. ‘Kapanma partisi'ni cuma günü öğrendik. Bunu düzenleyen öğretmenle telefonda konuştuk, durumu anlattı. Böyle bir etkinlik talebinin öğrencilerden geldiğini söyledi. Herhangi bir zorlama olmamış. Öğrencilerin kendi rızalarıyla konuyu dile getirmişler. Hafta sonu olduğu için herhangi bir inceleme, soruşturma olmadı. Hafta içi okullar açıldığında olayın detaylarını araştıracağız” demiş. Bu da çok moda oldu biliyorsunuz. “Dindar” geçinenlerin bir takım eylem ve söylemleri tepki çektiğinde “Kimseyi zorlamadık, rızaları vardı” açıklamaları yapılıyor hemen. Üstelik bu savunma taciz tecavüz olaylarında da kullanılıyor. Geçenlerde yakalanan tecavüzcü bir ahlak dersi öğretmeni de “Evet böyle bir şey yaptım ama onların da rızası vardı” diye konuşmuştu utanmadan.

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more