Reklamsız Sözcü

Ayhan Taş: Hoşgörüye ve tahammüle ihtiyacımız var

Ekranların güldüren yüzü Ayhan Taş yeni filmini ve tiyatro serüvenini Sözcü'ye anlattı...
Gamze KAYA
11:537 Ekim 2016
Ayhan Taş: Hoşgörüye ve tahammüle ihtiyacımız var
Ekranların güldüren yüzü Ayhan Taş yeni filmini ve tiyatro serüvenini Sözcü'ye anlattı...

Mahşer-i Cümbüş’ten Kardeş Payı’na, Anında Görüntü Show’dan Bayram Abi’ye kadar uzun uzun sohbet ettiğimiz Ayhan Taş, yeni filmini sevenleri için anlattı.  Ayhan Taş  yeni filminde, mahallenin bakkalı Bayram Abi karakteriyle karşımıza çıkıyor. Hepimizin özlediği mahalle sıcaklığını, dayanışmayı konu alan Bayram Abi’nin mutfağında ise Dikmen kardeşler var. Sempatik oyuncu, Türkiye’de doğaçlama tiyatronun geldiği noktayı, sanatı ve yaşamımı sevenleriyle paylaştı.

ayhan-tas2

Oyunculuğa tiyatro ile başladınız ve uzun senelerinizi verdiniz. Nasıl şekillendiriyor tiyatro insan yaşamını ?

Tiyatro çok şey katar insana. Meslek dışı bir şeydir. Hayatın ve insanın her yönüyle ilgilisinizdir. Toplumun yapısını ve dünyayı bilmeyi gerektirir. Siyaseti ve sanatı bilmeyi gerektirir. Türü ve türün nasıl bir dünya yarattığının farkındalığını gerektirir…

“TÜRKİYE’Yİ DOĞAÇLAMA TİYATRO İLE TANIŞTIRDIK”

Melih Cevdet Anday, Nazım Hikmet gibi usta kalemlerin değerli eserlerini yaşatan biri olarak son dönem oyun ve oyuncularını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’yi doğaçlama tiyatro ile tanıştırdık. Geleneksel komedi, tulûat geleneğinden beslenerek devamını getireceğimize inanıyorum. Tohumlarımızı her yere serptik. İlerleme görüyorum. Daha da güzel eserler çıkacağına inanıyorum. İkinci sınıfta doğaçlama tiyatro ile tanıştım. O günden beri de, yani tam olarak 15 yıldır kendi disiplinimizi ve ekolümüzü yaratıp geliştiriyoruz. Nazım Hikmet de oynadım, Melih Cevdet de, Shakespeare de oynadım. Metne dayalı oyunculuğu artık sadece sinema ve dizilerde yapıyorum.

ayhan-tas7

Devasa bir sahnenin kuruculuğunu üstlendiniz. Nasıl doğdu Mahşer-i Cümbüş’ün hikayesi?

Öğrenciydik hepimiz ve her birimiz her bölümde görev alıyorduk. Altlı üstlü sınıflar olarak derslerimiz olurdu. Kollektif bir ortamımız vardı. Sonra Almanya’dan Kadir hocamız geldi. Hani biri gelir, bir şeyler değişir ya hayatınızda, işte onunla bambaşka bir değişime uğradık. Biz drama çalışırken doğaçlamayla buluştuk. Tiyatro sporu yapmaya başladıktan sonra ezber tiyatronun çok saçma olduğunu gördük. Tülin hocanın deyişiyle, “Dramanın yaramaz çocukları Mahşer-i Cümbüş’ü kurdu”

‘Tiyatro Sporu’ Türkiye’de yeni bir akım oldu. Nedir bu akım?

Kid Johson diyor ki Canada’da, “Tiyatroya ilgi azalıyor, spora ilgi yoğunlaşıyor. Ben nasıl yaparım da insanları tiyatro sahnesine çekerim?” Bir formül buluyor ve iki takımı tiyatral yollarla müsabaka için bir araya getiriyor. Ve bu yarış boks ringinde gerçekleşerek müthiş bir şova dönüşüyor. Karşılıklı iki takımın tiyatral dinamikler ve ayrı oyunlarla, seyircinin de katılımıyla birlikte doğaçlama tiyatroyu doğuruyor. Bizler de Türkiye’de geliştiriyoruz. Tiyatro sporunu çok benimsedik biz. Seyirci ile bir arada oluyorsunuz. Bizler de onların karşısına çıkarken iyi seyirler demiyoruz iyi oyunlar diyoruz. Onlar her zaman bu oyunun içindeler…

ayhan-tas1

Tiyatro eğitmenliği de yapıyorsunuz sanırım aynı zamanda. Önce eğitim mi yoksa tam anlamıyla içsellik mi gerektirir tiyatroyu öğrenmek?

Einstein’ın bir sözü vardır: Ne kadar basit anlatırsan o kadar biliyorsundur. Eğitebilmek ve öğrenebilmek için sadeliğe erişmek gerekir. Kendini en iyi ifade edebilmesi, doğaçlama ya da konvansiyonel tiyatroda en çok inandırabilirliği önemlidir. Çünkü eğitim süreci aynı zamanda sokratik bir süreçtir. Aslında herkese bildiğini hatırlatıyoruz biz. Bununla beraber içselliğin de rolü çok büyük.

Mahşer-i Cümbüş’e ilgi nasıl?

Güzel olan şu ki; her siyasi görüşten, her etnik gruptan, her kültür ve her ekonomik düzeyden seyircimiz var. Ve en güzeli Mahşer-i Cümbüş’e geldiklerinde her biri aynı kişi oluyor. Bütün ayırımlar ortadan kalkıyor. Ana ekipten üç kişi eksik gitsek bile her yeni oyuncu o boşluğu mutlaka dolduruyor. Bizim seyircimiz kişilerden uzaklaşarak türe yaklaştı. Bizim için en önemlisi de bu…

Tiyatronun yeri ayrı olmalı sizin için…

Ekran karşısında ya da beyazperdede izleyicinin reaksiyonunu göremiyoruz. Tiyatro dokunulabilirliğiyle çok daha özeldir. Orada her şey canlıdır. Ne kadar keyif aldıklarını görüyoruz. Ekran karşısındayken anında gelen bir kahkahayı duyamıyor ya da o derin sessizliği hissedemiyorsun. Tabi oyunculuk çok geniş bir alandır. Her ikisi de zordur. Dolayısıyla ikisinde de aldığınız sorumluluğun hakkını vermek çok mühimdir. Bana dört yıl Sezai’yi mi Hamlet’i mi oynamak istersin diye sorsalar Sezai derim. Çünkü ben Sezai’yi biçimlendirebilirim. Onu halkla buluşturabilirim.

“HOŞGÖRÜYE VE TAHAMMÜLE İHTİYACIMIZ VAR”

Şehir ve Devlet Tiyatroları’ndaki açığa alınmalar ve tasfiyeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her şeyden önce bir türüz. Siyasetin artık kulvar üstü bir şey olduğunu düşünüyorum. Yereliz, etnik kimliklerimiz var. Geleneklerimiz, örf ve adetlerimiz var ama ‘insan’ türü olduğumuzu da unutmamamız gerekiyor. Hindistan’a gittim. Döndüğümde Kocaeli Üniversitesi’nde verdiğim bir röportajda, “Hint Okyanusunu bok götürüyor” dedim. Orası kimsenin toprağı değil, orası benim de toprağım. Gezegen ve tür bilincine dünyanın her yerinde ulaşmamız gerekiyor. Sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde olup bitenler ilgilendirmeli hepimizi. Bu bilinçte birleşirsek, her türlü sistemin zaafiyetini tabiatı da mağdur etmeden yenebiliriz. Tiyatrolar siyaset üstüdür ve ortak insanlık değerlerini işlerler. Benim tiyatromun da başka ülkelerde sergilenmesini isterim, başka dil ve evrensel değerlerin de kendi ülkeme gelmesini isterim. Ona sorarsanız mikroskobik bir zaman, bana sorarsanız koskoca ekim ayı… Ölümsüz insanlar değiliz. Hoşgörüye ve tahammüle ihtiyacımız var. Biraz rahatlamaya ihtiyacımız var. Siz gazetecisiniz ben oyuncuyum. Yanımızdan geçenler; işçiler, doktorlar, mühendisler… Hepimiz belli sorumluluklar alıyoruz ve ortak bir toplumsal alanda işbirliği yapıyoruz. Dünyayı birlikte şekillendiren bir tür olarak birbirimize saygıya ihtiyacımız var…

ayhan-tas5

Sizin için yakın çekimde en iyi tokat yiyen oyuncu demişler :) Komedi türü gerçekten yakıştı size. Sokağın ilgisi nasıl?

Doğrudur. Burak beni çok dövdü :) Tepkiler çok güzel ve ben de bundan çok keyif alıyorum. ‘Anında Görüntü Şov’la tanıdı Türkiye bizi. Mesela sokakta yürürken Aygazcı dönüp, “Ayhan abi Ayhan abi, bu hafta yenildin. Yerlerdeyiz yine be abi” diye sesleniyor. Türümüzün de özelliği bu zaten. Biz geleneksel tiyatrodan besleniyoruz. Halk tiyatrosu, bütün sosyal katmanları içine katan ve gündelik yaşamdan beslenen bir tiyatrodur. Herhangi bir dizi oyuncusunun günlük hayatta nasıl olduğu bilinmez. Ama biz o dramatik yapıyı kırarız. Nasıl bir insan olduğumuzu bilirsiniz. Sokakla ilişkimiz iyidir, çünkü bizi tanırlar.

Adanalı olmak ayrıcalık diyorlar…

Kesinlikle… Adanalı olmak ayrıcalıktır, Beşiktaşlı olmak ayrıca ayrıcalıktır. Her şehrin kendine göre bir yapısı vardır ama Adana’da doğup büyüdüğüm için çok mutluyum. Çukurova’nın güneşini, Akdeniz’in tuzunu, Torosların rüzgarını yedim. Kişiliğim bunun üzerine gelişti. Anadolu insanı böyledir. Dostluğu, ahbaplığı bilir. Orada kaybolmamış bir kültür var.

BAYRAM ABİ İZLEYİCİYLE BULUŞUYOR

Bayram Abi ile çıkıyorsunuz izleyici karşısına bu kez. Ne ile karşılaşıyoruz?

Bu özlemi anlatıyoruz aslında biraz da. Filmde, mahallenin babacan abisi Bayram abiyi işliyoruz. Mahalle biraz kasaba havası tabi. Topluma çok yakın bir habitatı sergiliyoruz. Mahallenin bakkalıyım ben. Mahallelinin, genç delikanlılarını dizginlemeye çalışan bir Bayram abisi var. Teknolojiyle çok bütünleşmemiş, memetsepeti.com’u açtıran bir adam… Mahallenin kucaklayıcı ve koruyucu abisi oldum bu kez. Filmin yaratıcısı Dikmen kardeşler. Bu çalışmaya üç kardeş olarak giriştiler ve her biri bu işin mutfağında yer alıyor. Biri oyuncu, biri yapımcı, biri de yazarlığını üstlendi. Tam bir aile filmi ortaya çıktı anlayacağınız. Çok sıcak ve samimi bir proje hazırlandı. Dolayısıyla herkesi bekliyoruz…

Son güncelleme: 12:4507.10.2016
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet