Reklamsız Sözcü

Bu sergi ‘Başka Türlü’

Tunç Tanışık'ın 'Başka Türlü' isimli kişisel sergiSİ 19 Mart'ta açılıyor
11:2717 Mart 2016
Bu sergi ‘Başka Türlü’
Tunç Tanışık'ın 'Başka Türlü' isimli kişisel sergiSİ 19 Mart'ta açılıyor

Hayat her an yeni şeyler dayatıyor ” iinsana. Doğaldan kimyasala, küçük atölyelerin tıkırdayan insani el emeklerinden, sanayi devrimi sonrasındaki devasa fabrikaların gürültülü bant üretimlerine, yaşamın her alanında he rşey hızlanıp, kolaylaşıyor…

Analogdan dijitale geçiş de öyle. Lambalı radyo ile büyüyen benim yaşımdakiler, transistörlü radyoyu, entegre devreli cihazları, televizyonu, aya gidişleri, fotokopi makinelerini tanıdılar yaşamları içinde. Ve sonunda hızla gelişen bilgisayarları ve onların inanılmaz programları ile oluşan sınırsız dijital dünya ile tanıştı insan.

Banka şubelerinde çalışanlar daha erken gitti evlerine, büyük marketler kaç şişe sütü kaldığını kolayca öğrendi. Alışverişlerde para yerine kart kullanılır oldu. Vahşi kapitalizmin de desteği ile “daha fazla”yı “hız”la, “çabucak” ve hatta kalıcı olmasını bile önemsemeden tüketen yeni bir dünya ile tanıştı ve,iştahlı bir şekilde tüketti. Sevdi onu insan.

Bu dünyanın bir başka insanı olan sanatçı da şüphesiz bu keyifli durumun dışında kalamazdı. Sanatını bu lezzetli mutfaktan yararlandırmaması, beslememesi beklenemezdi. İşte benim görebildiğim kadar, ilkel tepegözler ve fotokopi makineleri ( ki başlangıçta dijital değillerdi) ile başlayan vahşi kapitalizmin ve tüketim çılgınlığının, hızlı yaşamın olanakları ile tanışan bir sanatsal dönem, yeni , kolay ve bolca üretilebilen sanat yapıtlarına ulaştı. Kalıcı olup olmadıkları bile umursanmıyordu. Mağaradan başlayıp 20. yüzyıla kadar uzanan, sanatçının geleneksel araç gereç ve malzeme ile ürettiği, sanatsal ustalığının, yaratıcılığının, becerisinin ve işin kalıcılığının ön planda olduğu “analog” veya konvansiyonel sanatın yanında, dijital sanat da aldı yürüdü. İçine doğdukları böylesi bir dünyanın nimetlerinden sonuna kadar yararlanmak isteyen özellikle genç sanatçılar, sanatlarını üretirken kendilerine bonkörce sunulan tüm dijital olanakları kullanmaya başladılar. Böylece fotoğraf makinesinin icadı, kabaca Rönesans ve empresyonizmden (ready made dahil), sonra sanat, belki de üçüncü büyük (devrimini /değişimini /çalkantısını /mucizesini /abukluğunu) ya da başka bir şeyi yaşıyor.

İşte zurnanın son deliğinin o kötü sesi çıkardığı an burada başlıyor. Bir yanda, elindeki geleneksel araç ve gerece çok az “yeni şey” ekleyerek, yine geleneksel yöntemlerle ve kalıcılığı düşünerek, yaratıp, üreten sanatçılar, diğer yanda ise teknolojinin ve değişen dünyanın sunduğu olanaklarla yaratıcılığı, (parlak bir buluş / zekice bir sunuş) olarak gören, felsefeye, ironiye, karşı çıkmaya,ilginç olanı, görülmeyeni göstermeye eğilimli, kalıcı olmaya bile gerek duymadan yapan, dijital kayıt sonrasında ise yıkan sanatçılar…

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet