Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Levent Üzümcü’den gençlere: Türkiye’den gitmeyin
Levent Üzümcü’den gençlere: Türkiye’den gitmeyin
Deneyimli tiyatrocu Levent Üzümcü, yurt dışına çıkmak isteyen gençlere seslendi: "Burası bizim vatanımız. Bir insanın yerinden, yurdundan, vatanından edilmesi kolay bir iş değildir. Bunu yapmasınlar kendilerine, benden tavsiye. Pireye kızıp yorgan yakmanın ne anlamı var?"
Kültür Sanat 15 Eylül 2017 - 11:36

Turist Dergisi’ne röportaj veren Levent Üzümcü, Türkiye’den gitmek isteyen gençlere seslendi. “Türkiye'de gitmek, biraz hazırlopçu bir çözüm. Ülkeye kızıyorlar, toplumun belli bir bölümüne kızıyorlar ve ülkeyi terk ediyorlar” diyen usta oyuncu, “Bu ülke kolay kazanılmadı. Ve bu ülke, ülke yönetmekten bihaber insanların ellerine terk edilecek kadar önemsiz bir ülke de değil. Burası bizim vatanımız. Bir insanın yerinden, yurdundan, vatanından edilmesi kolay bir iş değildir. Hele bunu kendi kendisine yapması hiç değildir. Bunu yapmasınlar kendilerine, benden tavsiye. Pireye kızıp yorgan yakmanın ne anlamı var?” dedi.

28 Ekim 1923 gününde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Arkadaşlar, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” dediğinde Türkiye'de yaşayan laiklerin oranının yüzde kaç olduğunu soran Üzümcü, bugün Meclis’teki dört parti içerisinde çok yüksek oranda laik olduğunu belirtti.

levent
SANAT ESERİNİN DERDİ OLMASI LAZIM

Üzümcü, “Toplumsal çalkantıların ve çöküş ortamında sanatçının durduğu yer neresi olmalı?” sorusuna ise şöyle cevap verdi:

“İnandığı şeyin peşinden koşan, inandığını paylaşan ve söyleyebilen insan, sanatının hakkını verebilen insandır. Eğer bazı şeylerden korkarak hayata dair hissettiğin şeyleri izleyicinle paylaşmıyorsan -ama resim ama heykel yaparak, ama sahneye çıkarak- bu bir tür otosansürdür. Neden sanatla uğraşıyoruz ki? Örneğin tiyatro… Hayata dair sıkıntısı olan bir insan oturup bir şey yazıyor, hayata dair sıkıntısı olan bir başka insan onu söylüyor. Sanatı doğuran şey budur. Tabi ki popüler kültürün ürünü olan eserlerden söz etmiyorum, onları hor gördüğüm, aşağıladığım düşünülmesin. Onlar da gerekliliklerden doğuyor. Ama bir şeye ‘sanat ederi’ dememize neden olan parametreler vardır ve o parametrelerin buluştuğu sanat eserlerine baktığında bu dediklerimle örtüşür. Derdi olması lazımdır sanat eserini üretenin, sunanın. İçinden hissetmesi lazımdır. Adam yazarla aynı derdi paylaşmıyorsa ve aynı dünyaya inanmıyorsa nasıl anlatabilir ki bu hikayeleri? Onu şurasında hissetmesi gerekiyor insanın. Girişte ‘samimiyet’ diyerek çok güzel tanımladığın şeyin altında yatan da bu. Samimi biçimde hissetmekle ilgili bir durum. Evet, anlatılan benim hikayem, anlattığım benim hikayem, ama anlatılan senin hikayen.”

Kültür Sanat 15 Eylül 2017 - 11:36