Reklamsız Sözcü

Nazım Hikmet’in ardından…

Nazım Hikmet Ran ölümünün 53. yılında anılıyor
Gamze KAYA
13:533 Haziran 2016
Nazım Hikmet’in ardından…
Nazım Hikmet Ran ölümünün 53. yılında anılıyor

Yaşamı sürgün ve tutsaklıkla geçen usta şair Nazım Hikmet, ölümünün 53. yıldönümünde de unutulmadı.

nazım3

15 Ocak 1902’de Selanik’te dünyaya geldi sarışın mavi gözlü çocuk Nazım. Şiirle tanışana kadar sorunsuz eğitim yıllarından geçmiş, pratik zekası çabuk kavrayışı ile ailesini her zaman gururlandıran bir evlat oldu. Kaleme ilk aldığı şiiri ‘Feryad-ı Vatan’ ile başladı Nazım’ın ‘vatanseverlik’ sınavı. Galatasaray Sultanisinde ortaokul öğrenimini tamamlayıp arından ‘Heybeliada Bahriye Mektebi’ne geçiş yaptı. Bolu’da yürüttüğü öğretmenlik vazifesinden sonra Moskova'ya giderek Siyasal ve İktisadi Bilimler eğitimi alan Nazım, 1921 yılında ‘devrim’ kavramıyla tanışarak siyaset içinde buldu kendini…

nazim2

Memleketini çok seven ve daha fazla ayrı kalamayacağının bilincinde olan şair, 1921 yılında Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde yazmaya başlar. Hükümeti rahatsız eden politik dili, 15 yıllık hapis istemine kadar varınca Nazım’ı yeniden Moskova’ya götürür. 1928 yılında yararlandığı af kanunu ile ülkesine geri dönen usta yazar yeniden Resimli Ay isimli dergide toplum sorunlarını işlemeye devam eder.  Fakat bu kez de yazdığı yazılar üzerine, hakkında yeniden yargı süreci başlamış ve bu kez ağırlaştırılmış cezaevi koşullarıyla tanışır. 1949 ortalarına doğru Ahmet Emin Yalman’ın “Vatan” gazetesinde yazdığı bir dizi yazı ve gazetenin, avukatı Mehmet Ali Sebük’e yaptırdığı on yazıdan oluşan bir inceleme sonucunda, kamuoyunda Nâzım Hikmet’in bir “adli hata” yüzünden cezaevinde olduğu görüşü ağırlık kazandı. Ankara’da avukatlar, İstanbul’da aydınlar topluca imzaladıkları dilekçelerle cumhurbaşkanına başvurdular. Yurt dışında da sanatçıların, hukukçuların öncülüğü ile benzer girişimler yapıldı. Bu arada Birleşmiş Milletler Örgütü’nün danışma organlarından olan Uluslararası Hukukçular Derneği 9 Şubat 1950’de Nâzım Hikmet’in serbest bırakılması dileğiyle Büyük Millet Meclisi başkanına, milli savunma ve adalet bakanlarına birer mektup gönderdi.

nazim4

AÇLIK GREVİ VE ESARET

Bütün bu girişimlerden bir sonuç alınamadığını gören Nâzım Hikmet 8 Nisan 1950’de açlık grevine başladı. 14 Nisan 1950 seçimlerini kazanan Demokrat Parti’nin çıkardığı af yasası, Büyük Millet Meclisi’nde tartışılırken, Nâzım Hikmet’in bağışlanmaması için, çok tatsız, çok üzücü konuşmalar yapıldı. Sonuçta gergin bir ortamda çıkarılan yasa onu doğrudan bağışlamıyor, yalnızca cezasının üçte ikisi indirilenler kapsamına alıyordu. 12 yıl 7 ay yatmıştı. 28 yıl 4 aylık cezasının geri kalanı bağışlanıyordu.

nazim1

MAVİ GÖZLÜ DEV’İN FEODALİZMLE SAVAŞI

Vatanseverliği, herkes tarafından tartışılan Nazım Hikmet, yaşamı boyunca Türkiye’ye, ve Türkiye’de yaşanan toplumsal olaylara, baskılara, törelere ve feodalizme karşı savaşmış, şiirlerinin her birini birer manifesto niteliğinde yayımlayarak Türkiye’ye aydınlığıyla ışık tutmuştur.

Feodalizmle olan savaşında unutulmaz sözler kazımıştır hafızalarımıza:

“İşte, iki gözüm bütün törelerden tümünden nefret ederim ben. İnsanları tutsak ederler çünkü. Bense her türlü tutsaklığa karşıyım. Törelere karşı dövüşmek için devrimci oldum. Töreler ahlakımızın üzerinden egemen olurlar. Küçük burjuvaların elinde bir silahtır onlar; bense küçük burjuvalardan nefret ederim”

YAŞAMINDAKİ KADINLAR…

Onun, ilk aşık olduğu kadın annesi olmuştur. Nazım, Freud'u okumuş ve bazı konularda ayrı düşünüyor olmasına karşın Freud'un anne ile çocuk arasındaki bağı açıklayış düşüncelerine çok kez katılmıştır. Annesine, ölümüne kadar hayranlık duymuş ve yaşamındaki kadınların her birinde annesinden izler bulmuştur. Aşklarıyla efsaneleşmiş ve her biri birer ilham kaynağı olmuş kadınlar, onun yaşamında unutulmaz bir yer tutmuş; kadınlara verdiği değer, Nazım’ın sevenleri tarafından hayranlıkla karşılanmıştır.

nazim5

VATANDAŞLIĞI İADE EDİLSE DE…

1950 senesinde tekrar Sovyetler Birliği'ne gitme kararı alan Nazım Hikmet Ran, 25 Temmuz 1951 senesinde Türkiye vatandaşlığından çıkartılmış, bunun üzerine büyük dedesinin toprakları olan Polonya'ya giderek Borzecki soyadını aldı. Nazım Hikmet , yok sayıldığı topraklarında gördüğü baskılara yenik düşerek  3 Haziran 1963’te kalp krizi geçirerek yaşama gözlerini yumdu. 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile kendisinden alınan Türk Vatandaşlığı yeniden Nazım Hikmet'e verilse de hiçbir zaman kendisine yapılan haksızlığın telafisi olmadı / olmayacaktır.

NAZIM HİKMET VATAN HAİNLİĞİNE DEVAM EDİYOR

 

Vatan Şiiri

“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. ”

Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne kapkara haykıran

puntolarla,

bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un

66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali

Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.

“Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. ”

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt

hainiyim, ben vatan hainiyim.

Vatan çiftliklerinizse,

kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

fabrikalarında al kanımızı içmekse vatan,

vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,

ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,

vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,  ben vatan hainiyim.

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Son güncelleme: 15:2503.06.2016
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet