Reklamsız Sözcü

Serhan Kansu: Hayatımda daima şiir olacak

Felsefi ve edebi cümlelerle donanmış sürükleyici bir eser... 'Şerefine Kozmos' şiirseverlerle buluşuyor
Gamze KAYA
12:236 Ekim 2016
Serhan Kansu: Hayatımda daima şiir olacak
Felsefi ve edebi cümlelerle donanmış sürükleyici bir eser... 'Şerefine Kozmos' şiirseverlerle buluşuyor

‘Şerefine Kozmos’un yaratıcısı Serhan Kansu ile sanata dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Evren, doğa, insan, tanrı, aşk ve yalnızlık gibi konuları işleyen genç yazar yaşamının sırlarını okurlarıyla paylaştı…

4

Kansu, evreni ilgilendiren her ‘şey’le yakından ilgili genç bir yazar. Şiirlerinde, okura her yoldan ulaştığı gibi, okuru aynı zamanda kendisiyle de buluşturuyor. Şiirseverlerle  ‘Şerefine Kozmos’da bir araya gelen Kansu, edebi ve felsefi derinliğiyle evreni selamlayarak okurlarına merhaba diyor. Kapağında Mehmet Güreli’nin imzasını taşıyan ‘Şerefine Kozmos’un yaratıcısı Serhan Kansu ile sanata dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik…

‘Evren’sel bir kitapla okur karşısına çıkıyorsunuz. Okur ne ile karşılaşıyor?

Kendiyle… Ancak bu bir rastlaşma değil. Önce karşı karşıya gelme, sonra oturup hesaplaşma. Hayattan, tanrıdan, uzaydan, inandıklarımız ve inanmadıklarımızdan, aşklarımızdan ve özlemlerimizden konuşma…

‘Şerefine Kozmos’ alışılmışın dışında bir isim olmuş…

Şerefine Kozmos, şiirlerimden birinin adı. Genel olarak da kitabın içeriğini yansıtıyor. Kadeh kaldırmayı en sevdiğim şey hep iyi manzaralar oldu. Bu bir kadın olabilir, bir deniz ya da Ay… Hepsi aslında uzay… Kitabın başlığı hepsine kalkan kadehimdir belki de…

‘Hüzünlü, düşündürücü ve samimi deyişler' diyor Mehmet Güreli kitap için. Sorgulatıcı bir dille yazıldığını söyleyebilir miyiz?

Sevgili Mehmet Güreli çok sevdiğim, çok saygı duyduğum bir sanatçı büyüğüm. Kitabım için yaptığı yorum benim için çok değerli. Sorgulama kısmına gelince, yolda yürürken insanın aklından bir şeyler geçer ya… Benim kafamda daima iki kişi oluyor. Biri sürekli zorlarken diğeri cevaplar vermeye çalışıyor. Bazı şiirlerim için aforizmik ifadesini kullananlar oldu. Evet, akılda sorular bırakmak istiyorum. Cevapların bitiş ve tükeniş olduğuna inanırım. Soru daima ilerlemektir, yenilenmektir. Tabi böyle söylediğim zaman Şerefine Kozmos'u felsefe tarihi kitabı sanmasın isterim insanlar. Kitabımda sorgulayıcı öğelere sıklıkla rastlanıyor, alt metinlerde insanın kendi hayatının hakimi olduğu düşüncesi sezilebiliyor. Tabi bunun yanında sert bir dille aşk da anlatılıyor, kırmızı ışıkta duran arabanın camını silmeye çalışan küçük bir çocuğun reddedilişi de…

1

“Sokrates'le olan flörtüm ona yazdığım bir tiyatro oyunuyla daha da sert bir hal aldı” demişsin. Nedir hikayen?

20 Şubat 1983 yılında İstanbul'da doğdum. Doğduğum anı hiç hatırlayamadım rüyaların da başını bilmediğimiz gibi… Konuşmaya başladığım ilk günlerde susmayı ve aşık olmayı tercih ettim. Küçük bir çocuktum daha benden yaşça büyük mahalleli kızlara hayran hayran bakarken. Abimden kalma eski gitarım, annemin ben 11 yaşındayken aldığı saz ve sokak kedileriyle şarkılar söyleyerek büyüdüm. Üniversitede felsefe okumaya başlayınca Sokrates'le olan flörtüm ona yazdığım bir tiyatro oyunuyla daha da sert bir hal aldı. Kant'ın ısrarlarına dayanamayan karanlık yanım Locke'a sorduğu sorulara her gün yenisini ekledi. Boş levhaya benzer kafam, boşaldıkça ağırlaştı. Ben de anlamı kafamda değil levhada aramaya başladım. Uçlardaydım artık. Ya çok tutkulu seviyor ya da nefretime en güzel sofrayı kurup kendi ellerimle besliyordum. Her şeyin merkezinde kendimi buldum. Bu kısa cümle bana nur topu gibi 4 soru verdi.

Her, neleri kapsar? Şey, nedir? Merkez, neresidir? Kendi, kimdir?

Dünya tiyatrosundaki sahne korkumu karıncadan çaldığım rolle yenebildim. Ne kadar iyi geliyordu ağaçların arasında derin bir nefesle dolmak. Yukarıdan arandığımda meşgule basmaya başlamıştım artık. Yoksa bir tuşa basmak kadar kolay mıydı ulaşılmaz olmak…

Sanatın birçok alanıyla ilgileniyorsunuz sanırım. Tiyatro, müzik, şiir…

Yazmaya şiirle başladım ancak sadece şiir yazmadım. Tiyatro oyunlarım var evet, tabi yayımlanmış eserler değil. İleride belki onları da kitap haline getiririm. Benim yazdığım ve oynanmış eserler. Politik hiciv denilebilecek ‘Sokrates'in Kontörü Biterse', yaşanmış bir ötenazi hikayesi olan Günaydın Baba ve çocuk oyunu Yılbaşı Faytonu… Tiyatro, şiir, köşe yazısı, deneme ve adını koyamadığım bambaşka yazılar… Şarkılarım da var, evde gitarımla kendim çalıp, sözlerini yazdığım bestelerim. Bazılarının düzenlenmiş haline youtube'da rastlayabilirsiniz. İster tiyatro olsun, ister resim, ister müzik isterse başka… Tüm sanat dallarının uzandığı manzarada felsefe ve şiirin olduğuna inanırım. Bu yüzden hayatımda daima şiir olacak.

2

Kitabınızdaki “Kendine bakan tek canlı insandır, insanı hayvandan ayıran akıl değil aynadır” gibi cümleler, üzerine saatlerce konuşulabilir tarzda yazılmış. Felsefeyle de ilgileniyor musunuz?

Üniversiteden önce de Kafka, Camus, Steinbeck gibi isimleri okurdum. Üniversiteyle beraber okuduğum isimler çok çeşit kazandı. ‘Evren' kavramı hakkında kendime daha zor sorular sormaya başladım. ‘İnsan'a kızmaya başladım. Doğaya, hayvanlara ve bu dünyaya daha çok değer vermeye başladım. İnsanın da hayvanın da yaptığı bir şey var, sonuçları aynı olan. İnsanın alet kullanması ve öldürmek için plan yapabilmesi, avlanan bir aslandan daha zeki olduğunu değil, belki de aslanın daha hızlı karar verdiğini gösterir. Belki de aslanın hiçbir alet kullanmaması, giyinmemesi onun doğanın bir parçası olduğunu kabul ettiğini ve araya bir başka nesne sokmak istemediğini gösterir. Matematik yapan insanlar da birbiriyle savaşıyor ve ölüyor, matematik yapmadığını söylediğimiz aslan da bir boğaya saldırırken ölebiliyor. Sadece biri ölmeden önce düşündüğünü düşünüyor ve belki de eyleme geçmek için zaman kaybediyor. Hayvanlara sadece güdüleriyle hareket ediyor diyerek hakaret ediyoruz. Güdü dediğimiz şey canlıları biyolojisinin ilk ihtiyacı olana yönlendiren şeyse eğer, biraz irdelediğimizde en normal davranışı sergileyen insanın bile temel sebepleri arasında ya çiftleşme ya barınma ya yemek yeme ve ya da şiddet eğilimi çıkacaktır. Hiç düşündünüz mü insan neden özlediği birine sarılır ve sıkar? Ya da neden sevdiği birine insan ‘seni yerim!' der. Sarılıp sıkmak ve yemek şiddet değil midir aslında? Tabi biraz sofistike bir demagoji yapıyor da olabilirim . Ancak demogojiyle gerçek arasında ince bir çizgi vardır, bazen o çizgi de ortadan kalkar. Belki de bu yüzden şiirlerimin güzellik tasvirlerinden ziyade soru işareti bol dizelerden oluşması. Düşünme üzerine düşünmeye çalışıyorum.

Şiiri bütün edebi eserlerden ayrı tutan bir güç olduğunu düşünüyorum. Şairler bence yürek işçileridir. Yazması da çok zor olsa gerek. Derin bir içsellik gerektiriyor sanırım…

Sanırım… Mesela ben konuşurken daha fazla duraksarım ancak yazarken çok daha hızlıyımdır. Konuşurken daima karşınızda bir muhatabınız oluyor ve kurallara boğuluyor tüm iletişim. Ancak yazarken karşınızdaki de sizsiniz ve insan en çok kendine sınırsız ve acımasız davranıyor. Özgür bırakabilmekten geçiyor o derinlikteki sesi yazıya aktarmak, bende öyle.

Yeni kitaplar gelecek mi?

Gelecek. Yeni şiirler de gelecek. Ancak sadece şiir değil. Başka türde bir eserim de 2017'nin ilk aylarında yayımlanacak. Çocuk romanı. Ancak çocuk romanı görünümlü büyüklere metaforlar diyebiliriz. Türkiye'de yaşanmış gerçek bir olaydan esinlendim. Evcil hayvan dükkanından hevesle alınıp sonra terk edilen yavru bir kaplumbağanın hikayesi. Bu hikayede de sorular var, sorgular var. Evcil hayvan dükkanında cam bir akvaryumda hayata gözlerini açan, dünyayı hiç bilmeyen küçük kaplumbağa yaşlı kaplumbağa Rafi'ye sorar “Özgürlük nedir Rafi? Daha büyük bir akvaryumda olmak mı? ''

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet