Reklamsız Sözcü

Herkesin bulutlarda bir dükkanı olmalı

Zeynep Atakan’la tam da üst üste ödülleri topladıkları Cannes Film Festivali öncesinde buluştuk.
01:0518 Mayıs 2016
Herkesin bulutlarda bir dükkanı olmalı
Zeynep Atakan’la tam da üst üste ödülleri topladıkları Cannes Film Festivali öncesinde buluştuk.

Röportaj Özlem GÜRSES

Zeynep Atakan'la tam da üst üste ödülleri topladıkları Cannes Film Festivali öncesinde buluştuk. Birlikte sinemayı, kadınları ve hayalleri konuştuk. Şimdilerde en büyük heyecanı bir kitap. Ama çok özel bir kitap çünkü içeriğinde sinema dünyasına ilham veren kadınların hikayelerinin anlatıldığı nehir söyleşilerden oluşuyor!

56

Dedesi, Paris'te Kültür Ataşeliği yapmış bir diplomat. Annesi, 1948 Olimpiyatları'na giden ilk kadın atlet. Babası, İstanbul'un en eski eczacılarından. Sinema, tiyatro, klasik müzik ve baleyle geçmiş bir çocukluk. Belki de bütün bunlar yüzünden “Ben sinema okumak istiyorum” dediğinde kimse şaşırmamış evde! Zeynep Atakan, uzun yıllar çalıştığı reklam sektörünü bırakıp sanat sineması yapmaya başladığından beri hep usta isimlerin arkasındaki ‘vazgeçmeyen kadın gücü' olmuş. Kutluğ Ataman'ın ‘Lola ve Billy The Kid' filmiyle başlayan bu yolculuk 12 yıldır Nuri Bilge Ceylan'la devam ediyor. İran, Katar, Venedik, Berlin, Cannes; dünyadaki bütün festivallerde o var…

– Sanat sineması tutkun nasıl başladı?
15-16 yaşındayken, yaz sonu Konak Sineması'nda bir film gördüm, Fassbinder'in ‘Petra von Kant'ın Gözyaşları'. Biz hep Amerikan sineması ya da Ertem Eğilmez filmleriyle büyümüşüz. Ertesi gün bir daha gittim aynı filme ve sinema okumak istediğime karar verdim.
– Kafandaki sinema eğitimini alabildin mi okulda? Ne olmak istiyordun?
Tabii ki hayır. Çünkü sinema yepyeni bir alan, 121 yıl oldu bulunalı. Çok genç ve hâlâ arıyoruz. Sinema okuyan herkes gibi yönetmen olmak istiyordum. Bağımsız sinemayı seçmemin sebebi de bu; 100 yıl sonra da kalacak bir iş yapmış olmak. Bu, insanı etkileyen bir şey.

57

Yönetmen olmak isterken yapımcılığa…

– Sinemadan etkilendin ama reklam sektörüne girdin…
Çok sevdiğim bir arkadaşım Sinan Çetin'le çalışıyordu ve “İki asistana ihtiyacımız var” dedi.
Orada bana dediler ki “Çay yapacaksın”. O gün sette ne söylendiyse yaptım, oraya koştum, buraya koştum. Sinan Bey beni çağırdı ve “Sen ne yapmak istiyorsun?” dedi. “Yönetmen olacağım” dedim. “Sen kesinlikle çok iyi bir yapımcı olacaksın” diye cevap verdi.
– Teşhis 10 numara!
Reklam filmi sektöründe çalıştım bir süre. Oğlumu doğurduğum 1994 senesinde ara verdim. Sinemaya geçmek istiyordum; 1997 yılında Kutluğ Ataman'ın ‘Lola ve Billy The Kid' projesiyle geri döndüm.

55

En zoru yatırımcıyı ikna etmek

– Bir yapımcının en zor işi hangisi? İyi projeyi bulmak mı, parayı bulmak mı, gişe yapmak mı?
Ben bağımsız sinemada olduğum için işler biraz farklı yürüyor. Zaten 12 yıldır Nuri Bilge Ceylan'la çalışıyorum. En zoru projeyi doğru konumlandırmak ve para bulmak. Bütçeyi yaratmak; yatırımcıyı ikna etmek ise gerçekten zor.
– Niye kimse girmek istemez bu işlere?
Türkiye'de sinema henüz bir endüstri değil, bir sektör. 90'lı yılların sonlarında senede 10 film çekiliyordu; bugün ise 150 film yapılıyor ama bu bile bir endüstri olmamıza yetmiyor.
Seyirci de değişti, şimdi artık herkes telefonundan film izleyebiliyor.
– Bizim zamanımızda sinema harika bir yerdi.
Hâlâ harika; salona girip ışıklar söndüğünde bambaşka bir dünya. Ama bunu genç kuşak ne kadar tanıyor emin değilim. Avrupa Film Akademisi ‘Genç İzleyici' diye bir ödül veriyor. 12-14 yaş grubu çocuklar üç tane film seyredip oyluyor. Bunun temel amacı bu yaş grubundaki çocukları sanat sinemasıyla yakınlaştırmak.
– Nasıl değişecek sinema?
Yeni mecralar var, Itunes, Video on Demand, bir denge kurulacak. Mesela bu Youtube videoları var ya, 5 milyon 10 milyon izlenen. Kendini göstermek için artık daha fazla paraya ihtiyaç yok, daha çok yaratıcılığa ihtiyacın var. Dijital dünya ve sosyal medya bir oyalanma değil, bu kuşağın kendini ifade etme alanı. Ben şöyle diyorum: “Herkesin bu bulutlarda bir dükkanı olmalı!” Bulutlara bir dükkan açmak zorundasın. Bence çağın en önemli sorunu disipline olmak, bu kadar dikkat dağıtıcı şey varken en zoru bu.
– Sinema ve yapımcılık eğitimleri verilen Yapım Lab bunun için mi?
Yapım Lab bir arama yeri. Ben yeniliğe çok açık ve öğrenmeyi çok seven biriyim.
Bu yeni dünyayı da heyecanla bekliyorum ne getirecek diye. 30 yıl önce sinema okurken biri bana bunları anlatsa “Bu bir hayal mi?” derdim. Bu sektörde bilgi bulmak çok zordur, gençlerle bunu paylaşayım istedim. Oradan bir sürü öğrencimin filmleri çıktı. İlk yapımcılıklarını yaptılar. Bazıları benimle çalışıyorlar.

53

Nuri Bilge ile çalışmak

– Kim kimin şansı, sen mi Nuri Bilge'nin şansısın, Nuri Bilge mi senin?
Karşılıklı şans bu. Tabii ki benim şansım çok büyük. Çünkü Nuri Bilge Ceylan'la çalışmaya başladığımız zaman zaten ‘Uzak' adlı filmle Cannes'da ödül almıştı. Birlikte çalışma kararı aldıktan sonra ilk filmimiz epeyce endişeli geçti. Zaten çok başarılı, titiz biri var. Bu, bir sonraki filmin de çok başarılı olması gerekiyor demek. Hedeflerimiz ve amaçlarımız ortak, beklentilerimiz de net olunca, çok güzel bir şey çıktı ortaya.
– Cannes Film Festivali'nde ödül alabilmenin ne kadarı iyi bir film olmakla, ne kadarı doğru halkla ilişkiler yapmakla ilgili?
Altın Palmiye tamamen yaratıcılığa verilen bir ödül. Çünkü Cannes sanat sinemasının kalesi olduğundan, oradaki jüri asla yapımcı, iletişim falan bakmaz. Zaten Nuri Bilge Ceylan dünyanın takip ettiği, çok önemli bir yönetmen. Bu tamamen onun başarısı. O başarının arkasında böyle bir insana doğru servis vermek, doğru çalışmak, doğru yol almak, iletişimde dikkatli olmak, ortakları toparlamakvar. Bu da yapımcının emeği.
– “Yalnız ve güzel ülke…” senin fikrin miydi?
Nuri Bilge Ceylan'ın sahneye çıkarken ne söyleyeceğini hiçbir zaman ben de bilmiyorum açıkçası; tamamen kendi sözleri. Hepimizin de hayatında çok kıymetli bir andır o ve ben asla unutamam. Nuri Bilge Ceylan büyük bir sanatçı; sahneye çıktığında da o duyguyla söyledi bu cümleyi…

54
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet