Reklamsız Sözcü

Kolektif İstanbul: ‘Zıvanadan çıktıkça güzelleşiyoruz’

Kolektif İstanbul ile bol müzikli bir röportaj yaptık.
İmge BALIK
09:0026 Mart 2016
Kolektif İstanbul: ‘Zıvanadan çıktıkça güzelleşiyoruz’
Kolektif İstanbul ile bol müzikli bir röportaj yaptık.

Hayalini kurduğu belgeseli çekmek için Türkiye’ye gelen Fransız Richard Laniepce, aşık olduğu kadın Aslı Doğan uğruna İstanbul’a yerleşti.  Bu güzel aşk ise 2006 yılında Kolektif İstanbul grubunu doğurdu. Aslı da Richard’ın ısrarı ile grubun solisti oldu.

Önümüzdeki günlerde sahnedeki 10. yıllarını kutlayacak bol enerjili ve eğlenceli bir grup Kolektif İstanbul. Sahnede yazılı bir repertuarları yok, kapıdan içeri girdiğiniz anda kendinizi hoplayıp zıplarken, göbek atarken bulma ihtimaliniz ise çok çok yüksek. 6 kişilik şahane bir ekipten oluşan Kolektif İstanbul ile tanışmayanları tanıştıracak, önceden tanışanlar için ise keyiflerini yerine getirecek bol müzikli bir röportaj yaptık.

Unutmadan, Kolektif İstanbul 13 Nisan akşamı Moda Sahnesi’nde. Mekandan içeri bir adımınızı atın, bakın nasıl keyifli bir gece olacak.
imge.balik@sozcu.com.tr

Kolektif İstanbul

DİNLEYENLERİ 10 YILIN ÖZETİ BEKLİYOR
Yaklaşık 10 yıldır sahnedesiniz ancak biraz nostaljı yaparak başlayacak olursak hikayeniz ilk nasıl başladı?
Kolektif’in başlangıç hikayesi Richard Laniepce’in İstanbul yolculuğuyla örtüşür. 2005 yılında Richard’ın bir şekilde tanıştığı, hayranı olduğu tüm müzisyenler, 21 kişilik bir müzisyen kolektifi olarak stüdyoya girdik ve 2006 yılında çıkan Balkanatolia’yı kaydettik. Sevdiğimiz şarkılarla, sevdiğimiz müzisyenleri biraraya getirdik… Bu kalabalığın içinden altı kişilk bir grup olan Kolektif İstanbul doğdu ve çalmaya başladık.

Pastırma Yazı 4. albümünüz… Nasıl bir albüm oldu,  dinleyiciyi neler bekliyor?
Her şeyden önce kaydederken en çok eğlendiğimiz albüm oldu. Biz on yıldır sahnede yaşadıklarımızı, paylaştıklarımızı, çaldıklarımızı hatırlatan bir albüm oldu. Sahnedeki enerjimize en çok yaklaştığımız albüm oldu. Bazı şarkılar sahnede pişti, bazıları stüdyodan henüz hiç çıkmadı. Tuşlu çalgılara en çok yer verdiğimiz albüm oldu teknik olarak. Funk’la flörtümüz bu albümde ayyuka çıktı, daha önce hiç yapmadığımız bir şey yaparak longalar çaldık. İlk defa Franszıca şarkılar kaydettik, üstelik albüme de adını veren L’ete Indien’i deforme etmekle başladık şanson repertuarımıza. Bulgaristan’dan bir şarkı var; Kamanite Padat, Ceyl’an Ertem ona sözler yazdı. 2014 yılında kaybettiğimiz Selim Sesler için de küçük bir selamımız var albümde; Kalpazan Havası… Kısacası dinleyenleri 10 yılın özeti bekliyor!

Ceyl’an Ertem imzalı bir şarkı da yer alıyor. Onunla yolunuz nasıl kesişti?
Ceyl’an ile yollarımız uzun süre önce kesişti ve o zaten Kolektif ailesinin bir parçası. 3. albümümüz Kerevet’te de vokaller yapmıştı. Bu albümde de Bulgaristan’da çok çalınıp söylenen bir şarkı olan Kamanite Padat’a sözler yazdı, şarkının adı da Acımadı Yine oldu. 13 Nisan akşamı Moda Sahnesi’nde 10. yılımızı bir konserle kutlayacağız ve o akşam Ceyl’an Ertem de bize eşlik edecek. Hem Acımadı Yine’yi hem de onun şarkılarından birini çalacağız beraber. Ceyl’an yoğun temposuna rağmen her şeye yetişebilmek için elinden geleni yapan, Türkiye’de müzik adına olan biten her şeyi takip eden, merak eden, destek olan, başka müzisyenler için de kafa yoran bir atom karınca. Galiba onun kadar yerli sahnenin konserlerini takip eden ikinci  bir müzisyen yok! Moda Sahnesi’nde bize eşlik edecek olan bir ikinci isim de Pinhani’den Sinan Kaynakçı. Kolektif’in Pinhani’yle ve özellikle Sİnan’la olan ilşkisi de oldukça eskiye dayanıyor. Beraber kayıtlar da yaptık, konserler de verdik. Hatta Sinan bizimle pek çok konserde davul çaldı. 13 Nisan akşamı onunla da 2 şarkı seslendireceğiz. Yani o akşam oğlan bizim, kız bizim!

Kolektif İstanbul
PROGRESİF DÜĞÜN MÜZİĞİ YAPIYORUZ
Müziğinizle ilk kez tanışacaklar için Kolektif İstanbul’u anlatmanızı istesek…
Bir Kolektif İstanbul konserinin bir parçası olmak için yapman gereken tek şey, o anda orada olmak. Kapıdan içeri adımlarını attıktan kısa bir süre sonra kendilerini hoplayıp, zıplarken, göbek atarken bulacaklar. Biz çalarken her şeyi unutuyoruz, seyirci de bizimle beraber bir anlığına da olsa yerden yükseliyor. Biz sahnede üretiyoruz, çaldıkça mutlu oluyoruz. Bir seyicimizin deyimiyle; Çaldıkça zıvanadan çıkıyoruz, zıvanadan çıktıkça güzelleşiyoruz.

Yurtdışında Türkiye’ye daha çok konser veriyor,  çok kıymetli festivallerde yer alıyorsunuz. Türkiye’de müziğinize tepkiler nasıl?
Türkiye’de de, dünyada da müziğimize tepkiler çok farklı değil aslında. Repertuarımız aslında düğün müziği üzerine kurulu, sesimizde ise cazdan, funk’tan, rock’n roll’dan tınılar açıkça duyuluyor. Yani dünyanın neresine gidersek gidelim herkes dans etmek için bir bahane buluyor. Genelde sadece eğlendiğiniz konserlerde müzikalite bir anlamda arka planda kalır. Yani bütün akşam dans ettiğiniz gecelerde müzikten pek bir şey kalmaz aklınızda. Bizim konserlerimizde öyle olmuyor, sahnede sürekli müzikal anlamda bir şeyler oluyor. Bazı ülkelerde seyirci müziği o kadar dikkatle takip ediyor ki, yerinden kımıldayamıyor. Mesla Almanya, Avusturya, Hollanda gibi ülkelerde genelde öyle oluyor. Son birkaç parçaya kadar dikkatle sahneyi dinliyorlar. Ya da Brezilya’da enerji o kadar çabuk yükseliyor ki, kelimenin tam anlamıyla yer yerinden oynuyor! Yani tepki her yerde bir şekilde aynı oluyor ama tepkime süreleri farklı.

Peki caz Türkiye’de hakettiği değeri alıyor mu?
Müziğin hakettiği değer bir şekilde hayatta olması, hayatın içinde olmasıdır. Değerden kastınız stadyum konserleri, Youtube’daki milyonlarca tık ise cevabımız hayır. Ama Türkiye’de caz müziği üretildiğinden daha çok tüketiliyor neredeyse… Genel anlamda müziğin, onun ötesinde yaşamın, insanın hakettiği değeri görmediği bir coğrafyadayız. Müziği türlere ayırıp, her birine ayrı ayrı dertlenmeye fırsatımız da olmuyor ne yazık ki…

Balkan müziğini diğer müzik türlerinden ayıran ne? Ne yapıyorsunuzda dinleyici sizi dinlerken kendini coskuyla eğlenirken buluyor?
Biz kendi müziğimizi Balkan Müziği olarak tanımlamıyoruz. Her festivalde başka bir çekmeceye koyuyorlar bizi ama artık bir tanımda mutabık kalacağız; progresif düğün müziği! Evet biz müzikal anlamda progresif bir düğün müziği yapıyoruz.

‘Önümüzde yazılı düzenlemelerimiz, notalarımız yok’ diyorsunuz. Peki Neler oluyor sahnede, izleyiciyi sahnede neler bekliyor?
Çalıyoruz! Uzun süredir bir arada olmanın verdiği güven bize müzikal anlamda büyük özgürlük alanları bırakıyor. Şarkıların formlarına genellikle uyuyoruz tabii ki, bizim doğaçlamadan kastımız öncelikle doğaçlamaya ayırdığımız alanın büyüklüğü. Bir konserde 3 dakika süren bir şarkı başka bir konserde 12 dakika sürebiliyor.

Bol bol doğaçlamalar yapan bir grup olarak müziğinizde ve sahnenizde ilham kaynağınız neler?
Bizi besleyen şey tabii ki hayat! Hayatın tüm tesadüfleri, sınırlamaları, kaosu ve düzeni… Sonra grubun her üyesi farklı kültürlerden geliyor, müzikal anlamda da birbirimizden besleniyoruz. Sahneye çıktığımız anda da tek bir kişi oluyoruz ve bizi besleyen temel kaynak seyirci oluyor. Biz seyirciye muhtaç bir grubuz!

Son güncelleme: 10:5726.03.2016
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet