Reklamsız Sözcü

Oyunumuz sanki günümüz Türkiye’sini anlatıyor

Biri erkek kıyafetleriyle dolaştığı için demir parmaklıklar arasında…
Yüksel ŞENGÜL
23:5722 Nisan 2016
Oyunumuz sanki günümüz Türkiye’sini anlatıyor
Biri erkek kıyafetleriyle dolaştığı için demir parmaklıklar arasında…

Biri erkek kıyafetleriyle dolaştığı için demir parmaklıklar arasında… Diğeri öz babası tarafından tecavüze uğruyor ve doğan çocuğu yine babası tarafından öldürülüp kendisi de tımarhaneye kapatılıyor. Günümüze bir mercek tutan ‘Havada Yüzmek' oyunu belki de herkesin izleyip ders alması gereken bir oyun…

Toplum tarafından dışlanan iki kadının dramatik hikayesinin anlatıldığı, belki de son yıllardaki en sıra dışı oyun ‘Havada Yüzmek'in başrollerini paylaşan Neriman Uğur ve Zeynep Gülmez'le Kadıköy Jest Tiyatro'da buluştuk. Yalnız oyunu, mağdur olmuş iki kadını konuşmakla kalmadık, Türkiye'deki kadına şiddetle gizli kalan yaramız ensest ilişkileri de masaya yatırdık.

Akıl hastanesinde geçen yarım asır

– ‘Havada Yüzmek' adı gibi alışılagelmiş bir oyun değil. Biraz anlatır mısınız oyunu?
Neriman Uğur: Oyunun yazarı Charlotte Jones… Bu oyunu gerçek bir olaydan esinlenerek yazmış. İki kadının hikayesi anlatılıyor. Toplumun değer yargılarına ters düştükleri için akıl hastanesine kapatılan iki kadının yaşadıkları yansıyor sahneye. İkisinin arasında kültür farklılıkları var ama onları hayatta tutan aralarındaki dayanışma ve umut oluyor.
– Suçları nedir?
Zeynep Gülmez: Ahlaki kuralları ihlal ettikleri için suçlanıyorlar. 1922'den 1972'ye kadar hapiste kalıyorlar. Akıl hastanesinde geçen yarım asır.

– Bu kadınlar akıl hastası mı?
Z.G.: Hayır, akıl hastası değiller. Tamamen toplumun ahlak kuralları yüzünden oraya kapatılıyorlar. Oyun sırasında 50 yılı seyirci de bizimle birlikte yaşıyor.
– Gelelim rollerinize…
N.U.: Ben Dora'yı oynuyorum. Dora, erkek kıyafetleri giydiği ve erkek gibi davrandığı için hapiste. Gerisi tiyatroya gelenlere kalsın.
Z.G.: Canlandırdığım Persephone genç bir kız olarak giriyor akıl hastanesine. Babası tarafından tecavüze uğramış, çocuğu doğmuş ve yine babası tarafından doğan çocuk öldürülmüş. Ardından da yine babası tarafından akıl hastanesine kapatılmış.

Türk kadını Atatürk’e sığınmalı

– Güçlü ve cesur kadınlar olarak ülkemizdeki ezilen kadınlara tavsiyeleriniz nedir?
N.U.: Kadına şiddet toplumsal bir sorun. adın haklarının ihlali, insan haklarının ihlalidir. Kadın olarak her türlü haksızlıkta Atatürk'e sığınmalıyız.
Z.G.: Türk kadınına gerçek değerini Atatürk verdi. Kadınlarımız kendilerine uygulanan şiddete mutlaka karşı çıkmalıdır, yaşadıklarını yetkililere ulaştırmalıdır.
N.U.: Ülkemin temiz yürekli insanlarına güveniyorum. Alın size umut dolu iki dize: “Yok öyle umutları yitirip karanlıklara savrulmak / Unutma, aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak…”

İnsanlar dizilerle uyutuluyor

– Tiyatro ile dizi izleyicisinin farkı ne?
Z.G.: İnsanlar ekrandaki dizilerle uyutuluyor. Düşünmüyorlar bu yüzden. Tiyatroya gelince bunu gözlemliyoruz. İnsanımız düşünmeye başlamalı. Bu oyun, düşünceye dayalı bir oyun. Bunu kolaylaştırmak için elimizden geleni yaptık.
– Ne zamandan beri tanışıyorsunuz? Bir ara aynı dizide de rol aldınız değil mi?
Z.G.: Bursa Devlet Tiyatrosu'nda tanıştık. Daha önce ‘Parmaklıklar Ardında' adlı dizide birlikte oynamıştık.
N.G.: Dizide de hapisteydik, hapisliğimiz bu oyunda da devam ediyor.

Kanayan bir yara da ensest!

– Bu rol sizi zorluyor mu?
Z.G.: Bu benim en zor rolüm oldu. Oyun 1922-72 arasında yaşanıyor ama tüm zamanları kapsıyor. Çünkü bu tür olaylar tüm zamanlarda yaşanıyor.
N.U.: Türkiye’de yaşanan ensest ilişkilerle ilgili gazetelerde haberleri araştırdım. Kelimenin tam anlamıyla tüyler ürpertiyor. Neler var, neler. Ortak sonuç daha da korkunç. Bu utancın faturası da her zaman mağdur olan kadınlara kesiliyor. Kimi öldürülüyor kimi tecrit ediliyor. Türkiye'de bu tür suçlar görmezden geliniyor. Suçların üstü örtülüyor.
– Adalet sorunu mu var sizce?
N.U.: Adalet sistemi bazı ayıpların üzerini kapatmak için suçluyu değil de suçsuzu, yani korunması gerekeni cezalandırıyor oyunda. Toplumun en büyük yarası cinsel suçlar, ensest ilişkilerdir. Türkiye'nin çocuk cinsel istismarında ne yazık ki inanılmaz üst sıralarda olduğunu öğrendim. Bu acı gerçek bilinmelidir. Ancak bunun faturası ne yazık ki çocuklara, korkup meseleyi görmezden gelen kadınlara kesilmektedir.
Z.G.: Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri bunlar. Bu ülkede yakılan, yıkılan o kadar çok hayat var ki.

Seyirci hem üzülüyor hem öfkeleniyor

– Oyunla ilgili geri dönüşler nasıl oluyor?
N.G.: Oyun seyirciye dokunuyor. Bizi izleyenlerin donup kaldığını görüyoruz. Çoğu gözyaşı döküyor. Biz oyunumuzu çok seviyoruz. İzleyen seyircilerimiz de en az bizim kadar sahipleniyorlar. Çoğu tekrar gelip izliyor, kulise gelerek bizi tebrik ediyor, bize sarılarak ağlıyorlar.
Z.G.: Oyunda hayaller ve gerçekler geliyor sahneye. Bu gerçek hayatta da böyledir. Yaşadıklarımız ve yaşamayı umut ettiklerimiz vardır.
N.U.: Dramatik sahneler seyircinin yüreğine dokunuyor. Seyirci hem üzülüyor hem öfkeleniyor. Oyunda böyle de günümüzde farklı mı? Değil elbette. Kadın her anlamda aşağılanıyor, ikinci sınıf vatandaş olarak görülüyor bu ülkede. Türkiye'de acı çekmeyen kadın yok gibi… Yüzde 70'i şiddet görüyor. Bu ülke ancak eğitimle düze çıkar.

 

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet