Reklamsız Sözcü

Amacım sertifikayla giysi satmak

Başak Cankeş, çok yetenekli ve güzel bir İzmirli. 'Giyilebilir sanat’ kavramının hakkını veren iki koleksiyonuyla dikkat çekti, ödüller aldı,
04:2916 Temmuz 2016
Amacım sertifikayla giysi satmak
Başak Cankeş, çok yetenekli ve güzel bir İzmirli. 'Giyilebilir sanat’ kavramının hakkını veren iki koleksiyonuyla dikkat çekti, ödüller aldı,

Röportaj: Nilay ÖRNEK

Başak Cankeş, çok yetenekli ve güzel bir İzmirli. ‘Giyilebilir sanat' kavramının hakkını veren iki koleksiyonuyla dikkat çekti, ödüller aldı, Geleceğe yönelik hedefi ise tasarımlarının tıpkı sanat eserleri gibi sertifikayla satılması…

Başak Cankeş (28) zeki, samimi ve yetenekli. Başak'ı, Londra'ya gitmeden bir gün önce Alaçatı'da yakaladım. Önce ‘Bashaques' adlı galeri-butiğine gittik. Bizim için son koleksiyonundan bazı parçalara modellik yaptı. Ardından da çizimlerini yaptığı yere, yani Dalyan'da demir atmış bir tekneye gittik. İşte birkaç yıl içinde adını çokça duyacağımızı düşündüğüm bir genç kadın tasarımcı…

27

Modaya ilk girişin nasıl oldu?

İzmir Ekonomi Üniversitesi Moda Tasarımı'ndan 2010'da mezun oldum. Okulda çok öğretici bir dönem geçirdim. Çok da hoş olmayan bir satene ağaç dokusu vermiştim. Zaten o projemle Bora Aksu'nun dikkatini çektim.
Yurtdışında Bora Aksu'nun yanında staj yapmışsın. Bu nasıl gelişti?
Küçükken çok jenga oynardım; şu, tahtaları üst üste koyup çektiğiniz denge oyunu var ya… Jengaların düşüşünden yola çıkarak çocukluğumla ilgili bir şey tasarladım. Ağaç dokusunu da bulmuşken, katmanlı bir elbise yapmıştım. Bahsettiğim projede Bora Aksu’nun çok hoşuna gitti ve beni İngiltere'de staja çağırdı. 1.5 ay İngiltere'ye onun yanına gittim.

32

Türkiye'ye dönünce ne yaptın?
Sonra mezun oldum. Arzu Kaprol'ün, Yıldırım Mayruk ile Barbaros Şansal'ın yanında asistanlık yaptım. Tasarımcı Günseli Türkay ve Gül Ağış'la çalıştım…
Peki keşfedilmeni sağlayan ‘An' koleksiyonu nasıl doğdu?
Murathan Özbek, benim de desen çizdiğim Günseli Türkay'ın ‘Kırık Porselen' koleksiyonu için kısa bir film çekmişti. Özbek, yönetmen, fotoğrafçı, DJ. Onun ‘An' adlı sergisini gezerken doğdu her şey. Bazı sanat eserleri bir duvara asılıp kısıtlı akşam saatlerinde izlenmek için fazla güzeller. Bu sergiyi gezerken, “Bu fotoğrafları yanımda taşımalıyım” diye düşündüm. Bunun da tek yolu onları üzerimize giymek…
Bir büyük ödülün daha var…
İngiltere'deki uluslararası YOTA Moda Tasarım Yarışması’nı kazanıp Londra'ya gittim. Londra'da altı ay yaşamak zorundasın; malzemelerini, kalmanı karşılıyorlar, stüdyo veriyorlar. Ben Gaudi'yi tamamen orada çizdim. Kabin gibi minicik odada kalıyordum. Orada mimar Antoni Gaudi koleksiyonumun desen ve modellerini çizdim.
Üzerinde gördüğümüz desenler bahsettiklerin değil mi?
Üzerimdeki kimono… Alaçatı'daki insanlar kimono gibi ürünler bekliyor; çok istediler. Benim desenlerim de burada. Ama ‘giyilebilir sanat' dijital baskı değil benim için. Giyilebilir sanat, “Bastım oldu” değil. Giyilebilir sanat olanlar defilede hakikaten birer sanat eseri gibi sergilediğimiz, metaforik şeyler.

33

Desenlerim Sevan Bıçakçı'nın Miami'deki tavanında

Teknede çizdiğin çini benzeri desen ne için?
Şimdiden söylemek ne kadar doğru bilmiyorum aslında… Daha proje halinde ama Miami'de Sevan Bıçakçı'nın bir mağazası olacak. Türk esintili ama Osmanlı olmayan, kubbeli bir yapı… Mimarı benden mekanın tavanı için bir desen yapmamı rica etti; bu da o. O da ayrı bir heyecan.
Tasarımların nasıl kadınlara hitap ediyor?
En sevdiğim soru! Çünkü benim için çok önemli. Seyahat eden ama ilk akla gelmeyen yerlere giden, sanat konuşmayı ve sanat konuşulmasını seven, saç rengine çok takmayan, doğal, biraz sert, biraz duygusal, sınır koyabilen güçlü kadınlar. Naif ama az kırılgan; gücünü özgürlüğünden alan…

28

Tasarımlarım bir bütünü oluşturmalı

İkinci defilenden sonra ‘Bunlar sanat eseri' teması çok konuşuldu.
İlk koleksiyonda Murathan Özbek’in fotoğrafları çok baskındı ve buna bir dokunuş daha eklesem fazla olurdu… Ama ikincisinde mimar Gaudi'nin karmaşa içindeki harmonisini her alanda yansıtmaya çalıştım. Gözü yormanın aksine hepsi bir bütün olmalıydı. İlk koleksiyonumda Fırat Neziroğlu’nun eserlerini yansıtamamıştım. Desenler çizdim ve Fırat'a, “Al bunları, öyle doku ki, o kırılmış mozaikleri, renkleri, iskelet balkonları görelim” dedim ve bir aydan fazla süreyle, birer sanat eseri gibi dokudu. Zaten amacım ilerde bu tip işleri sertifikayla sanat eseri olarak satmak.
‘An' yurtdışında da satılan bir koleksiyon oldu…
‘An', ilk olarak New York'ta satılmaya başladı. O satış partisinde Tommy Hilfiger gibi isimler vardı. Ben orada gördüm ki şov parçalarım Soho'da çok rahat satılıyor. Türkiye'deki kadar çabalamam gerekmiyor orada. Bu koleksiyonun parçalarını Türkiye'de sadece kendi dükkanımda ve bana ulaşanlara satıyorum. İnternet satışımız da var.

29

‘Sanat eseri fiyatı’ nedir?

Tabii ‘Sanat eseri fiyatı' demek belki yanlış ama sanat eseri alır gibi satın almaktan bahsediyorum. Benim koleksiyonlarımın yüzde 10'u giyilebilir sanat, 30'u pret-e porter yani giyilmeye hazır, yüzde 60'ı da giyilebilir dijital baskı ürünler. Fiyatları uyarladık tabii.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet