Reklamsız Sözcü

Alışverişi neden bu kadar seviyoruz?

Psikolog Merve Büyükkucak, alışveriş yaparken alınan hazzın nedenlerini anlattı
09:4325 Şubat 2016
Alışverişi neden bu kadar seviyoruz?
Psikolog Merve Büyükkucak, alışveriş yaparken alınan hazzın nedenlerini anlattı

Kuşkusuz kadınların en sevdiği aktivitelerden biridir alışveriş… Hatta milli sporu bile denilebilir. Ancak alışveriş hayatın odak noktası haline gelirse, önüne geçilemeyen harcamalarla birlikte tehlike çanları çalmaya başlar…

Özellikle endüstrileşmiş ülkelerde alışverişin cinsiyete dayalı olarak farklı bir aktivite haline geldiğini görebiliyoruz. Alışveriş daha çok kadının alanına giren bir şey ve erkek aslında daha çok parasal işlerle ilgilenir oluyor. Kadınların alışveriş aktivitesine erkeklere göre daha pozitif bir tutumu oluyor. Araştırmalar kadınların erkeklere oranla daha aktif alışveriş yaptıklarını, daha fazla ürün aradıklarını ve vitrin gezdiklerini gösteriyor. Zaten birçok erkekde alışveriş yapmayı sevmez. Erkeklerden farklı olarak birçok kadın alışverişi bir boş zaman aktivitesi olarak görür, tıpkı bir kafede kahve içme, yemek yeme, gezip dolaşma, hatta sadece yürüyüş yapma gibi… Kadıköy Şifa Ataşehir Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Merve Büyükkucak, neden tutkuyla alışveriş yaptığımızı, bu tutkunun altında yatan sorunların ve alışverişin nasıl hastalığa dönüşebileceğini şöyle anlattı:

SATIN ALMANIN VERDİĞİ TATMİN

Alışveriş eskiden ihtiyaçların giderilmesi anlamına gelirken son yıllarda artık birtakım duygusal ihtiyaçların giderilmesine de cevap verdiği anlaşıldı. Bu nedenle işin bir de duygusal boyutu var; çünkü yeni bir şey satın almak birçok insana kendini iyi hissettiren ve hayatın birçok alanında kolaylıkla hissedemediğimiz bir güç hissi verebiliyor. Satın alınan şeyden çok satın almanın yarattığı tatmin ön plana geçiyor aslında…

ÖFKEYİ DEĞİL ÜZÜNTÜYÜ HAFİFLETİYOR

Birçok araştırma alışveriş yapmanın sinir ve öfkeyi değil ancak o an için üzüntüyü hafifletici etkisi olduğunu gösteriyor. Sinir daha çok kontrol hissi ile ilişkilendirilen bir duygu ama üzüntü öyle değil. Üzüntü belki birçok duygudan daha da fazla olarak kontrol hissinin kaybı ile eşleştirebiliyor. Çünkü üzüntü yaşayan insanlar genelde üzüntülerin kaynağını başkalarıyla ya da şansla açıklamaya daha meyilli oluyorlar. Bu nedenle alışveriş de bu kaybedilen kontrol hissini onarma amacıyla kullanılabiliyor. Çünkü alışveriş nerede alışveriş edeceğiniz, hangi mağazadan satın alacağınız ve ne alacağınız gibi birçok kişisel seçimi ve dolayısıyla kişisel kontrolü içinde barındıran bir aktivite.

Bunun yanı sıra yeniliğin her zaman canlandırıcı etkisi var; böylelikle sıkılmaya da bir alternatif aslında alışveriş. Özellikle kadınlar için alışveriş etmenin canlandırıcı bir etkisi olduğu bilinmekte. Alışveriş bir kadının stresini ve kaygısını azaltabilir, onda tatmin hissi yaratabilir. Özellikle de uygun fiyata bir ürün satın alındığında bir başarı hissi de buna eşlik edebiliyor.

MUTLULUK HORMONU SALGILATIYOR

Beyin kimyası açısından baktığımızda ise alışveriş sırasında seratoninin katkısından da bahsetmek mümkün. Şöyle ki, mutluluk hormonu olarak da bilinen seratoninin yetersiz seviyelerde olması depresif duygudurumları ile eşleşmekte ve medikal destekle normal seviyelere çıkarılmaya çalışılmakta. Yaşamımızda birçok aktivite aslında bu seratonin etkisini yapabiliyor; örneğin: gün ışığı, egzersiz, masaj ya da mutlu olduğumuz anları düşünmek gibi. Aynı zamanda kazanmak, sahip olmak da aynı etkiyi yapıyor. Alışveriş yapmak ya da hediye vermek de aynı amaca hizmet edebiliyor. Depresif duygudurumunda daha çok kayıp hissi ön plandayken aslında almak ve sahip olmakla bu his tersine çevriliyor. Bu nedenle de birçok insan, en başta kadınlar sıkıldığında ya da depresif hissettiğinde alışverişe yönelebiliyor.

İNDİRİMLERİN DAYANILMAZ CAZİBESİ

Burada kaçırmaktan korkma duygusu devreye giriyor (fear of missing out…) Halbuki yüzde 70 indirime girmeyen bir tshirt'ü neden daha önce istemediğimizi ve indirimdeyken üzerine atladığımızı bilemeyiz, anlayamayız. Tabii bu korku aynı zamanda başkalarıyla da rekabet ettiğimizi bilmemizle birlikte daha da artar. Hatta öyle ki bazen kazanmak, satın almanın da önüne geçer. İndirimde birçok güzel ürün satın alabilmek kişiye bir zafer hissi verebiliyor. Çünkü kişi başkalarının da aynı kalabalık içerisinde sahip olmak istediği bir şeye sahip olmayı başarmış oluyor. İndirim sırasındaki kalabalık duyguların etkisini artırırken rekabet hissi de gerçekte aldığımız şeyin değerini veya ihtiyacımızı rasyonel şekilde değerlendirebilme yetimizi bozabiliyor. Bir de çoğunlukla bir ürünün fiyatını onun kalitesiyle eşitleme gibi bir eğilimimiz oluyor. Bu durumda gerçekte fiyatı daha ucuz olan ve daha sık kullanabileceğimiz bir gömlektense fiyatı çok yüksekken şimdi düşmüş ama aslında o kadar da sık giyemeyeceğimiz bir gömlek daha cazip hale gelebiliyor.

TEHLİKE HANGİ NOKTADA BAŞLAR?

Alışveriş yapmak iyi hissettirdiği için bu kendi içinde bir kısır döngü haline gelebiliyor, yeni bir şey satın alarak ne kadar mutlu ve neşeli oluyorsak mutlu hissettiren aktiviteyi tekrar etmeye ya da o aktiviteden daha fazla yapmaya dair yeni bir istek doğabiliyor. Burada mutluluk ve kendini iyi hissetme ile ilişkilendirdiğimiz seratoninin döngüsel etkisinden söz etmek mümkün. Yani alışveriş yaparak daha iyi hissetme, daha iyi hissettiğin için yine alışveriş yapma ve sonra yine iyi hissetme gibi bir kısır döngü kişiyi kıskacına alabiliyor. Ve elbette ki burada bağımlılık tehlikesi de ortaya çıkabiliyor. Alışveriş yapmanın abartılması ya da tehlikeli boyuta gelmesi ancak bu davranışın kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini olumsuz yönde etkilemeye başlaması, gün içerisinde bu konu etrafında ciddi bir meşguliyet oluşturmaya başlaması, alışveriş yapamadığında ya da herhangi bir şey satın almadığında ciddi bir içsel, ruhsal sıkıntı çekmeye başlaması ve tüm bu aktivitelerin sonuçlarından zarar görmeye başlaması (örneğin ödeyebileceğinden çok daha fazla bir borcun altına girmek gibi) ile anlaşılabilir.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet