Reklamsız Sözcü

Anne babalara kreş uyarısı

Çocukları kanserden nasıl koruruz? (2)
00:4520 Nisan 2016
Anne babalara kreş uyarısı
Çocukları kanserden nasıl koruruz? (2)

Bazı uzmanlar dört yaşından küçük çocukların enfeksiyon kapma riski yüksek olduğu için kansere yakalanma ihtimallerinin de arttığını iddia ediyor. Halbuki bu noktada sorun çocuğun enfeksiyon kapma riski değildir, zaten kapmalıdır. Çünkü dış dünyaya başka türlü uyum sağlaması mümkün olmaz. Evden daha çok zaman geçirilen kreşlerde kötü beslenmek, hele gelişim yaşlarında çok büyük bir sorundur. Dolayısıyla ebeveynler çocuklarını kreşten değil, kreşin sağlıksız ve özensiz yiyeceklerinden uzak tutmalıdır…

Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, halkı endüstriyel gıdaların zararları konusunda sıklıkla uyarıp kanser vakalarının artmasının en büyük nedeninin ‘doğal beslenememek' olduğunu söylüyor. Hastalıktan korunma bakımından çocukların beslenmesine çok dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Dizdar, bu konuda hayati uyarılarda bulundu…

Çocuğu evde tutmak civcivi hijyenik üretim tesisinde büyütmekle eşdeğer

Dört yaş öncesi çocukların enfeksiyon kapma riski yüksek olduğu için yuvaya gönderilmemesi gerektiğini savunanlar var. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Burada sorun çocuğun enfeksiyon kapması değil çünkü dış dünyaya uyum sağlamak için zaten kapmalıdır. Ciddi ve ağır seyredebilecek enfeksiyonlara karşı da zaten aşılamayla koruma sağlanmak mümkün. Ne var ki her sunulan aşıyı yaptırmak da doğru değil; bu durumda bağışıklık (uyum) sistemi aşırı uyarılabileceği gibi kendi düzenli çalışması da bozulur. Günümüzde ‘kreşe göndermeme' düşüncesi pek uygulanabilir görünmemektedir. Birincisi, artık yüksek apartmanlarda yaşıyoruz, evlerin iç döşemeleri neredeyse tamamen sentetik. Bu nedenle çocuğu evde tutmak civcivi hijyenik üretim tesisinde büyütmekten farklı değil…

Sakın eve hapsetmeyin

Çocuk güneşe çıkarılmalı, mümkünse açık alanda oynamalıdır. Onları oyun parklarına ya da sayıları giderek azalan mesire yerlerine mutlaka götürmelisiniz. Ancak ‘hijyenik ev ortamı' mantığı, oyun parklarının da plastikten yapılmasına neden olmaktadır. Oysa çocuk kumda oynamalıdır, yaz mevsiminde mutlaka deniz kıyısında kumda oynama şansı yakalamalıdır. Şehir içi parklardaki kum havuzları kaldırıldı, oysa o kum havuzlarının amacı ‘düşerse bir yerini berelemesin' değildir; kum silis kaynağıdır. Bu kum havuzlarının hayvanlar tarafından kirletildiği düşüncesi de yanlıştır. Tabii ki kum havuzlarının temizlenmesi gerekir, bunun için görevli kişiler bulunmaktadır. Ama çocuğu “Aman hastalanmasın!” diyerek evde tutarsanız, güneşe, denize ve kuma hasret bırakırsanız, okula gittiğinde çok hastalanır. Çocuk büyürken illa ki ufak tefek hastalanır, siz de önleminizi alırsınız. Bu hastalanmalar dış dünyaya uyum açısından gereklidir. Çocuğunuzu eğer evden çıkartmazsanız bu kez ileride çok daha fazla hastalanır.

Gevrek ve nugget'la sağlıklı beslenemezler!

Çocuğun dışarı çıkarılması ve kreşe gönderilmesinin bir gerekçesi de sosyalleşmesidir. Artık eskisi gibi çok çocuklu aileler yok. Peki anne babalar çocuklarıyla bütün gün oynuyorlar mı? Elbette hayır… Bilakis rahat etmek için ya televizyon açıyorlar ya da çocuklarının eline bir tablet bilgisayar veriyorlar. Peki bu çocuk, eğer kardeşleri de yoksa akranlarıyla iletişimini nasıl sağlayacak? Zaten annelerin çoğu çalışmaktadır, kreş de zaten bu yüzden bir zorunluluktur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli unsur kreşte yiyecek olarak ne verildiğidir. Çoğu kreş pratik olduğu için gevreklerle kahvaltı yaptırıp, mutlu olsun diye şekerli yiyecekler ve ucuz olsun diye de nugget (kızartılmış beyaz et macunu) gibi hazır ürünleri tercih eder… Evden daha çok zaman geçirilen bir yerde bu kadar kötü beslenmek, hele hele gelişim yaşında çok büyük sorundur. Ebeveynler çocuklarını kreşten değil, kreşin uyduruk yiyeceklerinden uzak tutmalı, ilk iş kreşin mutfağını denetlemelidir. Yeniden vurgulayalım, mesele hijyen değildir, azami temizlik ama mutlaka yiyeceğin kalitesidir.

AVM'lerdeki ‘yapay dünya'dan uzak tutun

Günümüzde çocuğunu alan park yerine AVM'lere gidiyor. Peki bu ne kadar doğru? Yüksek oranda elektromanyetik dalga içeren bu merkezler çocuklar için zararlı değil mi?
Şimdi eğri oturalım ama doğru konuşalım. Özellikle büyük şehirlerde park falan kalmadı, malum son parklardan birini de “AVM yapalım” dediler, olay çıktı. Ama bu sadece münferit bir örnek. Mesela Mecidiyeköy'de kalan tek park genişçe iki apartman dairesinin alanını geçmez. “Peki çocuğumuzu nereye götürelim?” derseniz, trafik sorununu hesaba katıp gidilebilecek birkaç park ve deniz kıyısı alan dışında açık hava olasılığı yoktur, buna karşılık neredeyse her mahallenin kendi AVM'si vardır. Buralarda elbette elektromanyetik alan da vardır, ama aynı manyetik alanlar cep telefonu ve kablosuz iletişim olan her yerde, yani evlerde de mevcuttur. AVM'lerin esas sorunu elektromanyetik alanlar değildir, çocuklar buralarda yapay bir dünyanın ve zorunlu bir tüketim ekonomisinin kapısını aralarlar. “Bir şey yenmelidir, bir şey alınmalıdır” yani parayı kontrolsüz harcamayı öğrenirler. Mesele kredi kartı makinesinin yaydığı alan değildir, çocuk kredi kartı denen nesnenin aslında her türlü kapıyı da açabileceğini öğrenir. O ne tılsımlı bir şeydir ki, para denen kavramı gerektirmemektedir zira kartın harcamasının zamanı gelince evin büyüğü tarafından bankaya yapıldığını elbette bilemez. Dolayısıyla çocuğun beyni en çok da kredi kartı cihazının manyetik alanından değil; her kapıyı açan, her şeyi satın alabilen tılsımından etkilenir. Zaman zaman öğrencilerimize “Ayda kaç lira kazanırsanız zengin olduğunuzu düşünürsünüz ?” diye soruyorum, verdikleri yanıtlar son derece makuldür. Ama işin gerçeği öyle olmaz, sonunda söyledikleri rakamın beş katını bile kazansalar kredi kartları patlayacaktır, zira AVM'ler onlara her zaman daha fazlasının satın alınabileceğini, televizyonlar her yıl yeni mobilyalar satın alınabileceğini fısıldamaktadır.

Oyalansınlar diye televizyon izlettirmeyin

Çocuğunu oyalamak için saatlerce televizyon karşısında tutan ya da eline cep telefonu ya da bilgisayar veren ailelere tavsiyeleriniz nelerdir?
Ebeveynler televizyon, bilgisayar ya da telefonlarını çocuklarını oyalamak maksadıyla layıkıyla kötüye kullanmaktadır. Burada mesele cihazın ne olduğu değildir, ekranının olmasıdır. Yerinde mi durmuyor, açarsınız ekranı, yemek mi yemiyor, oynatırsınız filmi, oh ne kolaydır, bunu hepimiz de zaman zaman yapmışızdır. Aslına bakarsanız bu ekran bağımlılığı sadece çocuklarda değil, gençlerde de var… Toplu taşımada lütfen şöyle bir etrafınıza bakın, en az üçte biri cep telefonunda ya bir şey seyretmekte ya da oyun oynamaktadır. Ben bunu bir cins otizm olarak kabul ediyorum, dış dünyayla bağını kesme eğilimidir. Bu şekilde ekrandan başkasına bakmayan bireylerin elbette birbirleriyle aynı konuyu konuşmaları, sohbet etmeleri olası değildir ve sosyal parçalanmaya zemin hazırlar. Zaman zaman okul konuşmalarından sonra “Haydi hep birlikte bir şarkı söyleyelim” diyorum, inanın onca şarkı dinlemelerine rağmen çocukların “birlikte bir şarkı” söylemeleri mümkün olmuyor. Bu ekran tutkusu özellikle çocuk yaşta ama bizim yüzümüzden oluşuyor. Dolayısıyla çocukların karşısına “oyalansınlar” diye ekran açmak son derece sakıncalıdır, bakın izledikleri şeylerin içeriğinden bahsetmiyorum bile…

YARIN: Hamilelikte nasıl beslenmeli?

 

 

 

 

Son güncelleme: 06:5220.04.2016
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet