Reklamsız Sözcü

Bebeğinizin içtiği su nasıl olmalı?

Prof. Dr. Osman Erk, bebeklerimize ve çocuklarımıza içirdiğimiz suyun nasıl olması gerektiğini anlattı.
10:278 Mart 2016
Bebeğinizin içtiği su nasıl olmalı?
Prof. Dr. Osman Erk, bebeklerimize ve çocuklarımıza içirdiğimiz suyun nasıl olması gerektiğini anlattı.

Söz konusu bebeklerimiz ve çocuklarımız olunca, hangi suyu içtiğimiz daha da önemli bir konu haline geliyor… Peki onlara içireceğimiz su ne gibi özellikler taşımalı? Su alırken nelere dikkat etmeliyiz? Bebek ve çocuklar için en iyi su hangisidir? Bu soruların cevaplarını İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Erk verdi.

İÇME SULARI HANGİ ÖZELLİKLERİ TAŞIMALI?

Alkali su tüketmek sağlık açısından önemlidir. Gerek bebek, çocuk, gerek yetişkin, gerekse yaşlıların tüketeceği suyun pH'ı alkali olmalıdır. pH (power of Hydrogen ) hidrojen iyon kontrasyonunun kısaltılmış yazılışıdır. Suyun asitlik derecesini gösteren bir terimdir. Suyun içerdiği hidrojen (H+) ve hidroksil (OH-) iyonlarının miktarına göre pH'ı değişir. Hidrojen iyonu fazla ise su asidik, hidroksil, iyonu fazla ise su alkalidir. Yani pH 7'den küçük ise asidik, 7 ise nötr, 7'den fazla ise alkalidir. 7,5-8,5 arasında olması idealdir.

Alkali su ile daha fazla mineral emilir ve bu mineraller hücrelere daha kolay giriş yapar. Alkali suda bulunan magnezyum, potasyum, kalsiyum, sodyum gibi mineraller oldukça aktiftirler. Alkali su asidik yükleri, serbest radikalleri nötralize eden önemli bir tampon aracıdır ve aynı zamanda antioksidan kapasitesi yüksektir. Vücutta hastalığa yol açan bakteriyel ve viral mikroorganizmalar ve kanser hücreleri asidik ortamı tercih eder. Alkali su aynı zamanda kemik ve diş sağlığını da korur, mide asidini azaltır, reflü gelişmesini önler. Alkali su cilt sağlığı açısından önemlidir. Sabah aç karnına içilecek 2 bardak alkali karakterde su metabolizmayı hızlandırarak yağ yakılmasına neden olur. Alkali su içine yarım limon suyu veya 1 tatlı kaşığı elma sirkesi eklemek suyun alkalik derecesini daha da güçlendirir ve olumlu etkiye yol açar.

SERTLİĞİ NASIL OLMALI?

Suyun sertliği, suda çözünmüş olarak bulunan kalsiyum ve magnezyum iyonlarının toplamıdır. Orta sertlikte sular tercih edilmelidir. (10-30 arası…) Şişelerin etiketine sertlik derecesini yazmak zorunlu olmadığından, şimdilerde tüketici içtiği suyun sertliğini bilemiyor. Peki bunu nasıl mı anlarsınız… Basit bir testle… Sabunu köpürtmeyen su sert sudur. Suyun sertliği bazı sularda ise Fr (Fransız Sertlik Derecesi) şeklinde belirtiliyor.

HANGİ MİNERALLERİ İÇERMELİ?

Su bir besin maddesi gibi değerlendirilmelidir. Besinlerin sindirilmesi, oksijenin hücrelere kadar dağıtılması, bütün metabolik faaliyetler su sayesinde gerçekleşir. Su ayrıca vücuttaki zehirlerin atılmasını sağlar ve en önemli detoks aracıdır. Suyun içinde birçok mineral bulunmaktadır. Mineraller vücutta birçok metabolik olaya aracılık etmektedir. Gıdalar ve su bu mineralleri sağlayan en önemli kaynaklardır. Mineraller inorganik maddelerdir ve vücut tarafından üretilmedikleri için dışarıdan alınmalıdır. Kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum, flor, demir, selenyum, bakır, çinko ve kobalt bu minerallerden bazılarıdır. Bu minerallerden kalsiyum ve magnezyum kalp ve damar sağlığı için son derece yararlıdır. Özellikle çocukların içeceği su, bu minerallerden zengin olmalı, bu mineraller suda gerekli ve yeterli konsantrasyonda olmalıdır.

İÇTİĞİMİZ SULAR NE KADAR HİJYEN?

Su sağlığa zarar verebilecek her türlü kirleticiden arındırılmış olmalıdır. Ağır metaller (aliminyum, arsenik, cıva, kurşun, kadmiyum, çinko), toksik inorganik ve organik kimyasal kirleticiler ( akrilamid, amonyum, nitrat, nitrit, asbest, benzen, boryum, berilyum, PAH, bor, fosfat ve diğerleri), radyoaktif kirleticiler (uranyum, maden) asla suda olmamalıdır. Sudaki bulanıklık mikrobik kirlenme veya diğer toksik maddelerin varlığını gösterir. Suda bağırsak bakterilerinden olan koliform bakteri bulunmamalı; su bakteri, virüs ve parazitlerden temiz olmalıdır. Suda bulunmaması gereken diğer kimyasallar nitrat ve nitritlerdir. Bu azotlu bileşikler hücre için toksik ve kanserojendir. Suyun bu bileşikleri içermesi veya çok sınırlı sayıda ihtiva etmesi önemlidir. Temizliğinden şüphe ediliyorsa veya temiz su bulunamıyorsa su kaynatılıp-dinlendirilip içilebilir. Normal koşullarda suyun kaynatılması ise suyun içinde bulunan minerallerin azalmasına, bozulmasına yol açar. Su çevremizdeki en fazla kirlenmiş ve toksin içeren kaynaklardan biridir. Suda doğal olarak bulunan toksik maddeler dışında, suya değişik amaçlarla katılan bileşikler insan sağlığına olumsuz etki yapar. Sudaki zararlı mikroorganizmaları öldürmek için suya katılan klor bu toksik bileşenlerin başında gelmektedir. Klor toksik ve uçucudur. Sıcak su ile duş almak bile toksik ve uçucu klor gazının çıkışına neden olabilir. Suda klor miktarı 1mg/L'den fazla olmamalıdır. Su kaynakları çevreden gelen pek çok toksik etkiye açıktır. Endüstriyel kimyasallar, zirai tarım ilaçları, lağım suları, çöplerden kaynaklanan toksinler petrol ürünleri suları kirletir. Tarımda kullanılan kimyasal gübreler, yağan yağmurlar ve sulama sonucu su kaynaklarına sızmaktadır. Sentetik yemlerle beslenen hayvanların gübreleri yine aynı şekilde su kaynaklarına bırakılmaktadır. Suların içinden geçerek dağıtıldığı borular yapılarına göre kurşun, kadmiyum, bakır, asbest, demir ve nikel gibi toksik bileşikler içerirler.

DAMACANA VE PET ŞİŞELER NEDEN TEHLİKELİ?


İçindeki kirleticiler dışında suyun içine konduğu pet ve damacanalar da su kirliliğine yol açar. Damacana ve petler plastik olarak bilinen petrokimya ürünlerinden yapılmaktadır. Dünya'da elde edilen petrolün bir kısmı bu tür plastik maddelerin yapımında kullanılmaktadır. Pet şişe ve damacanalarda bulunan fitalat ve BPA (Bisfenol A) hem kanserojen hem de hormon bozucu ciddi kirleticilerdir. Güneş altında bulunan damacanalarda ve güneşe maruz kalan petlerde bulunan bu kimyasal kirleticiler kolaylıkla suya geçer ve toksik etkiye yol açar. Güneş ışınları ayrıca suyun kimyasal yapısını da bozabilir. Hem kendiniz, hem de çocuğunuz için pet ve damacana yerine cam şişelerdeki suyu tercih edin.

BEBEKLERE NE ZAMAN VERİLMELİ?


Bilimsel çalışmalar anne sütünün sıcak ve kuru iklimlerde bile yeteri kadar su içerdiğini ve bebeğin su ihtiyacını karşıladığını göstermiştir. Hayatın ilk 4- 6 aylık döneminde bebeğin bütün su ihtiyacını anne sütü karşılar. Bu nedenle dışarıdan su vermek gerekli değildir. Ayrıca su kaynamış bile olsa bebeğin ishal olması için önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle bebeğin susuzluğunu gidermek için ilk 4- 6 ay su veya şekerli içecekler verilmesi önerilmez. Ancak çok sıcak havalarda aşırı su kaybı olması durumunda veya ishal ve kusma gibi ekstra su kaybına neden olan hastalıkların olduğu durumlarda doktor önerisiyle ek olarak su verilmesi gerekebilir. Bir çocuğun susuz kaldığının belirtileri ise genel olarak şöyle sıralanabilir: Susama hissi, vücut ısısının artması, cilt, ağız içi ve dilde kuruluk, cilt gerginliğinde azalma, organların kanlanmasının azalması, kilo kaybı, yorgunluk, idrar çıkışında azalma, huzursuzluk ve halsizlik, kalp atımının-soluk alıp vermenin hızlı olması ve ileri safhada bilinç değişiklikleri. Küçük bebeklere 1 yaşına kadar verilecek suyun en az 10 dakika kaynatılması ve ılıtıldıktan sonra verilmesi gerekir. Gereğinden fazla ve defalarca kaynatılan suyun mineral içeriği değişeceğinden bu şekilde verilen su da olumsuz etkilere yol açabilir. Sonuç olarak her yaşta çocuğa vereceğimiz suyun temiz olmasına itina gösterilmeli ve küçük bebeklerde bu konuda daha da hassas davranılmalıdır. 

SOĞUK SU ZARARLI MIDIR?

Bebek-çocuk, yetişkin ve yaşlıların içeceği suyun ısısı oda sıcaklığında olmalıdır. Soğuk içilen su midede uygun ısıya getirilmeye çalışılır ve vücudu yorar. Yemeklerle birlikte su tüketilmemelidir. Aksi takdirde mide ve bağırsak enzimlerini seyrelterek sindirim ve emilim güçlüğüne yol açar. Sıcak ve soğuk içecekler su sayılmaz. İçinde şeker, fruktoz katkı maddesi olan renkli maden suları, sodalar, gazlı içecekler ve kolalar idrar söktürücü özelliğe sahiptir. Vücudun su ve mineral dengesini olumsuz olarak etkilerler. Yaşlılıkla birlikte beyindeki susama merkezinin duyarlılığı azalır. Yaşlıların özellikle su içmesi ve su içirilmeleri önemlidir.

MADEN SUYU İLE SODANIN FARKI NEDİR?

Maden suyu ve soda birbirinden farklı içeceklerdir. Maden suyunun içinde mineraller ve karbondioksit vardır. Yeraltından yol bularak yeryüzüne ulaşan doğal bir su kaynağıdır. Maden suyu magmadan aldığı karbondioksit gazının basıncı ile yeryüzüne çıkar, yer kürenin farklı farklı katmanlarındaki mineralleri toplar ve yüzeye ilerler. Büyüme çağındaki çocuklar da maden suyu içebilir. Maden suyu tüketimi Türkiye'de çok düşüktür. Yılda kişi başı 5 litre olan tüketim Avrupa'da ise 150 litre kadardır. Günde 2-3 bardak maden suyu içilmesi sindirimi kolaylaştırır, yeterli mineral sağlar. Bebeklere altıncı aydan itibaren içirilebilir. Böbrek hastaları, tansiyon hastaları ve böbrek taşı olanlar maden suyunu sınırlı ölçüde içmelidirler. Soda ise su ve su içeren içecekler içine üretim aşamasında karbondioksit gazı basılarak elde edilir, yapay bir sıvıdır.

YETERİ KADAR TÜKETİP, TÜKETMEDİĞİMİZ NASIL ANLAŞILIR?

İdrar renginin koyu olması yeterince su içilmediğini gösterir. Yeterince su tüketen bir kişinin idrarı şeffaf renktedir. Eğer idrarınız koyu renk ise ve herhangi bir sağlık sorunundan kaynaklanmıyorsa susuz kalmışsınız demektir. Saat başı en az iki bardak su için.

 

 

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet