Reklamsız Sözcü

Çünkü bizler de vardık ve takdir edilmek istiyorduk

Kadının kadına şiddetini anlattığı son filmi New York Film Festivali’nde ödül alan kişi, film çekmek için tarlalarda çalışan Ümmiye Koçak. İşte ilham verici, sevgi dolu, zeki ve çalışkan bir annenin örnek olacak hikayesi…
23:4313 Haziran 2016
Çünkü bizler de vardık ve takdir edilmek istiyorduk
Kadının kadına şiddetini anlattığı son filmi New York Film Festivali’nde ödül alan kişi, film çekmek için tarlalarda çalışan Ümmiye Koçak. İşte ilham verici, sevgi dolu, zeki ve çalışkan bir annenin örnek olacak hikayesi…

O, hayran olunası bir karakter. Ümmiye Koçak 59 yaşında, 38 yıllık evli, 3 çocuk annesi, senaryosunu yazdığı tiyatro oyunlarını sahnelemek, filmlerini çekmek için tarlada çalışan bir köylü kadın. Ve bütün yaptıkları artık bir hobi olmanın çok ötesinde. Pek çok öyküsü, senaryosu, tiyatro oyunu ve ödülleri var. Shakespeare'den uyarladığı ‘Hamlet' değil ‘Hamit'iyle The Guardian'dan The New York Times'a birçok yabancı gazeteye haber oldu. ‘Kamera arkasını öğrenmek için' dizilerde de oynadı. En yeni haber ise New York Film Festivali'nde, kadının kadına şiddetini anlattığı son filmi ‘Yün Bebek'le ‘Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı' ödülüne layık görüldü.

Röportaj: NİLAY ÖRNEK

DSC_0003

En iyi röportaj veren!

Adana'da 10 çocuklu bir ailenin evladı. Kardeşlerden ilkokula gönderilen olması bile, ‘Baba hapse girer' korkusuyla şans eseri. Gorki'nin ‘Ana'sı ilk okuduğu kitap. “Ağır değil miydi?” diyorum; “O kadar benziyordu ki orada anlatılan doğa ve ev, bizim doğamıza, evimize. Hayal ettim” diyor. İsimleri yerlileştirerek okumuş ve ilkokul mezunu bile olunsa okumanın, hayal etmenin engellenemeyeceğini düşünmüş. Gelin gittiği Mersin'de, ilk gördüğü tiyatro oyununun ardından kadınlara şiddeti anlatabilmek, kafasındakileri sahnelemek için Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nu kurmuş. Sahne önü ekipleri hep kadınlardan oluşuyor, erkek rollerini bile oynayan kadınlar.

Ve tüm bunları konuşmak için aradığım Ümmiye Hanım, hemen anlaşılıyor ki zeki, sevgi dolu, ‘insan gibi insan', disiplinli bir çalışan. Akşamüzeri sorularımı gönderdim, iki saat sonra yanıtlarım hazırdı. Samimiyetle, bol bol “Canım yavrum, güzel yavrum” diyerek…

“Sizin kadar hızlı insan görmedim!” diyorum. “Olur mu tatlı çocuğum, basın olmasa ben bu yaptıklarımı yapamazdım, sen sağ ol beni buldun” diyor. Ben de Ümmiye Hanım her istediğine ulaşsın, hepimize örnek olsun istiyorum. Bir istek daha, umarım ‘Yün Bebek' televizyonlarda da yayınlanabilir.

 

Sosyal medyada aktif

 

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Sabah kalkınca kahvaltılık bazlamamı atarım ve günlük işlerimi yaparım. Bağ, bahçe ve hayvan işi yoksa, ev işlerimi bitirince kitabımı okurum ve biraz yazı yazarım. Sonra da bilgisayarıma geçip gündemi takip ederim.

 

Sosyal medyayla aranız nasıl? Instagram hesabınız var; twitter ve facebook’ta da aktif misiniz?

Hepsini gayet aktif olarak kullanıyorum. Teknolojiye ayak uydurmamız lazım ama en önemlisi bilinçli kullanmak.

 

Oyun ya da filmden siz ya da oyuncularınız para kazanabiliyor mu?

Hayır. Bu zamana kadar hiç kazanmadık. Kültür Bakanlığı destekliyor ama küçük bir meblayla. O da anca masraflara gidiyor. Ben başka yerden kazandığım parayı harcıyorum tiyatro için.

 

Hangi tarlada çalışıyorsunuz sinema ve tiyatroya gelir sağlamak için?

Mevsimine göre değişiyor yavrum. Ne iş olursa yapıyoruz çünkü kendi tarlamız değil. Günlük yevmiyeyle çalışıyoruz.

 

Pek çok ödülünüz var; bu ödüller için de başvuru gibi bir dolu işlem var. Bu işleri de siz mi yapıyorsunuz?

Ben ödüller için hiç bir yere, hiçbir şekilde başvuru yapmadım.

 

Çocuklarınızla birlikte de çalışıyor musunuz?

Çocuklarım Velittin, Duygu ve Mehmet bana daima destek. Kızım Duygu asistanım. Küçük oğlum Mehmet basın danışmanım, teknik sorumlum. Onlar benim canımın içi güzel yavrum.

 

Çok güzel bir internet siteniz var. Peki onu kim yapıyor?

Küçük oğlum. Dedim ya canımın içi. Oğlum gazeteci; bütün haberlerimi ve sitemi o yönetiyor.

 

Başka illerden başvuran çok

 

Başka illerden ya da köylerden oyunlarınızda rol almak isteyen oluyor mu?

Çok oluyor yavrum. O kadar çok eğleniyoruz ki herkese terapi gibi geliyor ama maddi imkanım olmadığı için sayıyı düşük tutuyorum.

 

Bir oyun yazmaya başlıyorsunuz, oyun ya da film bitiyor. Sonra oyuncuların bulunması, metinlerin ezberi derken nasıl bir süreç geçiriyorsunuız?

Çevremdeki insanları çok iyi tanıdığım için, yazma aşamasında da yine yakınımdaki insanları yazıyorum. Gündemdeki ve canımı acıtan konuları da ekleyip yazdıklarımı oyunlaştırıyorum.

 

“İlla ben başrolde olacağım” diyen oluyor mu?

Bizde öyle başrol, son rol yok yavrum. Şimdiye kadar 50'den fazla oyuncuyla çalıştım. Biz bir aileyiz ve oyuncularımın hepsi benim kızım. Rollere gelince, baştan sona bakarak bir kere yazılanı okuyoruz ve hemen herkes kendi rolünü anlıyor zaten.

 

Çok kitap okuduğunuzu söylüyorsunuz. Kimleri okuyorsunuz?

Her türden kitap okuyorum. Ama en çok Üstün Dökmen'in kitaplarını okuyorum çünkü bütün kitaplarını ücretsiz olarak adresime gönderdi. Şimdi okuduğum kitap ise, Özlem Denizmen'in ‘Cebinde Mucize Yarat'. (Şöyle bir göz attım; para ve bütçe konusunda tavsiyeler veriyor kitap.)

 

Erkek almadım çünkü…

 

Afife Jale’yi seviyorsunuz galiba… Bunun dışında örnek aldığınız, beğendiğiniz kimler var?

Afife Jale'yi kendimle özdeşleştiriyorum. Afife Jale, ilk Müslüman kadın tiyatrocu ve o da çok zor şartlarda tiyatro yaptı. Onun hayat hikayesini okudum. Çocukluğumun hayali Fatma Girik var örnek aldığım. Onu hiç görmedim ama çok seviyorum.

 

Arslanköy nasıl bir yer?

Arslanköy, Güney Toroslar'ın zirvesinde, cennetten bir köşe diyebilirim. Yemyeşil, suyu buz gibi, doğal kar suyu. Anlayacağınız tam yaşanacak yer. Kültür, sanat ise köyümüzde çok yüksek seviyede. 40'lı, 50'li yıllarda erkekli-kadınlı tiyatro varmış ama devam etmemiş. Ben de dedikodu olur da yine devam etmez diye çok korktum. Tiyatroma da bu yüzden erkek almadım.

 

Kocasından şiddet gören kadınlarla ilgili oyunlarınızı sahnelemek zor olmadı mı? Nasıl tepkiler aldınız? Yaşadığınız en büyük hayal kırıklığı ne oldu?

İlk önce erkeklerden olumsuz tepki aldık. Başaramayacağımızı söylediler. Kadınlar ise hep güzel karşıladılar ve karşılıyorlar. Artık erkekler de, kadınlar da takdir ediyor. Yollarıma kimse gül döşemedi ama ben de bunu beklemedim zaten. Hep deve dikeni vardı. Hayal kırıklığı ise, hangi birini anlatayım? Ama ben önüme bakarım.  Bu duruma kendi aklım ve zekamla geldim. Ama beni çok destekleyenler de oldu; öncelikle 38 yıllık eşim (Ali Koçak), 3 çocuğum, Arslanköy halkı. Herkesten Allah razı olsun… Çünkü ben çağdaş, laik bir yerde yaşıyorum.

 

Karşı değilim güzel yavrum o dediklerin neyse

 

Anadolu kadınını iyi biliyorsunuz; peki sizce şehirli kadınların durumu nasıl? Bir gün onlarla ilgili bir şeyler de yapmak ister misiniz?

Ben insanlara köylü ya da şehirli diye bakmıyorum. Ama şehirde yaşamadığım için şehri bilmiyorum. Tabii ki, yapmak isterim. Herkes bana derdini anlatıyor. Özellikle havaalanında, sokakta ve otogarda. Ben de onun için diyorum ya yavrum, şiddetin köyü, şehri yok.

 

Yoga, meditasyon, rejim, glütensiz ekmek, botoks, pilates, estetik ameliyat… Bunlar sizin için neler ifade ediyor?

Benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Hepsi bana çok uzak. Ama karşı da değilim o dediklerin neyse. İsteyen tabii ki yapsın…

 

Öleni de öldüreni de biz doğurup büyütüyoruz

 

Tiyatrodan sinemaya geçişiniz nasıl oldu?

Tiyatroyla çok büyük bir kitleye ulaşmıştım. 2005 yılında öyküsünü yazdığım ‘Yün Bebek' tiyatroda çok ses getirdi ve filmini çekmeye karar verdim. Herkes televizyon, sinema seyrediyor; kimse tiyatroya gitmiyor. Kadınların birbirine uyguladığı şiddet çok canımı acıtıyordu. Bütün bunlar sonrasında sinema filmini çekmeye karar verdim ama öncesinde küçük roller de olsa dizi ve filmlerde oynadım. Amacım kamera arkasını gözlemlemekti. Ve sonuçta filmi çektik. Şimdi tek istediğim bu filmimizin televizyonda gösterilmesi ve daha geniş kitlelere ulaşması.

 

Yabancı basın sizden nasıl haberdar oldu biliyor musunuz?

Ben de bilmiyorum. Çünkü ben köydeyim; yabancı basından birçok kişi geldi.

 

Kadının kadına şiddetini anlatmanız çok ilginç. Peki ‘Yün Bebek' nasıl bir film?

Yaşlı teyzeler çocukluklarında gördükleri şiddeti bana anlatırken, o anı yaşıyor, elleri ayakları titriyordu. Çevremdeki Ayşe ve Fatma teyze de kavga ediyordu. İnek, sebze ya da tavuk yüzünden… Her gün kavga. Gelin-kaynana, gelin-görümce ve ortada kalan çocuklar. Kız ve oğlan korkup pusuyor. Ben bunları çevremde gördüm ve yazdım. Yani güzel yavrum, öleni de öldüreni de biz doğurup büyütüyoruz. İstedim ki bunun özüne inilsin. Çünkü çocukluk çok önemli. Biz çocuklarımızı terbiye etmeye çalışıyoruz ama önce anne ve baba bilinçlenmeli. O yüzden ‘Yün Bebek' yavrum. Küçük Elifler (başrol karakteri) şiddetsiz ortamda büyüsün.

 

Film için teknik ekibi nasıl buldunuz?

Bana bir başka projeden bahsetmek için gelmişlerdi. “Ben bir film çekmek istiyorum. Ama her şey benim istediğim gibi olacak…” dedim. Bana, “Yönetmeni sen olursun” dediler. “Ben yönetmenlikten anlamam, sadece benim kafamın içerisindekiler olacak” dedim. Onlar da “Bunun adına yönetmen deniyor zaten” dediler. Ama filmi çok zor şartlarda çektik.

 

Lastik ayakkabılar değil yürüdüğün yol önemli

 

Görsek takıntımızdan dertlisiniz biraz… ‘Lastik ayakkabınız değil yürüdüğünüz yol’ önemli değil mi?

Tabii ki. Ben köylü kadınıyım. Köyde doğdum, köyde yaşıyorum ve kıyafetimle de insanlara bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Toplumumuz olarak dış görünüşe çok fazla önem veriyoruz. Bu, sadece şu iki yıldır eskisi kadar canımı acıtmıyor çünkü artık tanınır oldum. On dakika içinde, bazılarının söylemiyle şehirli, şık bir hanımefendi olabilirim. Ama kafanın içindeki düşünceleri değiştirebilir misiniz? Mesela benim eşim bıçağa ‘suluk' diyor. Ben bıçak diyorum. Ben bunu 38 yıldır düzeltemedim. Velhasıl kelam yavrum, kafanın içi ve düşünceler önemli.

 

Günümüz filmlerine, televizyon dünyasına bakışınız nasıl?

Ne yalan söyleyeyim güzel yavrum çok canım acıyor. Çünkü eskiden az kanal ve kaliteli programlar vardı. Şimdi millet işini gücünü bırakıp evlendirme programı izliyor.

 

Evlilik programlarına ayrı bir tepkiniz var gibi?

Aynen öyle güzel yavrum. Ben öyle şeyler görmedim, geleneklerimizde de yoktu. O işler dört duvar arasında olurdu. Şimdi saklı gizli diye bir şey kalmadı. 38 yıllık evliyim, görücü usulü evlendim. “Herkes görücü usulü evlensin” diyemem ama ekrana çıkıp o şekilde olması da hoş değil.

 

Son güncelleme: 07:3214.06.2016
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet