Reklamsız Sözcü

‘Eşcinsellik tercih değil’

LİSTAG kurucularından Şule Ceylan, eşcinsel çocukların önce aileleri tarafından kabul görmek istediklerini belirterek, “Çünkü aile dışarı atarsa, okul atarsa, kimse iş vermezse bu çocuk kayıptır. Çocuklarımızdan sevgimizi esirgemeden onları bağrımıza basmalıyız. Bu onların istediği bir şey değil. Tercihleri değil” dedi.
Yurdagül UYGUN
08:2219 Haziran 2016
‘Eşcinsellik tercih değil’
LİSTAG kurucularından Şule Ceylan, eşcinsel çocukların önce aileleri tarafından kabul görmek istediklerini belirterek, “Çünkü aile dışarı atarsa, okul atarsa, kimse iş vermezse bu çocuk kayıptır. Çocuklarımızdan sevgimizi esirgemeden onları bağrımıza basmalıyız. Bu onların istediği bir şey değil. Tercihleri değil” dedi.

Aile üyelerinden birinin eşcinsel, biseksüel, trans, interseks olan, ağırlıklı olarak anne ve babalardan oluşan bir dernek olan Lezbiyen, Gey, Bieksüel, Trans, Interseks Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG) kurucularından Şule Ceylan, eşcinsel çocukların önce aileleri tarafından kabul görmek istediklerini söyledi. Ceylan, “Çünkü aile dışarı atarsa, okul atarsa, kimse iş vermezse bu çocuk kayıptır. Çocuklarımızdan sevgimizi esirgemeden onları bağrımıza basmalıyız. Bu onların istediği bir şey değil. Tercihleri değil” dedi.

Emekli öğretmen ve ressam Şule Ceylan, eşiyle birlikte LİSTAG’ın en aktif üyelerinden biri. Sozcu.com.tr’ye konuşan Ceylan, kendi deneyimlerini ve LİSTAG’ı anlattı…

Çocuğunuzun eşcinsel olmasını nasıl karşıladınız?

Oğlumuz bize 18 yıl önce eşcinsel olduğunu söyledi. Tabii biz daha önceden anlamıştık, tahmin ediyorduk. Hiç yüzleşmiyorduk bundan. Hani bir şey görmezseniz sanki o yok sayılır ya, öyle bir durumdaydık. Oğlum kendiyle barışıp bize açıkladığında 25 yaşındaydı. O dönemde ortam çok farklıydı. Kaynak yoktu. Şimdi 14-15 yaşında çocuklar internette bizi, LGBT’yi buluyor ve kendilerini adlandırabiliyorlar. Bu çok güzel bir şey. Ama benim oğlumun zamanında böyle Bir şey yoktu. Kendisini tek ve yalnız hissettiği uzun ve sıkıntılı günler yaşamış. Oğlum bize açıkladığında, biz kabul ettik. “Tabii ki seni çok seviyoruz, sen bizim oğlumuzsun, bu senin özel meselen, kimsenin bilmesine gerek yok” şeklinde yaklaştık. Yanlışmış, sonra öğrendik.

Bu arada çocuğumuzu seviyoruz ve ondan gelen talepleri karşılamaya çalışıyoruz. Bu arada aktivizmin içine girmiş. Televizyonlara, çıkıyor, meydanlarda dolaşıyor. Onun döneminde yüzünü gösteren çok kişi yok. Dil biliyor, yurt dışında eşcinsel toplantılarına gidiyor. Burada gazetelere çıkıyor. Ben hala kabullenmiyorum onu. Bizi davet ediyor. Broşür, kitapçık getiriyor bana ama ben okumuyorum. “Tamam, anladım, evet ama ben uzağım bunlara” diyorum. Bazı çağrılarına gidiyoruz, bazılarına gitmiyoruz. Sonra bir gün arkadaşlarının annelerinin bir araya geleceklerini ve kahve içeceklerini söyledi ve “Siz de gider misiniz” dedi. O kadar hayır diyoruz ki… Hatır için gittik. 2008 yılının Mayıs ayıydı. Bir kafede birkaç anne ve aktivist çocukla buluştuk. Ve tanıştık, sohbet ettik. Eşimle birlikte gitmiştik. Ve o bana o kadar iyi geldi ki. O güne kadar çok az kişiye oğlumun eşcinsel olduğundan bahsetmiştim. Saklıyorduk. Son zamanlarda bu beni rahatsız etmeye başlamıştı. O gün çok güzel geçti tüm anneler için ve LİSTAG o gün kuruldu. Birkaç ay içinde etkinlikler başladı. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği ile (CETAD) toplantılar yapıldı. Sekiz yıl boyunca her ay bir kez toplanıyoruz. Ulaşabildiğimiz anne babaları oraya çağırıyoruz.

Şule Ceylan ve eşi Ömer Ceylan

Şule Ceylan ve eşi Ömer Ceylan

CETAD toplantılarında neler yapıyorsunuz?

İlk kez ve daha önce gelen aileler olarak buluşuyoruz, tanışıyoruz ve doktorlar bizleri bilgilendiriyorlar. Çünkü özellikle yeni gelenler hiçbir şey bilmiyorlar. Önce yeni gelenler kimin için geldiklerini, neden geldiklerini, neler yaşadıklarını anlatıyorlar. Sonra bizler devreye giriyoruz, benzerlikleri konuşuyoruz. Şimdi üzüldüklerini ama bunun geçeceğini bizim de bugünleri atlattığımızı aktarıyoruz. Paylaşım ve bilgilendirme toplantısı oluyor.

Size gelenler çocuklarının durumunu kabullenerek mi geliyorlar?

Çoğu zaman kabullenmeden geliyorlar. Derneğin adı Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği olduğu için çoğu kez tedavi edilecek diye gelenler oluyor. Çocukları tarafından kandırılarak gelenler var. Aileler çoğunlukla psikologa götürüyorlar çocuklarını. “Bozukluk var, düzeltelim” diye. O psikologlar LİSTAG’ı buluyor. Genelde ilk geliş hiçbir şey bilmeden oluyor. Bazıları siteye girmiş oluyorlar ama genellikle bir çekingenlikle ve keşke bunun bir tedavisi olsa diye geliyorlar. Hastalık, alıştırma, birilerine özenme, ailenin yanlış eğitimi, anne baba boşanmalarının sebep olduğunu düşünüyorlar. Sonra doktorlardan bunun bir varoluş sebebi olduğunu öğrenince orada duralıyorlar. Bizler de orada etkin bir rol oynuyoruz. “Ben yalnız değilim”i öğreniyorlar. Ben de öyleydim. “Bir tek benim çocuğum” diyordum. Çevremde hiç yok diyordum. Çevremdeki birkaç sanatçı da bana bir şey demiyordu. Çünkü bizim çevremiz dışındaydı.

Kabullenme süresi neye göre değişiyor?

Biz Listag deneyiminden şunu gördük; Bununla yalnız başetmek çok zor. Etrafınızda sizi anlayacak, destekleyecek sizin ne durumda olduğunuzu bilecek biri yoksa eğer… Çünkü feci bir mahalle baskısı var. Bunu saklıyorlar. Biz de sakladık 10 yıl boyunca. Hiçbir şey yapmasanız, dinlemeseniz de o kocaman grubu gördüğünüzde yalnız olmadığınızı görüyorsunuz.

Yine geçen gün bir anne baba gelmişti Kars’tan. Çocukları trans. Baba, “Ben katiyen kabul edemem” diyor. Anne, “Baba isterse gidebilir, ben çocuğumu bırakmayacağım” diyor. Toplantıya böyle başladılar. İki saatin sonunda baba, “Ben çocuğumu çok seviyorum. Nasıl bırakırım, karımı nasıl bırakırım”a geldi. Mucize gibi bir şey bu. Bunu önemsiyoruz. Bunu tek başına atlatmak zor.

Ailelere önerileriniz ne neler?

Eşcinsellik tarih boyunca dönem dönem kabul edilmiş. Hatta zaman zaman yukarılara çıkarılmış, taşınmış, kutsanmış, zaman zaman da aşağılanmış, çok kötü bir şekilde de tedavilere maruz kalmış. Toplumdan itilmişler. Dünyada 1973 yılında ilk kez psikolog ve psikiyatr dernekleri bunu bir hastalık listesinden çıkardı. 1990 yılında da Dünya Sağlık Örgütü hastalık listesinden çıkardı. Yani onun için bu homofobik düşünceler bir yerde doğal.

Bu yüzden insanların önce bunun bir varoluş biçimi olduğunu bilmeleri lazım. Sadece kendi çocuğu üzerinden değil. Çocuğunun okuldaki arkadaşı, komşusunun çocuğu olabilir. Bu, insanlara nasıl davranacağımız açısından da önemli. Bu özenti değil, yetiştirme tarzından kaynaklanan bir şey değil. O zaman olduğu gibi kabullenmemiz lazım. Mesela toplumda mavi gözlüler azınlıktır, onlara bir beğeni duyarız. Diyelim ki mavi gözün çok kötü olarak algılandığı bir toplum olsaydık onları öldürecek miydik? Belki onlar lens takacaklardı mavi gözleri belli olmasın diye. Ama yapacak bir şeyimiz yok. Öyle doğmuşlar. İnsanlar bir paket halinde dünyaya geliyorlar ve o paketi değiştirmek elimizde değil. Cinsiyet kimliğimiz, cinsel yönelimimiz ve genlerimizde getirdiğimiz şeyler var. Bizim elimizde olmayan şekilde bu dünyaya geliyoruz. O zaman çocuğumuz eşcinsel olabilir, transseksüel olabilir. Bir kere onu hasta gözüyle ya da itilip atılacak bir gözle görmememiz gerekiyor. Olduğu gibi kabul edip, bu konuda ailenin kendisini bilinçlendirmesini ve çocuğunu sevdiğini mutlaka belli etmesi lazım. Çünkü çocuklar çok acılar yaşıyorlar. Aileler de acılar yaşıyorlar.

Ailelerin çocuklarını kabul etmeli çok önemli değil mi?

Biz listag olarak başka bir aile olmalı, bu mümkün diyoruz. Yani geleneksel aileden farklı, çocuklarını birey olarak gören, özgür yetiştirebilen bir aile modeli olmasını diliyoruz. Ve çocuklar için de bu önemli. “Bizim kendi ailemiz var. Aileden bize ne” diyen çocukların hemen hepsi öncelikle aileleri tarafından kabul görmek istiyorlar. Çünkü aile dışarı atarsa, okul atarsa, kimse iş vermezse bu çocuk kayıptır. Çocuklarımızdan sevgimizi esirgemeden onları bağrımıza basmalıyız. Bu onların istediği bir şey değil. Tercihleri değil.

Peki bu arada Türkiye’de homofobi artıyor mu?

Türkiye’de homofobi çok eskilerden beri süregelen bir şey. Türkiye’de LGBTİ 20 yıl önce aktivizme başladı ve bu çok şeyi değiştirdi. Eğer o olmasıydı bizim hareketimiz de olamazdı. Ondan önce eşcinsellik basında alay konusu, şiddet ve çok kötü bir şekilde ele alınıyordu, karikatürize ediliyordu. Çok iyi hatırlıyorum tiyatro oyunlarında hep dalga geçilen tiplerdi. Şimdi özellikle yazılı basında ciddi haberler çıkıyor. Bir kesimce daha bir normalize edildi. Basın burada çok önemli. Ayrıca ‘Zenne’ filminin çok etkisi oldu. Bu bir tabu çünkü, konuşulmuyor, görüşülmüyor. Sadece önyargılar var ve sokaktaki seks işçilerinin polis tarafından nasıl gözaltına alındığı şeklinde bir algı var. İnsanlar böyle sanıyor. Böyle olmadığını giderek anlatıyoruz biz. Basın da destek bu konuda. Homofobi artıyor değil, azalmıyorda. Homofobi var. Olduğu gibi duruyor. Sadece insanlara doğru bilgiyi verdiğiniz zaman samimi bir şekilde onlarla bir şeyleri paylaştığınız zaman onların algısı değişiyor.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet