Reklamsız Sözcü

Hamilelikte nasıl beslenmeli?

Gebelik dönemindeki beslenme şekli, anne ve doğacak bebeğin sağlığını büyük ölçüde etkiler.
01:2121 Nisan 2016
Hamilelikte nasıl beslenmeli?
Gebelik dönemindeki beslenme şekli, anne ve doğacak bebeğin sağlığını büyük ölçüde etkiler.

ONKOLOJi UZMANI Dr. Yavuz DiZDAR

 

Probiyotik gıdalar tüketilmeli

– Anne adayları ne yemeli? Hangi besinlerden uzak durmalı?
Hamile kadınların beslenmesinin kalite açısından diğer erişkinlerden çok da fazla farkı yoktur. Bebeğin anne rahmine yerleşmesi, yani rahim duvarına gömülmesi ve bağın oluşması aşamasında anne bebeğe tabidir. Bu dönemde bebek, et de dahil pek çok yiyeceğin tüketilmesini engeller, hatta yemek kokuları bile bulantı yaratır. Dolayısıyla bebek annenin yiyecek alımını kendini kimyasallardan korunmak amacıyla kısıtlar. Bu durumun tek istisnası ‘aşerme' denen durumdur. Bebek neye ihtiyaç duyduğunu anne adayına hissettirince anne de belli gıdalara aşerir. Mesela anne adayının canı, probiyotiklerden (faydalı bakterilerden) zengin olan turşu gibi gıdalar çeker. Bu talebin, kaliteli turşuyla karşılanması çok önemlidir. İnsanın sağlığı faydalı bakterilerle beslenmesine bağlıdır. Nitekim anne sütünde bulunan bakteriler bebeğin bağırsaklarının mayalanması için de gereklidir ve yapısal olarak annenin bağırsaklarındaki bakterilerden temelleri oluşur. Bu bakterilerin nasıl bağırsaklardan meme dokusuna göç ettikleri bilinmemektedir. Dolayısıyla süt zaten steril değildir, rahmetli Ahmet Aydın'ın ifadesiyle ‘faydalı bakteriler' içerir. Öyle ya da böyle, bebek annenin kaynaklarını kullanır, anne adeta canını bebeğine aktarır. O nedenle kaliteli gıdalar yiyerek sadece bebeği değil kendini de beslemek zorundadır. Rahimde gelişmekte olan bebek zaten annenin kaynaklarını ziyadesiyle kullanır.

EMZİRME DÖNEMİNDE BOZA İÇİN

İlaçlardan da bildiğimiz üzere annenin tükettikleri bir şekilde süte geçer. Dolayısıyla anne kaliteli bir şekilde beslenmek zorundadır. Probiyotikler içinde yer alan, kaliteli sütten (bilinen bir yerden alınan açık sütten) yapılmış ev yoğurdu büyük önem taşır. Boza gibi mayalanmış ürünler sütün miktarını arttırır ama anne sütünün kalitesi tükettiği diğer yiyeceklere de (sebze-meyve) bağlıdır. Tarım ilaçlarının oluşturabilecekleri soruna bu noktada yine dikkat çekmek gerek; o nedenle annenin beslenmesini doğal yiyeceklerle sağlamak şart. Uzun raf ömrü sağlanması için katkı maddeleri içeren konserve ve ambalajlı gıdalardan ise mutlaka kaçınılmalı.

SOĞAN, SARIMSAK VE GERÇEK TAVUK GİBİ SÜLFÜRLÜ GIDALAR ZİHNİ AÇAR

– Çocuklar için sağlıklı beslenme kriterleri nelerdir?
Tıpta sıkça vurgulanan ama günlük yaşamda karşılığını bulamamış bir kavram vardır: Çocuklar küçük erişkinler değildir. Erişkinler çocukları sadece akıl, bilgi ve deneyim çerçevesinde küçük zannederler, oysa çocukların biyolojileri, vücut işlevleri de henüz olgunlaşmamıştır. Bu bir yerde vücudun büyüyebilmesi için zorunludur; mesela kemikler ve eklemler daha esnektir. Erişkinin rahatlıkla sindirebileceği pek çok gıdayı çocukların sindirmesi kolay değildir. Hatta daha da ötesinde vücutları da zaten reddeder. Erişkinlerin lezzetli olduğunu düşündükleri sülfürlü bileşiklerden zengin yiyecekler, ki bunlar daha çok keskin ve özel tatlara sahiptir, çocuklar tarafından reddedilir. Mesela kaliteli bir beyaz peyniri pek sevmezler ama labne, dil peyniri gibi daha az keskin peynirleri tercih ederler. Bunun nedeni vücutlarının daha olgunlaşmamış olmasıdır…

Çocukları kanserden nasıl koruruz? (3)

Gebelik dönemindeki beslenme şekli, anne ve doğacak bebeğin sağlığını büyük ölçüde etkiler. Bu nedenle anne adayları ambalajlı gıdalarla konservelerden uzak durup, doğal gıdalar tüketmeye özen göstermelidir…

ANNE VE BABA ADAYININ MESLEĞİ DOĞACAK BEBEĞE NASIL ETKİLER?

– Anne kimyasal maddelerle uğraşıyorsa, doğacak çocukta beyin tümörü riski artar mı?
Annenin kimyasal maddelerle uğraşması özellikle emzirme döneminde sakınca yaratır ama bu risk pratik açıdan çok zayıftır. Esas risk evdeki kimyasallardır; tıpkı bulaşık makinesine konan deterjan gibi. Çünkü deterjan, makinelerin de giderek daha az suyla bulaşıkları yıkadıkları dikkate alınırsa bulaşığın üstünde kalır. Aynı şekilde aşırı çamaşır suyu kullanılması, bunun her yerde uygulanması klor buharına maruz kalmak anlamına gelir. Ama beri yandan, çamaşır suyu üreticileri okullara gidip ‘sosyal sorumluluk projesi' kılıfında çamaşır suyu kullanımını teşvik etmeye çalışır.

– Anne veya baba tarım işçisiyse, çocuğun sağlığıyla ilgili ne gibi sorunlar oluşabilir?
Tarım ilaçlarına maruz kalmak ineklerin hamile kalmalarını zorlaştırdığı gibi, düşük yapma ya da anormal yavru doğumu olasılığını da arttırır. Bizim köylümüz zaten piyasaya verdiği ürünü ayrı, kendi yediğini ayrı yetiştirip kendisi için her ilacı kullanmıyor. Bu tarım ilaçları tümör gelişimine neden olabilir, salgı sistemini bozup üremeyi dahi engelleyebilirler. Günümüzde bu kadar tüp bebek merkezi gereksinimi varsa, bunun en baştaki nedenlerinden biri de tarım ilaçlarıdır çünkü bu ilaçlar kısırlık yapar.

– Anne veya baba tavuk besicisiyse, doğacak çocukta kemik tümörü riski yüksek midir?
Piliç ya da diğer adıyla beyaz et üretiminde kullanılan kimyasalların haddi hesabı yoktur. Hayvanların bulunduğu kapalı ortamda elbette yüksek miktarda amonyak ortaya çıkar; bu da kimyasal madde koklanıyor anlamına gelir. Mesela formaldehit denen, kanserojen olan kimyasal dezenfeksiyon maddesi bozulmaması için yemlere katılmakta, bu da civcivler tarafından tüketilmektedir. Bu maddelerin solunmasının zararlı olduğu kesindir ama çocukta kemik tümörü riskini arttırdığı bilgisi çok özeldir ve kaynağına bakmadan doğrulamak hata olur.

– Eğer baba petrol, boya veya motor parçalarıyla ilgili bir işteyse çocuk açısından ne tür sağlık problemleri ortaya çıkabilir?
Kimya ya da metale dayalı üretim faaliyeti yapanlara yoğurt verilmesi çok eskiden beri geçerli olan bir yasal zorunluluktur. Ama bu sırada hangi yoğurt kullanılmalı? Zira piyasada satılan yoğurtların koruyucu özellikleri yok ve ekşiyemeyen yoğurt da koruyucu olamaz. İşin kötüsü, meslek dalları ve hastalık riskleri bilinmekle birlikte, bunların hangi mekanizmalarla tetiklendikleri hiç bilinmemektedir. Dolayısıyla “İşyeri koşullarını düzeltin ve açık süt alıp yoğurdu evde tutturun” demek dışında bir şey söylemek de mümkün değil.

ERGENLİKTEN SONRA BESİN SEÇİMİ DEĞİŞİR

ÇOCUK olgunlaşmaya başladığında, yani ergenliğe girdiğinde vücut bileşimi değişmeye başlar. İşte bu aşamadan sonra sülfürlü bileşik gereksinimi de artar. Biz bu bileşikleri daha çok soğan, sarımsak, gerçek tavuk gibi besinlerle alırız. Sülfürlü bileşikler hem vücudu yapan moleküllerin sıkıca birleşmelerini sağlar, hem de başta zihin olmak üzere tüm işlevlerin mükemmelleşmesine yardımcı olur. Zaten ergenlik aşamasından sonra çocuğun besin seçimi de değişir, erişkine yaklaşmaya başlar. Çocuk bu özelliklerinden ötürü, yani sülfürlü bileşiklerin büyüme gerekçesiyle daha az alınmasına bağlı olarak özellikle enfeksiyonlara ve alerjiye karşı açıktır. Nitekim alerji dediğimiz tabloların hemen hepsi ergenliğe girmekle birlikte ortadan kalkar, çocuk artık daha seyrek hastalanır. Bunun bir istisnası ilkbahar döneminde görülen mevsimsel alerjilerdir.

TARHANA ÇORBASI ÇOK FAYDALI…

usulüne uygun hazırlanmış tarhana çorbası gibi besinler sülfür kaynakları açısından zengindir. Zira yoğurt ekşitilirken bu tür maddeler bakteriler tarafından sentezlenir ve kurutmayla birlikte saklanır. Çorba alerjiyi engeller ve vücudun sülfürlü bileşik gereksinimini de karşılar.

 

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet