Reklamsız Sözcü

Hepimiz şubat depresyonuna girdik

Bu aralar uykuya doyamıyor musunuz? İsteksizlik ve sebepsiz mutsuzluk yaşıyor musunuz? Bunların sebebi şubat depresyonu...
11:412 Şubat 2016
Hepimiz şubat depresyonuna girdik
Bu aralar uykuya doyamıyor musunuz? İsteksizlik ve sebepsiz mutsuzluk yaşıyor musunuz? Bunların sebebi şubat depresyonu...

Mevsimsel depresyonun en çok kendini gösterdiği aylardayız. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi, Sağlıklı Yaşam Merkezi Direktörü Dr. Özgür Şamilgil de bu durumdan kurtulmanın yollarını anlattı.

Yağışlı ve bulutlu hava şartları nedeniyle güneş ışığının eksikliği beyinde, mutluluk hormonu ve ciltte D vitamini üretimini azaltıyor. Bu nedenle çalıştığımız ortamın mümkünse gün ışığını bol miktarda alacak şeklide konumlandırılması gerekiyor.
İşe gidip gelirken vasıtadan bir durak önce inip gün ışığında güneş gözlüğü takmadan yürümek kışa uyum sağlamamızı kolaylaştırıyor. Şamilgil iyimser arkadaşlarla vakit geçirmenin, hobilerle meşgul olmanın ve sosyalleşmenin depresyon riskini azalttığını belirtiyor…

D VİTAMİNİ GRİBİ DE ÖNLÜYOR

Güneş yardımıyla cildimizde üretilen D vitamini, bağışıklık sisteminin 20’ye yakın antibiyotik benzeri silah üretimini sağlıyor. Özellikle yazın yeterli güneş görmeyen veya tatil yapamayanlar, havaların soğumasıyla virüslerle oluşan grip benzeri hastalıklara çok daha kolay yakalanıyor ve zor iyileşiyorlar. Bu kişilerin hekimlerine başvurarak kanda D vitamin seviyelerini ölçtürüp, takviye almaları gerekiyor.

BU HAVADA NASIL GİYİNMELİYİZ?

Kat kat lahana gibi giyinmek vücut ısımızın korunmasını kolaylaştırıyor. Bir veya iki kalın kazak yerine kat kat giyilen kıyafetler gereğinde gün içerisinde girdiğimiz sıcak ortamlarda terlemeyi engellemek, ortama uymak için inceltilebiliyor. Aksi taktirde üzerimizde biriken ter dışarıya çıktığımızda üşütmemize ve kas tutulmalarına neden olabiliyor. Naylon esaslı hava geçirmeyen kumaşlar yerine terlemeyi engelleyen ve ıslanmaya karşı koruyucu özellikte kıyafetler giyilmeli.

Burun, kulak, baş, eller, ayaklar ve parmaklar yani soğuğa en dayanıksız bölgelerimizi çift kat eldiven çorap ve başlıkla çok daha iyi korumamız gerekli. Başı korumak, soğuk çarpması sonucu sinüzit, orta kulak ve bademcik iltihabına neden oluyor.
Özellikle akciğer ve kalp hastalığı olanların mümkünse soğuk havalarda dışarı çıkmamaları, çıkarken bu tedbirlere çok daha dikkat etmeleri gerekiyor.

Yüksek tansiyonu olanların burun, kulak, baş, eller, ayaklar ve parmaklardaki kılcal damarların soğuktan büzüşmesi sonucu tansiyonlarının daha da yükselebileceğini bilerek doktorlarına danışarak yanlarına acil durumda kullanacak ilaçlarını almaları tavsiye ediliyor.

Akciğer sorunu olanların burun ve ağızdan soğuk havayı ciğerlerine çekmeleri başta soğuk algınlığı, nezle, grip ve daha da önemlisi zatürre riskini arttırıyor. Bu nedenle kalın atkı, kar maskesi benzeri kıyafetler ve kalın başlıklar kullanmalı.
Kalp damar hastalarının, soğuğun vücutta yarattığı stres hormon artışı nedeniyle ani damar daralması sonucu kalp krizi ve inme riski nedeniyle çok daha dikkatli olmaları gerektiğini bilmeleri gerekiyor.

Birkaç kat çorap giyerken özellikle şeker hastalarının ayakkabı vurması sorunu yaşamamak için sıkı ayakkabı giymemeleri öneriliyor.
Ayrıca mutlaka yanınızda bulunması gereken malzemeden birisi de kar gözlüğü; göz kuruması ve kızarıklığını engelliyor.

SIVI TÜKETİMİNİ ARTIRIN

Yeterli sıvı alımı olmadan uzun süre soğukta kalmak vücudun uç noktalarında susuzluğa bağlı olarak kılcal damarlarda daralmaya neden oluyor, bu durum hem soğuk yanığı denen donmalara hem de mikropların dışarı atılması için gereken burun akıntısı ve balgamın koyulaşmasına yol açıyor.

Kahve ve çay gibi idrar söktürücü özelliği olan içecekler aslında burun ve boğaz salgılarını kuruttuğundan, bunun yerine ıhlamur, kuşburnu, nane-limon çayı tüketimi öneriliyor.

Alkol ise kılcal damarlarda burun ve yanaklarda sıcaklık hissi, kızarmaya neden olarak vücut ısısının arttığı hissini verse de tam tersine ısı kaybına neden olarak soğuk çarpması ve donma riskini arttırıyor. Ayrıca idrarla su kaybına da neden oluyor.

HER ŞEYİN BAŞI SPOR

Günde 2 saatten fazla TV seyretmek kalp hastalığı riskini 2 kat arttırıyor.
Evde veya işte oturarak zaman geçirenlerin diyabet ve kalp hastalığı riski 2 kat artıyor ve 30 dakikalık egzersizin bile faydasını götürüyor, 1-2 saatte bir 2 dk kalkıp yürümek gerekiyor. Düzenli egzersiz meme ve kolon kanseri riskini %25-30 azaltıyor.

Egzersiz mümkünse dışarıda yapılmalı! Üşüme birçok insanı tatlı yemeye sevkediyor. Buysa kilo almaya neden oluyor. Ciltaltı yağ dokusunun artışı üşümeyi azaltsa da kilo fazlalığının getireceği hastalıklar uzun vadede sorun oluyor. 

Mevsimsel ısı farkına uyum sağlamak için haftada en az 3 gün dışarıda 30-40 dakika yürüyüşe çıkmak gerekiyor.
Egzersiz ayrıca mevsimsel depresyon riskini de azaltıyor, vücuda mutluluk hormonu ve ağrı kesici madde ürettiriyor.
Serin havada yapılan egzersizin, daha çok kalori yakmayı sağladığı gibi soğuğa dayanıklılığı arttırdığı biliniyor. Japonya’dan bir araştırmaya göre, ormanda 2 saatlik yürüyüş bağışıklık hücrelerinin kısa sürede artmasını, güçlenmesini sağlıyor.

Egzersize zaman ayıramayacakların alışverişe yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak gibi aktiviteler yapması faydalı olabiliyor. 10 ar dakikalık günde birkaç sefer yapılacak aktivite de benzer etki gösteriyor.
Düzenli egzersiz yapanlar soğuk algınlığı ve gribe yüzde 50 daha seyrek yakalanıyor. Yakalandığında kendini yorgun hissetmiyorsa, egzersize devam etmekle yüzde 30 çok daha çabuk iyileşiyor.

DÜZENLİ UYKU İLE BİRÇOK SORUNU ALT EDEBİLİRSİNİZ

6-8 saatlik iyi bir gece uykusunun sağlık için önemi çok büyük. Bölünmüş, kalitesiz, eksik ya da fazla uyku şunlara yol açabiliyor:
Bağışıklık sistemini ciddi derecede bozuyor.
Hafızayı önemli ölçüde zayıflatıyor, dikkat dağınıklığı yaratıyor.
Zihinsel ve fiziksel performansı düşürüp problem çözme yetisini azaltıyor.
Şeker hastalığına yatkınlığa, tokken bile sık acıkmaya (gece nöbeti tutanlarda) kilo artışına neden oluyor.

Hayvan deneylerinde tümör gelişimini 2-3 kat arttırıyor.
Biyolojik iç saate bağlı (uyku hormonu ve antioksidan olan) Melatonin gibi hormonların dengesini bozup kansere neden olan oksidasyon yapıcı maddelere karşı dayanıksızlığa yol açıyor.
Stresle ilişkili, kalp, tansiyon, mide, barsak, psişik hastalıkları arttırabiliyor.
Uykuda (ve spor yaparken) salgılanan yaşlanmayı geciktirici, hastalıklara karşı dayanıklılık sağlayan gençlik hormonu denen Büyüme Hormonu’nun azalmasına neden oluyor.
Kronik uykusuzluk herhangibir nedenden ölüm riskini 3 kat arttırıyor.
5 saatten az veya 9 saatten fazla uyumak kalp krizi, inme riskini %50 kadar arttırıyor.

NE YAPMALI, NE YAPMAMALI?

Yatmadan 2-3 saat önce yemeyi, özellikle uykuda ani şeker düşmesi yaratarak uykuyu kaçırabilen şekerli gıdaları kesmeli, uyku hormonu (üretimi için) hafif proteinli gıdayla yetinmeli.
Uyku hormonu üretimi yeterli olması için, oda tam karanlık ve sessiz olmalı.
Biyolojik saate bağlı hormonlarımıza uyması için gece 11:00’den geç yatılmamalı hep aynı saatte yatılmaya çalışılmalı; perde hafif aralık bırakılarak sabah günışığıyla kalkılmalı.
Gündüz mümkün olduğunca parlak gün ışığında veya floresan altında kalınmalı, akşam yatana kadar ise düşük aydınlatmayla oturulmalı.

MOLALARI AKSATMAYIN!

Gün içerisinde 2-3 saatte bir 5 dakikalık çay veya kahve molası vermek, gevşeme, dinçlik ve işe yeniden konsantre olmayı kolaylaştırıyor. Taze demlenmiş bu içeceklerde antioksidan flavinoid grubu maddeler bulunuyor.

Bir diğer alternatif sıcak kakao içmek veya siyah çikolata yemek. Kakaonun damar genişletici, tansiyon ve kalp damar hastalıkları riskini azaltıcı etkisi dışında seratonin denilen mutluluk hormonu salgılatıcı etkisi olduğu biliniyor.

BESLENME TÜYOLARI

Kolay hastalanmamak için probiyotik yani faydalı bakteri içeren doğal yoğurt, sarımsak, soğan, sirke ev yapımı turşu, boza, kefir, şalgam, bol taze koyu yeşil, koyu kırmızı, mor renkli sebzeler, nar, sarımsak, soğan ve C vitamini içeren narenciye tüketimi öneriliyor. Kuşburnu, nane-limon, zencefil, tarçın, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
Şekerli unlu gıdalar, şekerli meşrubatlar ise virüslere karşı bağışıklık sisteminin mücadelesini zorlaştırdığı için tüketilmemesi gerekiyor.
Örneğin kışın daha sık tüketilen pancar, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, tansiyon yükselmesi riskini azaltıyor. Pancarın içindeki faydalı maddelerin bozulmaması için 10-15 dakikadan fazla kaynatılmaması gerekiyor.

Altın kural: Sofraya çok aç oturmayın!

İş yoğunluğu nedeniyle yemek saatini kaçıranların veya yemek saatinden önce fazla acıkanların, 4-5 adet kavrulmamış badem, ceviz, fındık tüketmesi açlığı yatıştırıyor ve zindelik sağlıyor.

 

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet