Reklamsız Sözcü

Yere göğe adlarını yazdırıyorlar

Profesör Doktor Tahir Yağdı ve pilot eşi Hatice Yağdı, mutlu aile yaşantılarının yanı sıra meslekleriyle de dikkat çekiyor.
00:0812 Nisan 2016
Yere göğe adlarını yazdırıyorlar
Profesör Doktor Tahir Yağdı ve pilot eşi Hatice Yağdı, mutlu aile yaşantılarının yanı sıra meslekleriyle de dikkat çekiyor.

Bugüne kadar yüzlerce kişinin hayatını kurtaran Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Kalp ve Damar Cerrahı Profesör Doktor Tahir Yağdı ve pilot eşi Hatice Yağdı, mutlu aile yaşantılarının yanı sıra meslekleriyle de dikkat çekiyor.

Çocuk yaşlarda okuduğu bir kitaptan etkilenip doktor olmaya karar veren Prof. Dr. Tahir Yağdı, özellikle kalp nakli konusunda yaptığı başarılı çalışmalarla adından söz ettiriyor. Başarısını aile yaşantısında da devam ettiren Yağdı'nın, pilot Hatice Yağdı'yla evliliğinden Ecem (9) ve Çisem (6)  adında iki kızı bulunuyor. Eşi kadar başarılı bir kariyere sahip olan Hatice Yağdı aynı zamanda Türkiye'nin ilk F-4E Phantom silah sistem subayı.

Mesleğimle gurur duyuyorum

Tanıştıklarında, eşinin Eskişehir'deki birinci ana jet üssünde görev yaptığını belirten Prof. Dr. Yağdı tesadüfler sonucu bir araya geldiklerini ve şu an çok mutlu olduklarını belirtirken, Hatice Hanım mesleğiyle duyduğu gururdan bahsediyor: “F-4 çok hızlı bir uçak. Uçuş tecrübesi olmayıp da ilk kez jet uçağı kullanan bir insan fiziki olarak belli sıkıntılar çekebilir. Ancak bizler uzun bir eğitimden geçtiğimiz için zorlanmıyoruz. 1996 yılında Hava Harp Okulu bayan mezun vermeye başladı; ben de ilk mezunlardanım. Bu nedenle bazı görevleri ilk olarak yapmak da bana ve devre arkadaşlarıma nasip oldu. Bunun getirdiği gurur ve sorumluluk çok farklı. Bu, muhteşem bir duygu. Ne kadar güzel ki günümüzde sayımız gitgide artıyor” dedi.

Pilot olmak azim gerektirir

Hava Kuvvetleri'nden kısa bir süre önce emekli olan ve şimdi özel bir havayolunda pilotluğa hazırlanan Hatice Yağdı mesleğinin zorluklarından bahsetti ve aldığı eğitim konusunda bilgi verdi: “1997 yılında Hava Harp Okulu'ndan mezun oldum. İki yıl Çiğli ‘deki ana jet üssünde uçuş eğitimi ve ardından bir yıl süreyle Konya'daki üçüncü ana jet üssünde Harbe Hazırlık ve Silah Sistem Subaylığı eğitimi aldım. 2000 yılında birinci ana jet üssü'ndeki filoya atandım. Altı yıl Eskişehir'de RF-4E uçağında silah sistem subayı olarak görev yaptım. Evlendiğimde İzmir'de uçuş imkanı bulamayınca karargahta görev aldım. Uçuş görevine ise geri hizmet uçucusu olarak devam ettim. Bütün bu zorlu süreç sonunda da gurur duyduğum bir kariyerim oldu” dedi.

Zamana karşı yarışıyoruz

Birbirinden zorlu mesleklere sahip olan ve kariyerlerinde edindikleri başarılarıyla dikkat çeken ikili, hem yerde hem de gökte yaşamın limitlerini zorluyor. Farklı alanlarda çalışsalar da mesleklerinin ortak noktalarının olduğunu belirten Prof. Dr. Tahir Yağdı bu noktaları örnekleyerek açıklıyor: “Havacılıkla kalp cerrahisini çok benzetiyorum. Biz açık kalp ameliyatı yapıyoruz ve hastanın kalbini, damarlarını bir cihaza bağlıyoruz. Kalbi durdurduğumuz için bir makineyle çalıştırıyoruz ama bu süreç mutlaka sınırlı olmalı. Bu süre uzarsa maalesef hastanın sağlığı kötü yönde etkileniyor. Uçmak da buna benziyor. Uçtuğunuz süre içerisinde uçakta her şey son derece konforlu ama uçağın yakıt durumuna göre belli bir süre sonra iniş yapmak zorundasınız. Yani her iki meslekte de en ufak bir hata ölümle sonuçlanabiliyor.”

 

Son güncelleme: 08:5612.04.2016
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet