Cemevi talebine camili savunma

TBMM’de Alevi milletvekilleri ve çalışanlar için cemevi yapılmasını reddeden Meclis Başkanlığı, Ankara 6. İdare Mahkemesi’ne gönderdiği savunmada gerekçelerini anlattı.

Cemevi talebine camili savunma

Meclis’in verdiği ret kararına karşı Hüseyin Aygün'ün  açtığı davaya ilişkin savunma yapan Meclis Başkanlığı, davanın reddedilmesini istedi. Meclis Başkanlığı'na göre “Alevilerin ibadet yeri camidir.”

CHP Dersim Milletvekili Hüseyin AYGÜN, TBMM'de ibadet etmek amacıyla Cemevi açılması için 07.05.2012 tarihinde Meclis Başkanlığı'na başvuru yaptı.

Ancak TBMM Başkanlığı Aygün'ün başvuru dilekçesine 06.07.2012 tarihinde ret kararı verdi.  Meclis Aygün'ün talebini, Diyanet İşleri Başkanlığına göre “Alevilik ayrı bir din olmayıp İslam içi bir oluşum, İslam'ın tarihi sürecinde ortaya çıkmış bir zenginliği olup İslam dininin ibadet yerleri camilerdir.” görüşü doğrultusunda ret etti.

Hüseyin Aygün, Meclis’in ret  kararının iptali talebiyle  avukatı Cihan Söylemez aracılığıyla Ankara 6. İdare Mahkemesi‘ne  dava açtı.Meclis Başkanlığı, Aygün'ün açtığı davaya ilişkin yaptığı savunmada Meclis bünyesinde Cemevi açılması taleplerini neden reddettiklerini açıkladı.

Meclis’in verdiği ret kararına karşı Hüseyin Aygün'ün açtığı davaya ilişkin savunma yapan Meclis Başkanlığı, davanın reddedilmesini istedi.

Meclis Başkanlığı savunmasında dilekçesinde, Hüseyin Aygün'ün dava dilekçesindeki  gerekçeleri  “hukuki dayanaktan yoksun” olduklarını iddia edilerek; “Bu nedenle hukuki dayanaktan yoksun ve mevzuata aykırı olan davanın reddedilmesi gerekir.” denildi.

Meclis Başkanlığı savunmasında Aleviliği tanımlayarak “Aleviliğin İslam'ın bir alt kolu olduğunu ve ibadet yerlerinin cemevi değil cami ve mescit olduğunu” iddia etti.  İddialarını da Alevileri tanımayan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın fetvalarına dayandırdı. Meclis çatısı altında cemevi olmasının mümkün olamayacağını dile getiren Meclis Başkanlığı ibadet etmek isteyen Alevileri de camide ibadet etmelerini salık verdi.

Savunma dilekçesinde Diyanetin tüm inançlara hizmet ettiğini iddia eden Meclis Başkanlığı şu açıklamayı yapıyor:

“Öncelikle davacı, Diyanet İşleri Başkanlığının mevcut hali itibariyle Sünni-Hanefı İslam inancına mensup Türkiye Cumhuriyeti Devleti yurttaşlarına hizmet yürüttüğünü iddia etmektedir. Bu iddianın doğru olmadığını Anayasa'nın 136 ncı maddesi “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir. ” hükmü ile 22.06.1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un 1 inci maddesi “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. ” hükmü açıkça ortaya koymaktadır.”

MECLİS’TEN ALEVİLİK TARİFİ

Meclis Başkanlığı'nın Alevilik tanımı ise Diyanetin Alevilik tanımlamasını referans alıyor ve Aleviliği İslamın bir alt kolu olarak görüyor. Savunma dilekçesindeki Alevilik tanımı şöyle:

“Burada incelenmesi gereken Alevilik müstakil bir din midir, yoksa İslam'ın bir yorumumudur. Alevilik, İslam kültür tarihi içerisinde yer alan tasavvufî-kültürel yorumlardan biridir. Alevi kelimesi, İslam dünyasının genelinde Ali'ye mensup, Ali'ye bağlı anlamında kullanılmaktadır, Hz. Ali ise Hz. Muhammed'in damadı olup Hz. Muhammet'in vefatından sonra İslam halifesi olmuştur. Bu konudaki genel esasların incelenmesinden de ortaya çıkan duruma göre Aleviliğin, müstakil bir din olmadığı, İslam'ın bir alt yorumu olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Ali İslam'ın dört halifesinden biri olup, Hz. Muhammed'in de damadı olduğuna göre bu tarihi ve İslami gerçek karşısında Hz. Ali'nin İslam'ın önde gelen şahsiyetlerinden birisi olduğu kuşkusuzdur. Şu hale göre Ali'ye bağlılık kişiyi İslam'ın dışına değil İslam'ın içine çekmektedir.

Örneğin Hıristiyanlıkta da Katolikler, Protestanlar gibi ait gruplar vardır. Ancak; bunların dayandığı temel din Hıristiyanlıktır. Bir başka deyişle İslamiyette bazı yorum farklarının olması kişinin İslamiyetten ayrı olduğu anlamına gelmez. Yüzyıllar boyunca devam edeın, sosyal ve beşeri münasebetler, iklim koşulları ve insanlar arasındaki düşünce farklılıkları bazı alt yorumları da beraberinde getirmiştir. Diğer taraftan, Nüfus Hüviyet Cüzdanının din bölümüne İslam ibaresinin kaldırılarak Alevi ibaresi yazdırılması talebiyle İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bir davanın yapılan yargılaması neticesinde, mezkur Mahkemenin 07.09.2004 tarihli ve E: 2004/239, K: 2004/355 sayılı kararında, Aleviliğin ayrı bir din olmayıp İslam'ın bir alt yorumu olması sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir. (Ek-3)”

“ALEVİLERİN İBADET YER CAMİ VE MESCİTTİR”

Meclis Başkanlığı sadece Aleviliği  Diyanete göre tanımlayarak geçmiyor ve Alevilerin ibadet yerinin neresi olması gerektiğini de açıkça tarif ediyor. Meclis Başkanlığı'na göre “cemevi ibadethane değildir. Aleviler eğer Müslüman ise ibadet yerleri cami ve mescitlerdir.”

Savunma dilekçesinin Cemevleriyle ilgili bölümünde şu bilgiler yer alıyor:

“Konunun bir diğer boyutu, cemevlerinin ibadet yeri olarak nitelenip nitelenmeyeceği noktasına ilişkindir. Diyanet İşleri Başkanlığının İçişleri Bakanlığına gönderdiği 17 Aralık 2004 tarihli ve 1773 sayılı yazıda “İslam'ın bir alt yorumu olan Aleviliğin, İslam'ın ortak ibadet yerleri olan ‘cami ve mescittir* dışında ayrı bir ibadet yerinin olmayacağı, belirtilen sebeplerle, cemevi ve benzeri yerlerin ibadet yeri kapsamında değerlendirilmesine imkan bulunmadığı” belirtilmiştir. (Ek-4) Diyanet İşleri Başkanlığı, bu görüşünü İzmir İL Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.09.2004 tarihli ve E.2004/239-K.2004/355 sayılı kararma ve 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Şeddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun'un 1 inci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhinin tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilumum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir, Bunlardan usulü mevzuası dairesinde fılhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir…hükmüne dayandırmaktadır.”

Meclis Başkanlığı’nın dilekçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklamaları da yer alıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın konu hakkındaki açıklaması ise şöyle:

“Diyanet İşleri Başkanlığı; bu madde ile tekke ve zaviyelerin kaldırıldığına, ancak bunlardan cami ve mescit olarak kullanılanların önceki durumunda bırakıldığına dikkat çekmiş; bu madde hükmünden “cami ve mescit” dışındaki yerlerin ibadethane olarak kullanılamayacağının anlaşıldığını” belirtmiş ve yapılan müteaddit açıklamalarda; “Müslümanların ortak mabedinin mezhep ve meşrep, dini inanış ve pratik ayrımı olmaksızın cami ve mescitler olduğu, cemevlerinin de ülkemizin sosyo-kültürel ve mistik alanda korunması ve yaşatılması gereken zenginlikleri arasında bulunduğunu”

“Ayrıca, Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun Tatbik Suretini Gösterir Nizamname'nin 3 üncü maddesindeki, “Mabetler her din ibadetine mahsus ve usule muvafık olarak teessüs etmiş olan kapalı mahallerdir. ” hükmü ile “mabet” kavramı tarif edilmiş olup, mezkur Nizamname hükmü çerçevesinde de, İslam Dininin ibadetine mahsus ve usulüne göre açılmış “cami ve mescit” haricindeki yerlerin ibadet yeri olarak kabulü mümkün değildir.”

Meclis Başkanlığı'nın Hünkar Hace Bektaşı Veli Dergahı ile ilgili savunması  ise konunun en çarpıcı noktaları arasında yer alıyor. Asırlardır içinde cem ibadeti yapılan dergahın içinde bulunan caminin Osmanlı Sultanı 2. Mahmud tarafından zorla inşaa ettirildiği iddiaları mevcut. Meclis Başkanlığı’nın bu konuya dair açıklaması ise şöyle:

“Bilindiği üzere her yıl Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde Hacı Bektaş-ı Veii'yi anma törenleri yapılmaktadır. Kanaatimizce davacı da herkes gibi bu törenleri bilmektedir. Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesine gidildiğinde Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesinde ibadethane olarak bir caminin bulunduğu görülecektir. Zira bu külliyede cemevi bulunmamaktadır. Aynı şekilde Alevi vatandaşların yaşadığı bir çok yerleşim yerlerinde ibadethane olarak caminin kullanıldığı da ülkemizin bir gerçeğidir.”

DAVANIN REDDİ GEREKİR

“Sonuç olarak, yukarıda belirtmiş olduğumuz mevzuat ve açıklamalardan da anlaşılacağı üzere İslam'ın bir alt yorumu olan Aleviliğin, İslam'ın ortak ibadet yerleri olan cami ve mescitler dışında ayrı bir ibadet yerinin olmayacağı, cemevi ve benzeri yerlerin ibadet yeri kapsamında değerlendirilmesine imkan bulunmadığından davanın reddi gerekir.”

HÜSEYİN AYGÜN'ÜN DAVA GEREKÇESİ

Aygün dava dilekçesinde; Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancına mensup olanların ibadetinin “cem” ve ibadethanesinin ise yüzyıllardan bu yana “cemevi” olduğunu, Diyanet İşleri Başkanlığının mevcut hali itibariyle Sünni-Hanefı İslam inancına mensup Türkiye Cumhuriyeti Devleti yurttaşlarına hizmet yürüttüğünü, dolayısıyla da Diyanet İşleri Başkanlığında, Sünni İslam İnancının temsil edildiğini, Sünni İslam inancı dışındaki Alevi- Şii- Nusayri- Hıristiyan- Musevi inançlarının temsilini kabul etmeyen ve laik hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir kurum olduğunu, bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görüş ve tanımlamalarına dayanılamayacağını ve İnsan Haklan Avrupa Sözleşmesinin 9'uncu maddesinde “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. Din veya inancını açıklama Özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüğünün korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle yasa ile sınırlanabilir” hükmü ile Ankara 16'ncı Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.10.2011 tarihli ve E: 2010/492, K: 2011/316 sayılı kararının gerekçelerini dayanak göstererek TBMM bünyesinde öncelikle bir yer tesisi ve ardından cemevinin hizmete açılması için gerekli işlemlerin başlatılması talebinin TBMM Başkanlığının 06.07.2012 tarihli ve 180/75647 sayılı cevabı ile reddedilmesinin hem Anayasanın 2'nci maddesinde belirtilen “laik devlet ilkesine ve hukuk devleti ilkesine” hem 6' ncı maddede belirtilen “egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğu” hükmüne, hem de 24' üncü maddede belirtilen “vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti” hükmüne açık bir şekilde aykırılık arz ettiğini dile getirdi.

Günün Trend Videosu

Daha fazla göster
Loading...