İnsanlık raporu açıklandı!

10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla Meclis'te bir konuşma yapan Tanrıkulu, hükümeti eleştirdi.

İnsanlık raporu açıklandı!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde TBMM’de bir konuşma yaptı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Tanrıkulu, 2012 yılında meydana gelen şiddet olaylarının bilançosunu açıklarken, gerekli tedbirleri almayan hükümeti sert bir dille eleştirdi.

Sezgin Tanrıkulu'nun mesajı ve açıklaması şöyle;

“Bugün 10 Aralık İnsan Hakları Günü, ne yazık ki geçtiğimiz 11 ayın insan hakları verileri bize, bu günü kutlama şansı vermiyor. Aksine, ülkemizde hayatın her alanında insan hakları ihlallerinin artarak devam ettiği ve hükümetin insan haklarını önlemek için gerekli tedbirleri almadığı bir yılı daha geride bırakmakta olduğumuzu hatırlatıyor.

2012 yılında Türkiye'nin cezaevlerinde, sokaklarında, karakollarında, iş yerlerinde ve kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet bakımından hayatın her alanında insan hakları ihlal edilmeye devam etmiştir.

Yaşam hakkı bakımından ortaya çıkan tablo, geçtiğimiz 11 ay içinde yaşanan silahlı çatışmalarda asker, polis, yasadışı örgüt üyesi, geçici köy korucusu ve sivil yurttaşlarımızdan 771 kişinin hayatını kaybettiğini, 642 kişinin de yaralandığını göstermektedir.

Yine 11 aylık bu dönemde 35 kişi yargısız infazlarda, 14 kişi kara mayınları patlamalarında, 19 kişi faili meçhul cinayetlerde ve 14 kişi de bombalı saldırılar sonucu olmak üzere toplam 82 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu olaylarda yaralanan kişi sayısı ise 183'tür.

İş kazaları olarak nitelenen ama bize göre iş cinayetleri olan olaylarda ise 11 ayda 895 kişi hayatını kaybetmiştir.

Biliyoruz ki, AKP hükümetleri döneminde işkenceye tolerans tanındı, ölümlere davetiye çıkarıldı, kadınların çığlıklarına kulak tıkandı, cezaevlerindeki yurttaşların onuru çiğnendi, işyerlerinde, fabrikalarda kazaların önlenmesi için hiçbir adım atılmadı. AKP iktidarının fütursuz politikaları neticesinde Kürt sorunu bağlamında çatışmalar ve dolayısıyla ölümler arttı. Toplumsal kutuplaşma tehlikeli boyutlara ulaştı.

Kadın cinayetleri ve kadının insan haklarına yönelik ihlaller de vahim boyutlara ulaşmış durumdatır. 11 ay içinde tam 148 kadın öldürüldü, 209 kadın yaralandı, 129 kadın tecavüze uğradı, 124 kadın da cinsel tacize maruz kaldı. Kadın örgütlerinin verilerine göre cinayetlerin çoğu, mağdurların yakını yada tanıdığı kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir.

İktidar partisine mensup bir kadın milletvekili arkadaşımızın eşi tarafından şiddete maruz kaldığına ilişkin iddialar ise , eğitim seviyesi veya sahip olunan sosyal statünün dahi kadınları şiddete uğramaktan koruyamadığını göstermektedir.

Benzer bir tablo cezaevleri için de karşımıza çıkmaktadır. Geçtiğimiz 11 ay içinde cezaevlerinde 60 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, 321 yurttaşımız işkence ve kötü muameleye maruz kalmış ve 11 yurttaşımız cinsel taciz ve tecavüz iddiasında bulunmuştur.

İşkence ve Kötü Muamele sadece cezaevlerinde değil, hayatın her alanında devam ediyor. Zira “dışarıda” bu muameleye maruz kalanların sayısı 319'dur.

Bir başka vahamet de, toplantı ve gösteri özgürlüğü hakkı ihlaline ilişkin rakamlarda karşımıza çıkmaktadır. Zira 11 aylık dönemde, demokrasinin sunduğu en temel haklardan biri olan toplantı ve gösteri özgürlüğü hakkını kullanan 46 bin 529 kişi gözaltına alınmış, 1.816 kişi tutuklanmış, 555 kişi yaralanmış ve dört yurttaşımız da hayatını kaybetmiştir.

Demokratik her ülkede, en azından çocuklar için tutukluluk istisna olarak uygulanırken, Türkiye'de tutuklu çocuk sayısı, hükümlü çocuk sayısından kat be kat fazladır. 1.688 çocuk tutukluyken, hükümlü çocuk sayısı 403'tür.

Elbette size aktardığım tüm rakamlar sadece insan hakları kuruluşlarının kaydedebildikleridir. Bunu özellikle vurgulamalıyım. Çünkü pek çok vaka hiçbir şekilde kamuoyuna yansımayabiliyor.

İnsan Hakları Günü'nde gönül isterdi ki hak ve özgürlükler alanında yaşanan gelişmeleri sizlerle paylaşalım. Ama ne yazık ki hak ve özgürlüklerin giderek daha fazla kısıtlandığı ve ihlal edildiği bir Türkiye tablosu ile karşı karşıyayız.

Görüldüğü gibi 2012'nin 11 ayı boyunca yaşanan insan hakları ihlalleri rakamları kelimenin tam anlamıyla devasa bir enkaza işaret ediyor.

AB 2012 İlerleme Raporu, hükümetin insan hakları alanındaki tutumunu, hemen her başlık altında eleştirirken, kolluk görevlilerinin özellikle resmi olmayan gözaltı merkezlerinde güç kullanmaya devam ettiklerine işaret ediyor.

Rapor'da ayrıca diğer tüm hak alanlarında, işkence ve kötü muameleye ilişkin soruşturmaların adli birimlerce yavaş yürütüldüğüne, buna karşın güvenlik güçlerinin karşıt iddialarına öncelik verildiğine işaret ediliyor ve şu ifadelere yer veriliyor: “İnsan hakları ihlallerinin cezasız kalmasıyla mücadele çabaları yetersizdir. Güvenlik veya kolluk kuvvetleri tarafından yapıldığı öne sürülen işkence iddialarının hızlı, kapsamlı, bağımsız ve etkili biçimde soruşturulması çoğu zaman eksik kalmaktadır.”

İktidar partisi dokunulmazlıkların kaldırılmasından söz ediyor. Ama zaten kendileri dışında kalan hiçbir siyasî parti milletvekilinin dokunulmazlığı fiilen yok. Gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan yurttaşlarla kol kola yürüyen milletvekili arkadaşlarımızın defalarca biber gazına maruz kaldığını herhalde hatırlatmama gerek yok. Bu ülkede iktidar partisi mensupları veya taraftarları dışındaki herkes için hak kullanımı rafa kaldırılmış durumdadır.

Hemen belirtmeliyim ki, bu olumsuz tablonun düzeltilmesi için mücadele eden insan hakları örgütleri ve savunucuları da baskılara maruz kaldı. Halen sırf İnsan Hakları Derneği'nin yöneticileri veya aktivistlerinden 15'i cezaevlerinde tutuluyor.

Dolayısıyla, hak mücadelesi verenler de bu ülkedeki hak ihlallerinden azade değil, sıradan yurttaşlar da, seçilmiş milletvekilleri de!

Bizler hükümeti insan haklarına saygı göstermeye devam etmekten yorulduk ama hükümet bu ihlalleri sürdürmekten, ihlalcileri kollamaktan ve terfi ettirmekten utanmadı, utanmıyor!

İnsan hakları her iktidarın turnusol kâğıdıdır. Sizlere insan hakları örgütlerinin derlediği rakamlarla AKP iktidarının 11 aylık hak ihlal karnesini sunuyorum. Sanırım bu rakamların gösterdiği enkaz, daha fazla söze gerek bırakmıyor. Ama yine de sözlerimi şöyle bitireyim: İnsanca onuruna yaraşır biçimde yaşamak her insanın en doğal hakkıdır. İnsan hakları iktidarlar tarafından bahşedilmez, iktidarların görevi insan haklarına saygı duymak ve korumaktır.

Bu bağlamda hükümeti vazifesini yapmaya davet ederken, insan hakları mücadelesini her türlü baskı ve zorbalığa rağmen sürdüren herkese başarılar diliyorum.

İNSAN HAKLARININ NERESİNDEYİZ?

10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla Ankara Barosu da açıklama yaptı. Ankara Barosu Başkanlığı’ndan yapılan açıklama şöyle:

“İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına..”

Bu şekilde başlayan ve çağdaş yaşamın en önemli hukuk metinlerinden biri olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 10 Aralık 1948 tarihinde kabulünün üzerinden altmış dört yıl geçti.

Her satırı insanlık tarihinin kara sayfalarının acı tecrübeleri ışığında yazılmış Bildirge’den bir kaç cümlenin altını çizelim:

“İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesinin insanlık vicdanını isyana sevkeden vahşiliklere sebep olmuş bulunmasına, dehşetten ve yoksulluktan kurtulmuş insanların, içinde söz ve inanma hürriyetlerine sahip olacakları bir dünyanın kurulması en yüksek amaçları olarak ilan edilmiş bulunmasına..”

“İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına..”

Bildirge'nin kabulünün üzerinden on yılların geçmiş ve dünyanın hemen her devletinin Bildirge'yi kabul etmiş olması insan haklarının içselleştirildiği, zulüm ve baskının sona erdiği anlamına mı geliyor? Demokrasinin “ilerisine” geçen Türkiye'de insan hakları meselesi  acaba hallolmuş veya hal yoluna girmiş midir?

Her gün binlerce avukatın savunma hakkı yok sayılıyor, böylece yurttaşların “birey” olma hakları ellerinden alınıyor. İnsanlar gerekçelerini bilmeden yargılanıyor, tutuklanıyor, mahkum ediliyor. Siyasi iktidara muhalefet en vahim suç, siyasi iktidarın “hoşlanmadığı” bir davranış, devlet gücü kullanılarak düzeltilmesi (!) gereken büyük bir kabahat sayılmakta.

Her gün canımızdan can eksiliyor.  Her gün en az bir kadın erkek şiddetinin kurbanı oluyor. Kadın, kamusal hayattan çekilmeye teşvik ediliyor, hatta zorlanıyor. Her gün bir işçi, olumsuz çalışma koşullarına feda ediliyor.  Toplantı hakkını kullanmak isteyenler engelleniyor, haklarını arayanlara fiziksel şiddet uygulaması günlük uygulamaya dönüştürülüyor. Telefon dinlemeleri gündelik hayatımızın artık yadırganmayan bir parçası olmuş. Siyasi iktidara muhaliflerin özel hayatları alenileştirilirken her yönden bir itibarsızlaştırma çabası almış başını gidiyor.

Şimdi soruyoruz; biz insan haklarının neresindeyiz?

Ankara Barosu olarak; insan haklarını sürekli gelişen bir içerikle anlayıp kabul ettiğimizi, şekil değiştiren insan hakları ihlalleriyle sürekli mücadeleyi varlık sebebimiz olarak gördüğümüzü, Gelincik projemizle de, 13 Aralıkta Silivri'de bulunmakla da amacımızın insan haklarına saygıyı içselleştirmiş bir toplumun inşasına katkıda bulunmak olduğunu kararlılıkla kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Günün Trend Videosu

Daha fazla göster
Loading...