“Yazarlığı vekilliğe değişmem”

CHP İstanbul Milletvekili ve Hürriyet Eski Başyazarı Ekşi, Sözcü'ye çok özel açıklamalarda bulundu.

“Yazarlığı vekilliğe değişmem”

Oktay Ekşi ile Hürriyet Gazetesi Başyazarı olduğu yıllarda, o dönem çalıştığım kurum için röportajlar yapardım. Süreklilik arzeden bu röportajların sondan bir öncekinde aramızda ilginç bir diyalog geçmişti. Odasındaki yeşil deri koltukların hayli eskidiğini, değiştirme vaktinin geldiğini söylemiştim kendisine. “Koltuklar önemli değil, bakarsınız patron bizi değiştirir” demişti gülerek.  Dediği oldu. Bu röportajdan kısa bir süre sonra “Analarını satan zihniyet” yazısı nedeniyle Oktay Ekşi'nin 44 yıllık Hürriyet serüveni sona erdi… Peki sonra neler oldu? İşte bütün bunları Yeniköy'deki evinde konuştuk CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi ile…

DAVANIN REDDİ ŞAŞIRTTI

* Tayyip Erdoğan’ın  aleyhinize açtığı davanın reddedilmesine her halde  şaşırmadınız…

Hayır. Tam tersine çok şaşırdım. Sürpriz diye baktım. Böyle bakmamın nedeni haksız olduğum için değildi. Kaldı ki; o yazıda hukuka aykırı bir şey yoktu. Onu biliyordum ve emindim. Benim için sürpriz olan; Tayyip Erdoğan'ın açtığı davanın hakim tarafından reddedilmesi oldu. Çünkü Türkiye'de hukuk yok. Bağımsız yargı yok.

Çok tepki almıştınız o dönem. Bir bakıma tepkilere de cevap vermiş oldunuz bu ret kararıyla…

Ona tepki demeyelim isterseniz. Bu davaya konu olan yazının yayınlandığı 28 Ekim 2010 tarihinden iki gün sonra, yani 30 Ekim 2010'da Hürriyet'ten istifa ettim. Anımsadığınız gibi hakkımda çok yoğun bir linç kampanyası başlatıldı. Türkiye'nin en küfürbaz gazetecisi olduğumu bile söyleyenler oldu. Bu da maalesef benim bazı meslektaşlarımın cibilliyetini ortaya koydu.

Peki Aydın Doğan’la görüştünüz mü o olaydan sonra?

Seçimden sonra aradım Aydın Bey’i. Bodrum'da dediler. Atladım gittim. Zarif bir şekilde ağırladı beni. Oturduk konuştuk. Meseleyi anlattım, sonra da sarıldık, öpüştük ve vedalaştık. Hepsi bu. Mesele benim meselem değil, dostumun benden ricası olan bir meseleydi. Ondan sonra da hiçbir vesile ile bir diyaloğum olmadı kendisiyle.

Özlüyor musunuz yazarlığı?

Evet. Benim dünyamda ve kişiliğimde çok iz bırakan bir dönemdi yazarlık. Bu da çok normal. 59,5 sene. Yazmakla milletvekilliğini bir teraziye koysak, milletvekilliği havada kalır. O nedenle, profesyonel olarak beni tatmin edecek bir yazarlık pozisyonunu hemen tercih ederim. Bunun için 10 dakika bile düşünmem.

Pişman mısınız peki? Yani bugün olsa aynı yazıyı yazar mıydınız?

Elbette yazardım. Yazımın arkasında hep durdum. Hala da duruyorum. Ama pişmanlığım var… O yazıyla ilgili değil, ertesi gün çıkan özür yazısıyla ilgili…

Özür yazısı sizden istendi değil mi?

İstendi. Ertesi günkü yazımın altında iki satır özür dilerdim, bu hiç problem değildi. Ama Aydın bey makale şeklinde yazmamı istedi.  ”Bence siz bütün yazınızı o özre tahsis edin Oktay bey” dedi. Ben de kendisine yanlış olacağını ama bunu dikkate alacağımı söyledim. Ertesi günkü yazımı tamamıyla bir özür yazısına çevirdim. Ama yanlıştı. Çünkü, yazının yayınladığı sabah, yazıya konu olan Orman ve Çevre Bakanı Veysel Eroğlu aradı: ”Sayın Ekşi bugünkü yazınızda bana haksızlık yapmışsınız” dedi. Ben de ”Bildiklerimi yazdım, siz yaptığınız güzel şeyleri anlatın, onları da yazarım” gibi bir şeyler söyledim. Karşılıklı birbirimizi kahveye bile davet ettik. Aynı gün gazeteye gitmemle anladım tepeden gelen baskıyı. Belli ki birileri Başbakan'a; ”Burada istismar edebileceğimiz bir şey var. Bu vesile ile biz bunun kellesini kopartabiliriz” deyip önüne koymuşlar.

Veysel Eroğlu ile ne oldu sonra?

Bu yazı ile ilgili hakkımda 4 dava açıldı benim. Birincisini Tayyip Erdoğan açtı. İkincisini konuyla alakası olmayan Enerji Bakanı Taner Yıldız açtı. O da reddedildi bildiğim kadarıyla. Üçüncüsünü yazıda adı geçen ve doğruca eleştirilen Veysel Eroğlu açtı. Hakim onu da reddetti. Dördüncü davayı ise, konuyla uzaktan bile ilgisi olmayan Kayseri Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Mustafa Erkatmış Kayseri'de açtı. Oradaki hakim hanım 6 bin lira tazminat ödememe hükmetti. Temyize gitti tabii. Şu an yargıtayda.

Kısa bir dönem ”en yaşlı üye” sıfatıyla TBMM başkanlığı yaptınız. O dönemde neler yaşadınız?

Bütün bu olayların ardından ben CHP'den milletvekili seçilince, en yaşlı üye sıfatıyla Meclis Başkanlığı görevini aldım ya. Tam da o tarihte Cumhurbaşkanı resmi bir ziyaret için Bulgaristan'a gidecekmiş. O gidince de doğal olarak Meclis Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı ben temsil edeceğim. Sırf bunu engellemek için Abdullah Gül o ziyareti ertelemiş. Her halde ben bu memleketin düşmanıyım. Emanet edememiş makamı bana.
“ASIL DERTLERİ VE DÜŞMANLARI LAİKLİK, BUNU HERKES ANLASIN”

Biraz da Türkiye’yi konuşalım, neler değişti?

Eskiye göre Türkiye'nin önünde daha çetin bir mücadele süreci var.  Çünkü bugünkü iktidar Türkiye'de ilk defa siyasete dini soktu.  Seçim kampanyasında hiç utanmadan alçakça dini kullandı. İnsanların en kutsal değerleri oy sandığında seçim malzemesi haline getirildi. Bu; sistemi ciddi şekilde yaralayan bir silahtır. Böyle bir silah kullanıldığı zaman, vereceğiniz mücadele daha çetin koşullarda yürüyecek demektir. Türkiye böyle bir dönem hiç yaşamadı. Şimdi başımızdaki dert Cumhuriyet'i kurtarmak. İlk defa karşımızda böyle çok çetin bir sorun var.

Bunun için öncelikle yargıya güvenmek gerekmiyor mu?

Türkiye'de sadece yargı değil ki; Tayyip Erdoğan'ın kendisine bağımlı hale getirmediği hiçbir kurum kalmadı. Herkesi susturdu. Ya satın alarak, ya tehdit ederek, ya da hapse atarak susturdu. Bugün Türkiye'de üniversite yok. İş dünyası yok. Medya yok. Yargıda bağımsızlık yok. Böyle bir Türkiye'de yaşıyoruz.

Başkanlık sistemi de yolda…

Evet. Başkanlık sistemini de getirirse, bugünkü tabloyu aynen başkanlığa taşımış olur ve daha da pervasız olur. Açıkçası ben Türkiye'nin geleceğinden ciddi olarak korkuyorum.

Ama CHP'den milletvekili oldunuz. İnandınız ki daveti kabul ettiniz. Siz de korkarsanız…

Ben CHP'den davet almadım. Herkes öyle sanıyor. Burada açıklayayım ben size. Kılıçdaroğlu davet etmedi beni. Ben kendim gittim Kılıçdaroğlu'na. Dedim ki; ”Ben kavgamı burada sürdürmek istiyorum. Size faydalı olabileceğimi düşünüyorum.” Elbette CHP köklü bir parti. Şu anki bütün hedef; ilk seçimde iktidar olmak üzerine. Ben de inanıyorum. Eninde sonunda CHP iktidar olacak ve Türkiye AKP'den kurtulacak. Ama bu gerçekleşene kadar geçecek süreç endişe verici.

Laiklik tehlike altında mı sizce?

Elbette… Hedef o zaten. Bütün davalarının, bütün kavgalarının özündeki düşmanları laiklik bunların. Bunu sakın unutmayalım.  Adını evirirler, çevirirler, ama dertleri laiklik. Yok efendim 4+4 derler, imam hatip liselerinin sayısını arttıracağız filan derler ama asıl dertleri ve düşmanları laikliktir. Bunu herkes anlasın artık. Sahip çıkmazsak laiklik elden gider. Türkiye'nin geldiği son nokta budur.

Nil SOYSAL / Sözcü

Günün Trend Videosu

Daha fazla göster
Loading...