İmam Hatipliler tartışmasına bir katkı!..

Üni­ver­si­te­ye ye­ni baş­la­dı­ğım yıl­lar­dı… Alış­ve­riş için ge­zer­ken, Sa­man Pa­za­rı es­naf­la­rın­dan bir ayak­ka­bı­cı­nın ya­nın­da ça­lı­şan, son sı­nıf öğ­ren­ci­si bir mül­ki­ye­li ile ta­nış­tım.

Be­nim İmam Ha­tip­li ol­du­ğu­mu öğ­re­nin­ce, baş­la­dı di­ni ko­nu­lar­da so­ru­lar sor­ma­ya… Ko­nu ko­nu­yu aç­tı. Tar­tış­ma iler­le­dik­çe bi­raz ya­şı­mı­zın et­ki­sin­den, bi­raz bil­gi ek­sik­li­ğin­den ol­sa ge­rek, bir­bi­ri­mi­zi kır­dı­ğı­mı­zı da­hi ha­tır­lı­yo­rum. Bir son­ra­ki gi­di­şim­de yi­ne uğ­ra­dım ya­nı­na… Tar­tış­ma­nın çe­ki­ci bir ta­ra­fı var­dır. Bu, za­man­la ki­tap alış­ve­ri­şi­ne de dö­nüş­tü ve di­ni içe­rik­li ki­tap­lar gö­tür­me­ye baş­la­dım. Sö­züm ona hi­da­ye­te er­di­re­cek­tim onu! O da ba­na Sos­ya­liz­mi an­la­tan ki­tap­lar ve­ri­yor­du; Tan­rı­ya inan­mı­yor­du ve bu­nu is­pat et­me­ye ça­lı­şı­yor­du. Ben ise var gü­cüm­le ona İs­la­m'­ı an­la­tı­yor­dum.
İki de bir “şart­lan­dı­rıl­mış­sı­nı­z” der­di ba­na… Kı­zar­dım, ha­ka­ret gi­bi ge­lir­di bu söz… Fa­kat iki­mi­zin de inan­mış­lı­ğın­da­ki o ter­te­miz duy­gu­lar­da­ki sa­mi­mi­ye­ti ha­la his­se­de­rim. “O­ku­du­ğun o ayet­le­re ben inan­mı­yo­ru­m” de­di­ği hal­de, ıs­rar­la so­ru­la­rı­na Ku­r'­an'­dan ce­vap ve­ri­şi­mi ha­tır­la­dık­ça da bir te­bes­süm ya­yı­lır yü­zü­me gay­ri ih­ti­ya­ri. Bir ko­nu­da na­sıl tar­tı­şıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni yıl­lar son­ra an­la­ya­cak­tım. Ya­rım ya­ma­lak bil­gi­ler­le tar­tış­ma ya­pı­la­ma­ya­ca­ğı­nı da.
Bu­nu ni­ye an­la­tı­yo­rum; Baş­ba­kan Yar­dım­cı­sı Bü­lent Arın­ç'­ın İmam Ha­tip­li­ler­le il­gi­li söy­le­dik­le­ri be­ni ken­di üze­ri­miz­den ye­ni­den dü­şün­dür­dü. Ko­nuş­ma­sın­da şöy­le di­yor­du: “Bu okul­lar­da oku­yan­lar ör­nek­tir­ler ve de ör­nek ol­ma­ya de­vam edi­yor­lar. Hiç mi hay­laz olan­lar çık­ma­dı? El­bet­te çık­mış­tır? Bu gün bir ga­ze­te­de ya­zar­lık ya­pan bi­le o hay­laz­lar­dan (Ah­met Ha­ka­n'­ı kas­te­de­rek) bi­ri­si­dir.” De­vam­la İmam Ha­tip­li­le­rin ba­şa­rı­la­rın­dan, şu an­da bu­lun­duk­la­rı ma­kam­lar­dan da bah­se­di­yor ko­nuş­ma­sın­da… Ba­kan, Baş­ba­kan, işa­da­mı, dok­tor oluş­la­rın­dan. Do­la­yı­sıy­la ko­nu İmam Ha­tip olun­ca, bir İmam Ha­tip­li ola­rak ben de ba­zı tes­pit­ler­de bu­lun­mak is­te­dim:
Bu okul­la­ra ön­yar­gı­lı ol­mak ne ka­dar yan­lış­sa gök­le­re çı­kart­mak da o ka­dar yan­lış­tır. Ön­ce­lik­le İmam Ha­tip­li ol­mak­tan hiç ra­hat­sız ol­ma­dım. Ba­zı in­san­la­rın “ö­lü yı­ka­mak için mi gi­di­yor­sun bu oku­la­” di­ye bi­raz da müs­teh­zi bir eday­la sor­duk­la­rı so­ru­lar kar­şı­sın­da, iç­ten içe üzül­dü­ğü­mü bir ke­na­ra ko­yar­sak! An­cak ken­di­mi ay­rı­ca­lık­lı da his­set­me­dim. Eği­ti­mi­miz­de­ki ek­sik­lik­le­ri mes­le­ğe baş­lar baş­la­maz gör­müş­tüm. Kar­ne­le­ri­miz­de alt al­ta sı­ra­la­nan ders­ler yir­mi­ye ya­kın­dı. Fa­kat iyi bir dü­zey­de bu ders­le­ri ala­bil­miş miy­dik tar­tı­şı­lır. Üç dil (Arap­ça, Fars­ça, İn­gi­liz­ce) ve­ril­me­si­ne rağ­men, dil öğ­re­ti­min­de ba­şa­rı dü­ze­yi­nin yük­sek ol­ma­dı­ğı da bir ger­çek. Ger­çi dil so­ru­nu Tür­ki­ye'nin cid­di bir prob­le­mi­dir. Bu da ay­rı bir me­se­le… Fa­kat kla­sik dil öğ­re­ti­mi­nin ve bi­lin­ci­nin ve­ril(e)mi­yor ol­ma­sı mes­lek­te en bü­yük sı­kın­tı­dır. Di­ğer ta­raf­tan Man­tık ve Fel­se­fe ders­le­ri­nin ada­ma­kıl­lı öğ­re­ti­le­me­me­si üret­ken, ya­ra­tı­cı, di­na­mik din adam­la­rı­nın ye­ti­şe­me­ye­ce­ği an­la­mı­na ge­lir. İl­mi­hal bil­gi­le­ri dü­ze­yin­de bir bil­giy­le me­zun olan öğ­ren­ci top­lu­ma ne ve­re­bi­lir? Do­la­yı­sıy­la ne öğ­ren­ci­le­rin amaç­la­rı ba­kı­mın­dan ne de İmam Ha­tip­le­rin ze­mi­ni açı­sın­dan de­rin­lik­li bir müf­re­da­ta sa­hip ol­du­ğu söy­le­ne­mez. Ni­te­kim eği­tim­ci­ler ta­ra­fın­dan za­man za­man bu ko­nu di­le ge­ti­ri­lir. Kuş­ku­suz İmam Ha­tip­li­le­rin fark­lı bir ta­ra­fı var­dır. An­cak bu fark­lı ta­ra­fın en­te­lek­tü­el ola­rak iş­le­ne­bi­le­cek de­rin­lik­li bir kay­na­ğa sa­hip olup ol­ma­dı­ğı tar­tı­şı­lır. Bu bağ­lam­da ni­ce­lik mi ni­te­lik mi me­se­le­si, üze­rin­de du­rul­ma­sı ge­re­ken ta­ra­fı­dır.
Ba­şa­rı ve ör­nek­li­ğe ge­lin­ce: Her iki ol­gu da gö­re­ce­li­dir. Ne­yi te­mel al­dı­ğı­nı­za ve ner­den bak­tı­ğı­nı­za bağ­lı­dır. Eğer ba­şa­rı ba­zı di­ni ri­tü­el­le­ri ye­ri­ne ge­tir­mek ola­rak de­ğer­len­di­ri­li­yor­sa, ya­şam bi­çim­le­ri in­san­la­rın ter­cih­le­ri ile ala­ka­lı­dır. Tan­rı da­hi o ala­na mü­da­ha­le et­me­miş in­san­la­rı öz­gür bı­rak­mış­tır. Ay­rı­ca “i­ma­m” ve “ha­ti­p” ye­tiş­tir­mek üze­re ku­rul­muş bu okul­la­rın me­zun­la­rı­nın, öğ­ret­mek üze­re öğ­ren­di­ği ku­ral­la­rı ya­şan­tı­la­rı­na çek­me­si ka­dar ta­bi bir şey ola­maz.
Kal­dı ki ba­şa­rı, ilim, bi­lim ve sa­nat eser­le­ri ile or­ta­ya ko­nu­lur. Bu­nu da ka­te­go­ri­ler üze­rin­den ele al­mak du­ru­mun­da­yız. Mes­le­ki an­lam­da de­ğer­len­di­re­cek olur­sak: İmam Ha­tip­le­rin kaç­ta ka­çı imam ve ha­tip­lik yap­mak­ta­dır. Mes­lek­le­rin­de ne ka­dar ba­şa­rı­lı­dır­lar? Ba­şa­rı ya da ba­şa­rı­sız­lık ne­ye gö­re ve na­sıl tes­pit edil­me­li­dir? Me­se­la Hı­ris­ti­yan din adam­la­rı ile mu­ka­ye­se edil­di­ğin­de for­mas­yon ola­rak ye­ter­li­lik dü­zey­le­ri ne­dir? An­cak bu ve ben­zer so­ru­lar çer­çe­ve­sin­de ba­şa­rı­lı­lık ya da ba­şa­rı­sız­lık de­ğer­len­dir­me­si ya­pı­la­bi­lir. Böy­le araş­tır­ma­lar bil­di­ğim ka­da­rıy­la yok. Di­ğer bir hu­sus, bu okul­la­rı bi­ti­ren­ler, (Di­ya­net dı­şın­da) ağır­lık­lı ola­rak han­gi mes­lek dal­la­rın­da gö­rev yap­mak­ta­dır­lar ve bu alan­lar­da ken­di mes­lek­taş­la­rı­na gö­re ba­şa­rı de­re­ce­le­ri ne­dir? Bun­lar­la il­gi­li de eli­miz­de ve­ri­le­rin ol­du­ğu­nu da san­mı­yo­rum. Bel­ki bu okul­lar­la il­gi­li en azın­dan, bel­li ta­rih­ler ara­sın­da­ki, (ör­ne­ğin 1970-1990) me­zun­la­rı­nı dik­ka­te ala­cak bir ça­lış­ma, za­man za­man or­ta­ya atı­lan İmam Ha­tip­li­ler ile il­gi­li hu­sus­lar­da sağ­lık­lı ip uç­la­rı­nı bi­ze ve­re­cek­tir.
Yi­ne bu okul­lar­dan ya da baş­ka li­se­ler­den me­zun olan­la­rın si­ya­set­te­ki yer­le­ri­ne ba­ka­rak, okul­la­rı ka­te­go­ri­ze et­mek ne de­re­ce doğ­ru­dur? Çün­kü Tür­ki­ye'de si­ya­se­tin ge­tir­di­ği nok­ta, ki­şi­sel ye­te­nek­le­rin ya­nın­da baş­ka iliş­ki­ler­le de bağ­lan­tı­lı­dır. Do­na­nım­lı ve ye­te­nek­li her in­san aca­ba la­yık ol­du­ğu yer­de mi­dir; bu da ay­rı bir tar­tış­ma ko­nu­su­dur.
Bel­ki can alı­cı so­ru te­mel for­mas­yo­nu bu okul­lar­dan al­dık­tan son­ra ay­nı doğ­rul­tu­da bel­li aşa­ma­lar­dan (yük­sek li­sans, dok­to­ra, pro­fe­sör­lük) geç­miş olan­lar, Ebu Ha­ne­fi, Ma­tu­ri­di, İbn-i Si­na, Fa­ra­bi gi­bi oto­ri­te­le­rin se­vi­ye­sin­de ol­ma­ya ne­den aday de­ğil? Vaz­geç­tim bun­dan, on­la­rı ye­te­rin­ce an­la­ya­cak, çağ­daş, sos­yal ha­yat­la bü­tün­leş­miş, prob­lem­le­ri gö­ren ve çö­züm üret­me­ye ça­lı­şan se­vi­ye­de kaç ilim ada­mı­mız var! Esas tar­tı­şıl­ma­sı ge­re­ken ko­nu bu­dur di­ye dü­şü­nü­yo­rum!

Loading...