Ah Mısır ah!..

Sevgili okuyucularım, adına Mısır denilen bir Arap ülkesi var. Bu ülke ABD'nin kucağında oturur, Ortadoğu bölgesinde İsrail'den sonra ABD'nin ikinci ana üssü olarak görev yapar.

Dünyaca ünlü Time dergisi, Mısır Devlet Başkanı Mursi'yi son sayısında kapak yaptı ve onu “Ortadoğu'nun en önemli adamı” olarak tanımladı.
Bizim Tayyip gibi bir dünya devini (!) Ortadoğu'da ıskalayıp Mursi'yi piyasaya sürmesi doğrusu çok ayıp kaçtı. Mursi son seçimleri kazanıp Devlet Başkanı oldu. Arkasında şeriatçı Müslüman Kardeşler örgütü var. Herif seçimleri kazanınca şımardı ve bir başkanlık kararnamesi çıkarıp yargı dahil bütün yetkileri kendisinde topladı.
Ancak o beğenmediğimiz Mısır halkı sokaklara dökülüp protesto gösterilerine başladı. Ünlü Tahrir Meydanı yüz binlerce kişiyle dolup taşıyor.
Mursi korktu, sarayına sığındı.
Sarayı tanklar tarafından korumaya alındı.

* * *

Kahire'deki El Ezher Üniversitesi dün açıklama yaptı:
“Devlet Başkanı yanlış yapıyor. Muhalifleriyle koşulsuz olarak görüşme masasına oturmalıdır.”
Yüksek yargı organları -yüksek mahkemeler- tavır koydu:
“Yargı bağımsızdır. Yargıyı yönetme yetkisi hiçbir makama devredilemez. Bu durum düzelene kadar kendimizi süresiz olarak kapatıyoruz.”

* * *

Mısır, halkıyla, üniversiteleri ve yargısıyla, bu diktatörlük özentisi herife tavır koyuyor. Halk şeriatçı yönetime karşı sokaklara dökülüyor, üniversiteler ve mahkemeler birbiri ardına açıklamalar yapıyor.
Bir de gelin bize bakın!
Yargı, üniversiteler, bütün kurumlar bir tek şahsın ve Çankaya'daki “Kardeşinin” elinde. Ortada göstermelik bir Meclis var. (Mısır'da da var!) Göstermelik kurumlar var. (Mısır'da da var!) Onlar güya bağımsız kuruluşlar.
Yargı AKP'nin elinde. Üniversiteler de öyle.
Türkiye'de olup biteni her gün izliyoruz. Üniversitelerden en ufak bir ses var mı? Yok!
Bağımsızlığı elinden alınan, kaderi AKP'nin HSYK'sına bırakılan yargıdan tepki var mı? Yok!
Tüm üniversite rektörlerini Çankaya'da oturmakta olan şahıs kendi adamları arasından seçiyor. Bu durumda hangi üniversite ses verecek?
Yazık, El Ezher kadar olamıyorlar. Hepsi AKP'nin yan kuruluşu.
Yüksek yargı, adli ve idari yargı derseniz, aynı durumda. Yargıda kalan ve sayıları giderek azalan onurlu hakim ve savcılar elbette yasalar ve vicdanları doğrultusunda karar veriyorlar. Ama nereye kadar!

* * *

Bütün bunlar olurken bizim ülkemizde tık yok. Ne halk sokaklara dökülüyor, ne üniversitelerden ve yargıdan ses geliyor. Bırakın ses vermeyi, insanlar korkudan ağızlarını açamıyor. Birkaç gün önce Ankara'da yanıma birkaç kişi gelip kendilerini tanıttılar… “Suriye
bölgesinden” Ankara'ya iş için gelmişler. Suriye bölgesinin ne demek olduğunu
sordum:
“Mersin, Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa” dediler… Yani ekonomisi Suriye nedeniyle Tayyip tarafından çökertilen, insanları işsiz kalan illerimiz…
Bu konuşanlar saygın işadamları. Hepsi de bölgelerinde ekonomiyle ilgili sivil toplum
kuruluşlarının üye ve yöneticileri…
Ticaret odaları, sanayi odaları, ihracatçı birlikleri gibi. Acı acı yakınıyorlardı:
“Emin Bey, bölgemiz bitti. Simitçiden taksiciye, sanayiciden esnafa, kamyoncudan lokantacıya kadar herkes kan ağlıyor. Suriye olayı ile bizi bitirdiler. Bölge ekonomisinde
Suriyelilerin çok önemli katkısı vardı. İhracatımız büyüktü. Şimdi sınır kapandı, ticaret bitti. Suriyeliler artık sadece sığınmacı olarak kamplara geliyor.
Bölge ajanlarla, casuslarla, bir sürü karanlık tiplerle, hatta dolandırıcılarla doldu.
Ekonomi neredeyse sıfırlandı. On binlerce insanımız işsiz kaldı.”

* * *

Bu işadamlarına sordum:
“Bana yakınıyorsunuz ama fazla işinize yaramaz. Sonuçta ben bu konuda yazılar yazdım, yazmayı da sürdürürüm. Ama önemli olan bunları hükümete iletmeniz. Niçin sessiz kalıyorsunuz, niçin tepki koymuyorsunuz?..”
İsimlerini yazmayacağım konusunda söz istediler, söz verdim. Sonra anlattılar:
“Tepki koyuyoruz ama kaynayıp gidiyor. Bütün bilgileri ilgili bakanlıklara ve TOBB'a (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) iletiyoruz. TOBB ağzını açamıyor çünkü başındaki kişi AKP'li. Bakanlıklar görmezi oynuyor…”
Dertleri bitmiyordu:
“Öne çıkarsak hükümet bizi mahveder. Üzerimize vergiciler salınır, polis baskısıbaşlatılır…”
Peki ama bölge halkı niçin sokağa dökülüp eylem koymuyor? Niçin demokratik haklarını kullanmıyor?
“Emin Bey herkes korkuyor. Sokağa çıktığın anda biber gazı yersin, üstelik tutuklanırsın. Herkesin evi barkı var…”
Sonra önemli bir konuya değindiler:
“Bu Suriye olayını başımıza boşu boşuna çıkardılar. Bu yaşananlar bir başka iktidar döneminde olsaydı, sokaklarda kıyamet kopardı. Şimdi herkesin üzerinde ölü toprağı var. Korku dağları bürümüş…”
Çok doğru söylüyorlardı.

* * *

Sevgili okuyucularım, bu Suriye olayını bundan sonra da dikkatle izlemenizi tavsiye ederim… Çünkü gerçekten de, başımıza boş yere almış olduğumuz bir beladır.
Tayyip ve onun Hariciye Nazırı olan şahsın kaprisleri uğruna Türkiye milyarlarca dolar zarara girdi, insanlar işsiz bırakıldı.
Şimdi sınırımıza Patriot füzeleri yığılıyor, bunları kullanacak yabancı askerler ayrıca geliyor.
Oysa bunlar daha bir yıl önce Esad'la aile boyu kucaklaşıyor, Tayyip ise partisinin Gaziantep mitinginde “Kardeşim Esad'la her konuda anlaşıyoruz, çok da iyi oluyor” diye nutuk atıyordu!
Suriye ile durup dururken papaz oldular, üstelik bu yüzden İran ve Irak'la da düşman olduk.
Sadece ve sadece bu iki şahsın kaprisleri ve ABD'den emir almış olmaları nedeniyle.
Suriye'ye komşu illerimizde ekonomi çökmüş, vaziyet ayva. Ama ahaliden hiçbir tepki yok. Türkiye genelinde de böyle.
İşte karşımızda o beğenmediğimiz Arap ülkeleri… Tunus, Libya, Mısır, hatta Yemen… Çıktılar sokaklara, iyi veya kötü yaptılar, birilerini devirdiler veya deviremediler ama tepki koymayı bildiler…
Ve Türkiye!..
Ses yok, tepki yok, tık yok! Ölü
toprağını üzerimizden 29 Ekim ve 10 Kasım günlerinde biraz silkeledik, hepsi o kadar.
Demek ki her şey çok iyi gidiyor, kimsenin haberi yok!

Loading...