Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Allah kurtardı!

19 Aralık 2012

Sev­gi­li okuyucularım, bugün günlerden 19 Aralık. Türk milleti açısından hem “Tarihi (!)” bir günün, hem de “En şanslı” günümüzün üçüncü yıldönümü!
Bundan üç yıl öncesine gidiyorum. Tarih 19 Aralık 2009. Soğuk ve puslu bir Ankara günü.
Hani şu “Şeyini şey ettiğimin şeyi” var ya, hani adı Bülent Arınç olan büyük devlet ve
hükümet adamı var ya!..
19 Aralık 2009 günü onu az daha öldüreceklerdi!
Bülent'i bize Allah bağışladı, onu Allah kurtardı.
O gün büyük tantanalarla birbiri ardına resmi açıklamalar yapılıyordu. Özel Harp Dairesi'nden üç subay, Bülent'in evinin yakınlarında kendisini öldürmek için dolanırken suçüstü yakalanmıştı.
Yılların deneyimine sahip olduğu düşünülen subayların elindeki kağıtta Bülent'in ev adresi
yazılıydı. Karşılarında aniden polisleri gören subaylar ellerindeki kağıdı yutmaya kalkışmışlardı!
Bu subaylar gerçekten geri zekalı idi! Öldürmeye gittikleri adamın bir satırlık ev adresini bile
ezberleyememiş, kağıda yazmışlardı!

* * *

O sırada Ergenekon baskınları ve tutuklamaları devam edip gidiyor, önüne gelen ev ve işyeri
basılıyordu. Bu subaylar da mutlaka Ergenekon silahlı terör örgütü (!) mensuplarıydı.
Suçüstü enselenen subaylar önce poliste ifade verdiler. Sonra savcının önüne çıkarıldılar. Ayrıntılı soruşturma yapıldı…
Ve görüldü ki, ortada suikast muikast yoktur. Subaylar serbest bırakıldı.
Ancak soruşturma yapılırken çok ilginç bir olay oldu. Mahkeme, Ankara'da Özel Harp Dairesi'nin aranmasına karar verdi.
Devletin en gizli savunma bilgileri ve askeri planları oradaki kozmik odalarda
saklanıyordu.
Sonrasında, bu iktidar döneminde Yargıtay üyesi seçilen Kadir Kayan isimli bir hakim, elinde mahkeme kararıyla Özel Harp Dairesi'ne gidip arama yapmaya başladı. Kozmik kasalar açıldı, bütün dosyalar ortaya döküldü, askeriyenin tüm gizli bilgi ve belgeleri hakimin önüne saçıldı.
Genelkurmay, sarı öküzü resmen feda ediyordu ve bunun arkası çok fena geldi.
Genelkurmay, bir mahkeme kararıyla askeri sırlarını başkalarına vermeyi içine sindirmişti.

* * *

Özel Harp Dairesi'ndeki arama günlerce sürdü. Gece içeriye kimse girmesin diye hakim bey pencereleri çiviletti, kapılara özel kilitler taktı, her yer mühürlendi. Orada bulunan tüm bilgi ve belgeler kamyonlara yüklenip bir yerlere götürüldü ama nereye götürüldüğünü, onların üç yıldan beri kimlerin elinde olduğunu hiç kimse bilmiyor.
Bunlar arasında ülkemiz bir düşman saldırısına uğradığı takdirde ilk direnişi kimlerin nerede ve nasıl örgütleyeceğini, bu iş için kimlerin görevli olduğunu, gizli silahların nerede saklandığını gösteren bilgi ve belgeler de vardı. En gizli savunma ve saldırı planları da hakim tarafından götürüldü. Ulusal savunmamızın planları sivil ellere geçmişti.

* * *

Şimdi günümüze, tam üç yıl sonrasına dönelim. Bu suikast iddiasının sonucu ne oldu?
“Şeyini şey ettiğimin” Bülent'ini kimler öldürecekti? Madem böyle bir suçüstü yapılmış ve yalanlar havada uçuşmuştu, kimler tutuklanmıştı?
Olayın tümü yalan ve palavra idi. Böyle bir suikast girişimi yoktu.
Ne o gün kimse tutuklandı, ne de bugün herhangi bir tutuklu var.
Düzmece suikast iddialarından civciv çıktı, kuş çıktı.
O halde ne olmuştu? Yaratılan onca tantana ve şamata neyin nesiydi?
Ergenekon baskınları devam ediyordu ama somut gerekçeler gerekliydi. Özellikle askerlere iyi bir darbe indirmek lazımdı!
Bu yolla bir taşla iki kuş vurdular.
İlki, gözlerde büyütülen Genelkurmay'ın dirençsizliğini ortaya çıkardılar.
İkincisi ve daha da önemlisi, hiçbir biçimde elde etmeleri mümkün olmayan en gizli bilgi ve belgelere, devlet sırlarına erişmeyi başardılar.
Ortaya bir suikast palavrası çıkardılar, baskınlarla amaca ulaştılar.

* * *

Şimdi çok dikkat ediniz, aradan tam üç koca yıl geçti. Ortalıkta tutuklu yok, zanlı yok ama savcılıktaki bu dosya halen kapatılmadı.
Niçin?.. Kimse bilmiyor ve bir açıklama yapılmıyor.
Muhalefet partilerinin genel başkanları tıraşı ve Tayyip'in peşine takılmayı bıraksın da, bu işin üzerine gidip hükümete sorsunlar, hesap istesinler bakalım! Tayyip'i, Adalet Bakanı'nı zorlasınlar. Genelkurmay Başkanı Necdet Bey, başında olduğu ordunun en gizli bilgi ve belgelerinin üç yıldan beri nerede, kimlerin ve hangi sivillerin elinde olduğunu acaba biliyor mu? Bir açıklama yapar mı?
Elbette yapmaz, yapamaz.
Palavradan bir suikast iddiası yarattılar, bir koyundan birkaç post çıkarmayı başardılar!
Tek tesellimiz, “Şeyini şey ettiğimin şeyi” Bülent gibi bir devlet adamını Allah'ın bize bağışlamış olması! Gel de ağlama!

Memleket satılırken…

Sev­gi­li okuyucularım, AKP iktidarı Türkiye'yi yönetmenin kolayını buldu! Ne kadar ulusal
varlığımız varsa satıyor. Mallar kapanın elinde kalıyor.
Son olarak İstanbul Boğaz köprüleriyle birlikte yaklaşık iki bin kilometre otoyolu önceki gün sattılar. Bunlar Türkiye'nin altın yumurtlayan tavukları.
Geçmiş iktidarları eleştirirdik. Şimdi gerçekler
suratımıza şamar gibi çarpıyor. İyi veya kötü, o iktidarlar öz kaynaklarımızla, bazen de borçlanarak ülkemize nice eserler kazandırmıştı. Bunlar işin kolayını buldu. Devraldıkları bütün ulusal varlıklarımızı satıyorlar. Özelleştirme adı altında memleketin malı mülkü parayı bastırana, eşe dosta, yandaşlara, yerli ve yabancı işbirlikçilere bol keseden armağan ediliyor. Kamu bankaları, barajlar, limanlar, Telekom, Tüpraş, köprüler, otoyollar,
fabrikalar, sanayi tesisleri, oteller, binalar, demir çelik tesisleri, madenler, gemiler,
devlet üretme çiftlikleri ve aklınıza ne gelirse…
Şu kepazeliğe bakın siz!.. Bütçe açıkları dayanılmaz boyutlarda ve bunu üç ayrı yöntemle çözmeye kalkışıyorlar:
– Yeni vergiler getirerek.
– Zam yaparak.
– Devletin ve milletin malını mülkünü peşkeş çekerek.

* * *

Satışa sundukları her şey para basıyor. Uyanık yabancı, ya da uyanık özel sektör herhalde zarar edenleri alacak kadar keriz değil. Bunları alıyorlar, parasını üç yılda çıkarıyorlar, sonraki yıllarda kazançları cebe atıyorlar. Aynen Telekom olayında olduğu gibi.
Ya da ülkelerine gönderiyorlar. Bir hükümet nasıl olur da Boğaz köprülerini ve otoyolları satar? Bunlar para basan makineler. Her gün banknot matbaası gibi çalışan yerler.
Bu iktidar bir mirasyedi gibi çalışıyor. Ülkeyi geçmiş iktidarların yarattığı eserleri satarak yönetiyor. Taaa Atatürk döneminde milletin dişinden tırnağından artırıp yaptırdığı Sümerbank fabrikalarını, Etibank tesislerini ve şeker fabrikalarını bile bunlar sattı.
Hele lüks ve şatafat harcamaları sonsuz. Satıyorlar ki, örneğin Abdullah-Tayyip ikilisinin son model araçlarına, Hariciye Nazırı Ahmet‘in ayda 51 bin Törkiş lira olan villasının kirasına para yetişsin!
AKP iktidarının suyu ısınıyor. Er ya da geç gidecekler.
Korkarım, gittikleri zaman memlekette satılacak mal mülk kalmamış olacak.