Emin Çölaşan’a mektuplar

Emin Çölaşan'ın notu:

Sevgili okuyucularım, sizlerden her gün çok sayıda mesaj alıyorum. Hepsine tek tek yanıt vermem ne yazık ki mümkün olmuyor. Bunlardan bazılarını yazılarımda kullanıyorum, bazılarını ise pazartesi günleri burada yayınlıyorum.

Burada kullandığım mesajlarda, gönderen okuyucularımın çoğunun isimlerini ne olur ne olmaz diye vermiyorum. Başlarına iş açılmasın.

Ayrıca bu mesajları, harf ve cümle hataları dahil, üzerlerinde hiçbir oynama yapmadan sizlere iletiyorum.

Her pazartesi günü burada, gazetemizin internet sitesinde buluşmak umuduyla.

 

Sevgili Emin Çölaşan;

Bu öğretim yılında yeğenim Karabük Üniversitesi’ni kazandı. Maddi durumları hiç olmadığından ve yeğenime devlet yurdu çıkmadığından ötürü çocuk mecburen cemaat evine gitmek zorunda kaldı. Ancak çok şükür sadece 2 gün kalıp geri döndü. Daha ilk gün yeğenimi bir odaya sokup namaz kılıp kılmadığını, Kur’an okuyup okumadığını sormuşlar. Bu evdeki abiler de devamlı kendi aralarında kürtçe konuşuyorlarmış. En sonunda dayanamadı ve evine geri döndü. Şu an paralı yurda devam ediyor ve çok mutlu. Bu insanlar insanı dininden de ederler. Aslında işin daha da ilginç yanı bu evlerde kalmak bedava değil. Sadece özel yurda göre bir miktar daha ucuz. Yani parasıyla beyin yıkıyorlar.

Emin Bey örümcek gibi her yeri sardılar, Allah sonumuzu hayır etsin…

Saygılarımla…

 

 

Yeni kanunla 13 ilin büyükşehir olmasıyla beraber bu illerde yaşayan emekli ve memurların maaşlarına da zam yapılması kararlaştırıldı.Kanun’un detaylarına inildikçe birçok memur ve emekliye gizli zam yapıldığı ortaya çıktı.Örneğin,Balıkesir ilinde görev yapan Milli Eğitim İl Müdürü makam tazminatı olarak 1000 gösterge tutarında ödeme almakta iken yeni düzenleme sonucunda bu rakam, (Balıkesir’in büyükşehir olmasından sonra) 1500 gösterge rakamına çıktı. Ayrıca, 666 sayılı KHK ile getirilen ek ödeme oranlarının düzenlendiği cetvellere göre yine büyükşehir belediyesi bulunan illerde görev yapan bazı personele ilave imkanlar sağlandığı görülüyor. Bu örnekler diğer kadrolar için çoğaltılabilir.Büyükşehir’e dönüşen yerlerde meydana gelen artışlar,oradaki emeklilere de yansıyacak…(Diğer emekliler avucunu yalayacak!)
Önce okullarda kıyafet serbestisi ardından “Büyükşehir yasası”… Bir toplum işte böyle bölünür!
Serbest kıyafet uygulaması okullarda ikilik yaratacak.Hali vakti yerinde olan, çocuğuna “marka” giydirecek,fakir bebeleri,”ciğerci kedisi” gibi bakacak.O anne babanın halini, çocuğun psikolojisini,muhtemel yaşayacağı travmaları düşünmek bile insanı şimdiden rahatsız ediyor.Yeni büyükşehir olanlarda ise,diğer bölgelerden farklı olarak, ayrıcalıklı memur ve emekli (sınıf) yaratmak…Bundan iyi parçalamak,bölmek mi olur ?
Metin Altay

 

Sayın Emin bey,saygı ve sevgilerimle.Sizinle ve sizin gibi cesur ve Vatansever insanlar sayesinde büyüyen Sözcü Gazetesinin bir okuru olarak sizden bir istirhamım olacak.Münferit tepkimi gösterdim ama bataklık denizinde bir damla oksijen ne yapabilir ki ? Sorun şu; Çankaya Askeri lojmanlarında senelerdir satılan bir çikolata ve çeşitleri ürününün sözleşmesine son verilip yeni sezonda ülker grubu ile anlaşılması beni çileden çıkardı.Özel bir emir verilmese bu sözleşme olmazdı!..Bu konuyu bir şekilde kamuoyu ile ancak siz paylaşabilirsiniz.Size güveniyor ve Saygılarımı sunuyorum. Ö.Taner HAZNEDAROĞLU Tbp.Kd.Alb.(E)

 

Değerli Emin Çölaşan,

Sizlere sözcümüz olduğunuz için sonsuz teşekkürlerimle başlamak istiyorum, iyi ki varsınız. Sözcü gazetesini, sizi ve Uğur Dündar, Necati Doğru, Saygı Öztürk gibi diğer değerli gazetecileri de her gün takip ediyorum, okuyorum, şükranla.

Bir anne olarak benim size iletmek istediğim konu, Sağlık Bakanlığı’nın kamu spotuyla ilgili reklamlarında da televizyonlarda her gün defalarca kez gösterildiği üzere yeni uygulamaya koydukları Hepatit A aşısıyla ilgili. Hepatit A aşısı 5 yaşına kadar yapılan bir aşı. Oğlum 26 Ekim 2010 doğumlu, yani 2 yaş 1 aylık. Bu yılın Ekim ayında aşı karnemize aile sağlık merkezimizde, aile hekimimizin bağlı bulunduğu (İstanbul)Avcılar Cihangir Aile Sağlığı Merkezi’nde ve aşılarımızın yapıldığı hemşire tarafından 26 Kasım 2012 tarihi için Hepatit A aşısı yazıldı. 26 Kasım günü aile sağlık merkezimize (eski tabiriyle sağlık ocağı) oğluma Hepatit A aşısını yaptırmak üzere gittik, hemşiremiz Sağlık Bakanlığı’ndan yazı geldiğini, sınırlama getirildiğini ve 5 yaşına kadar yapılan aşının sadece Mart 2011 sonrası doğumlu çocuklar için yapılacağını ve benim oğluma yapamayacaklarını söyledi, Yani 4 ay gibi bir süreyle kaçırdığımızı ve o halde karneye neden işlediniz soruma kendisinin yapacağı birşey olmadığını belirtti. Kısacası aşı karnesine konan Hepatit A aşısı 5 yaşa kadar değil, sadece Mart 2011 doğumlu çocuklar için yapılacağını emretmiş sağlık bakanlığı. Hemen o gün sağlık bakanlığı sitesinden Halk sağlığı merkezini aradım, üç kez aramama ve sorunu dile getirmeme rağmen aşıyla ilgili hangi bölümün yardımcı olacağını bulamadılar, sonunda başka bölümden bir bayan personel yardımcı olmaya çalıştı, Avcılar sağlık merkezinden bir bayan hemşire beni arayarak aynı şeyi söyledi, bakanlık aşıya sınırlama getirmiş.

O halde kamu spotu reklamında bunu neden belirtmiyorlar, eğer bir uygulama doğru düzgün yapılacaksa bunun hakkını vererek gerektiği gibi yapamayacak mı bu iktidar?! Her alanda halk mağdur ediliyor, mağdur edilmekle kalmıyor, aptal yerine konuyor, aldatılıyor. Buna artık isyan ediyorum. Ayrıca sağlık ocağında o gün şahit olduğum bir başka nokta, komşu arkadaşım olan bir bayanın oğlu Ocak 2011 doğumlu olmasına rağmen diğer odadaki hemşire tarafından oğluna el altından Hepatit A aşısı yapıldı, buna şahit oldum ve sonrasında odasına girip neden bu iltiması yapıyorsunuz diye sorduğumda hemşire kızgın bir şekilde çıkıştı, ve bu durumun bayanla kendi hemşiresi arasındaki bir konu olduğunu söyledi, durumdan sıyrılmak için muhtemelen, çünkü komşumum hemşiresi başka bir hemşireymiş vs vs..neyse.

Reklamın linkini size sunuyorum. Bu fiyasko durumu, her uygulamada yaptıkları gibi bu uygulamada da insanları mağdur etmekten öte bir durumun olmadığını üzülerek ve artık kızgınlıkla gördüğümüzü belirtmek istiyorum, bu sorunu da köşenizde dile getirmenizi saygı ve şükranlarımla rica ediyorum.

Sevgili Emin Bey, 2000 yılında Fransızca Öğretmenliği bölümünden mezun oldum (İstanbul ün. Hasan Ali Yücel Eğitim fakültesi), o yıldan beri bizim bölüme kadro ve atama yok. Kpss’ye üç kez girdim, ancak fransızca öğretmenliği bölümüne kadro verilmediğinden zaten girmemiz anlamsız, kamu kuruluşlarına başka bölümler için şansımızı deneyelim istemiştim. Üç yıl kadro dışı ücretli sınıf öğretmenliği ve ingilizce öğretmenliği yaptım, devlet okullarında binlerce öğretmen açığı var, hatta yüz binlerce. Şimdi 2013 yılında Öğretmenler için Kpss sınavının yanında artı olarak bir sınav daha yapacaklarmış, adına da Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi (ÖABT) koymuşlar, kitapçığı ayrı olacak, dolayısıyla başvuru bedeli de ayrı olacak, gencecik insanların umutlarıyla oynamak üzere gene başka bir para tuzağı. 12-13 yılı aşkındır Fransızca öğretmenliğine kadro verilmiyordu, şimdi bu ÖABT’yi uydurmuşken bize fransızca öğretmenliği ve almanca öğretmenliği mezunlarına da “güya” sınav şansı vermek nerden akıllarına geldi, şimdi mi akıllarına geldi, bunca yıldır nerdeydiler?! Peki kaç kişilik kadrolar açılacak – belli değil, sınav harç bedeli – belli değil, Kpss’ye ayrı ve ek olarak bu sınava da ayrı başvuru harç bedeli alınacak. Anlayacağınız, içi kof ekonomik büyüme hızımıza bir katkı da bu sınavlardan elde edilecek. Kpss sınavı 3 ayrı testten oluşuyor – genel kültür, genel yetenek ve eğitim bilimleri, bunlar sırasıyla 15-15-20 soru olmak üzere ve ayrı bir gün yapılacak olan ÖABT de 50 soru olacak, ve bu sınavın puanlamaya katkı payı yadsınamayacak bir şekilde olacağı için bir dayatma olarak karşımıza çıkıyor, oynanan gene ümitlerimiz, oynanan insanlık onurumuz.

Derin saygılarımla, sevgi ve şükranlarımla,

Nevnur AKARTÜRK

SAYIN EMİN ÇÖLAŞAN;

SİZ BU KADAR ŞEREFSİZİN BİRARAYA TOPLANDIĞI MEDYA ALEMİNDEKİ BİRKAÇ ŞEREFLİ İNSANDAN BİRİSİNİZ BENCE… SİZİ SİYASETEN VE MANEN ÇOK BEĞENİYORUM…

SÖZCÜ GAZETESİNİ HERGÜN ALMAMIN TEK NEDENİ SİZSİNİZ…

BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLİYORUM…

BEN AKP’NİN ADINI DEĞİŞTİRDİM VE A(SARIM) K(ESERİM) P(ARÇALARIM) HÜKÜMETİ KOYDUM…

AKP ‘YE BULDUĞUM BU İSMİ KÖŞE YAZINIZDA HALKIMIZA DUYURURSANIZ ÇOK SEVİNİRİM…(ADIMI DA HİÇ ÇEKİNMEDEN VERİN LÜTFEN… KİMSEDEN KORKUM YOK…ÇÜNKÜ KORKUTULMUŞ HALKIN ARTIK SİLKİNMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYORUM…)

SAYGILARIMI SUNAR, BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLERİM… VATAN ŞU AN İÇİN SİZİN GİBİ BİRKAÇ CESUR KALEME VE BİZ TÜRK GENÇLERİNE EMANET…

 

Sayın Emin ÇÖLAŞAN

10.12.2012 tarihli gazetenizin 10. sayfadaki haberi ile ilgili görüşümü belirtmek istedim. ” Türkiye’nin nabzını tutan 4 isim SÖZCÜ için buluştu ” başlığı ile başlayan haberinizdeki fotoğraflar ve altındaki yazılar dikkatimi çekti. Öncelikle belirtmek isterim ki Türkiye’nin önemli köşe yazılarının biraraya gelip ülkemizin geleceği ile ilgili görüşlerini paylaşması gerçekten kayda değer bir durum. Fakat üst kısımda yer alan fotoğrafın altındaki yazı (Ankara’daki tarihi gecede Türkiye’nin geleceği masaya yatırıldı…) ve aşağıda yer alan toplu çekilmiş fotoğraflara baktığımızda neşeli bir ortamda yapılan görüşme olduğunu anlıyorum. Aslında herşey çok güzel fakat ülkemizin içinde bulunduğu durum ve ülkemizin geleceği hakkında yapılan görüşmeler bu fotoğraflarla sergilenmemeliydi. Sanat müziği ile başlayan şarkılar ve marşlar… Görkemli bir masa.. Birbirinden lezzetli yiyecekler, mezeler ve alkol…

Aslında söylemek istediğim şey ülkemizin geleceği ile ilgili konular bu tür masalarda, mezeler ve alkol eşliğinde görüşülmemelidir. Mustafa Kemal ATATÜRK, vatanımızın ve milletimizin geleceği ile ilgili gerek kararları gerekse görüşleri bu tür masalarda almamıştır ya da görüşmemiştir. Sizler, elbette ülkemiz ile ilgili ciddi kararları bu şekilde almazsınız. Ancak bu görüşleri de bu tür sofralarda yapmamalıydınız. Atatürkçülüğe karşı olan kesim aynı şekilde alkolü ve bu tür kişilere de karşı durmaktadır. Şahsımca sizin böyle bir ortamda yaptığınız görüşmelere, aldığınız kararlara, eğlenmenize vs kesinlikle karşı değilim. Zaten ülkemizin içinde bulunduğu durum vahimdir. Ben sadece farklı kesimlerin, bu fotoğrafı gördüklerinde: ” Ülkenin geleceği hakkındaki görüşlerini rakı sofralarında, şarkılarla, türkülerle yapıyorlar. ” denmesinden korkmaktayım.

Umarım söylemiş olduğum sözler ile sizleri kızdırmamışımdır. Hatam var ise affediniz. Bir nebze de olsa ülkemizin içinde bulunduğu durumu bizlere aydın görüşlerle aktardığınız için teşekkürlerimi sunarım.

Saygılarımla

Emin bey Ankara Gölbaşı nda toki konutlarinda oturuyoruz Kızılay a tek vasıta ile giderken şimdi 3 vasıta ile anca Kızılay’a ulaşabiliyoruz siteye gelen ring otobüsleri bizi golbasi hareket noktasına götürüyor oradan metrobüs dedikleri bildigimiz körüklü otobüslere biniyoruz aldatmaca tabi yolu bile yok sadece Konya yoluna sarı şerit çektiler metrobüs yolu diye okadar metrobüs bizi aşti ye getiriyor oradan koştur koştur ANKARAY a bin ve Kızılay a ulaş iş bununlada bitmiyor insanlar ulus a Çankaya ya ostim e gitmek icin ayrıca birkez daha Kızılay dan otobüslere biniyor sabah 6:30 da çıktığım evden 4 vasıta değiştirerek işe başlamadan hem yorulup birde stres olup işe başlıyoruz insanların ulaşım özgürlüğünü kısıtlayan hatta ulaşım hakkını elinden alan kolaylaştırmak yerine zorlastiran ve perişan eden bu düzeni dile getirmenizi rica ediyorum.

Saygılarımı sunar teşekkürlerimi iletiyorum sagolun

Emin Bey merhabalar..Biraz uzun olacak ama çok doluyum.

SORU 1:Neredeyse hergün haberleri izleyip ağlayıp üzülmekten bıktık artık.Birde oturup böyle sadece olayları seyretmekten bıktık.Bizim yapabileceğimiz birşey olmalı.Biz ne yapacağımızı bilmiyoruz.Yürüyüş mürüyüş işe yaramıyor,kendi kendimize konuşuyoruz o hiç işe yaramıyor.Seçim diyoruz,sağıma dönüyorum ‘ben akp ye oy vermedim’,soluma dönüyorum beddua üstüne beddua akp ye…Demekki seçimde çözüm değil.Nasıl peki bu kadar sene başımızdalar.Ama şu olmuş olabilir:bundan 5 sene önce bana birisi şöyle bir teklifte bulundu.O sıralarda işe ara vermiştim ve tekrar çalışmayı düşündüğümü söylerken bana komşum,gel dedi seni akp ye üye yapalım,sadece toplantılarına katılırsın,birkaç ay sonrada birinin vasıtasıyla seni belediyeye yerleştiririz dedi ve size yemin ediyorum bir liste gösterdi bana,gözlerim yuvalarından çıktı.Yüzlerce kişiyi bu şekilde partiye üye yapmışlar.

PEKİ BU GÜNAH DEĞİLMİ?PEKİ O İŞE GİRİP O PARAYI YEMEK HARAM DEĞİLMİ? Bir insan bir işe girerken ya bilgisini yarıştırır,ya tecrübesini yada hiç olmadı kişiliğini yarıştırır,hakeder ve o işe girer.Hatırla işe girmeler,tayinler falan bunu maalesef başta olup yetkisi olan herkes yapıyor.Demokrasi bumu.Demekki çoğunluğun yanında değilsen aç kalacaksın .Belkide ileride onlardan olmayan herkes dışlanacak ve ayakta kalabilmek için onlara uyum sağlamaya mecbur kalacak.Böyle büyüyorlar değilmi…

İnsanlar akp geldiğinden beri çok geliştiğimizi,kimin bu kadar iyi yönettiğini,herşeyin daha iyi olduğunu söylüyor.Sonrada ertesi gün gelip beyinsizce şunları söylüyor:’Elektirik parası çok geldi bu ay,evde hanımla tartıştık,biraz az kullan şu elektriği diye'(çoluk çocuk donsun evde,olsun herşey çok güzel),patrondan azar işitmiş hata yapmış diye, ödü patlıyo işten atarlarsa diye,(niye endişeleniyosun,atsınlar,biz çok ilerledik,burdan çıkarsın başka yere girersin.bu ülkede işsizlik sorunumu var!!!!!!!!hem sana yardım eder sevgili partililerin….)Pazara gittim diyo 5 parça şey aldım gitti 50 lira diyo.(bizimde öyle kardeşim,ben önceden daha rahat harcama yapıyordum.o kadar ekonomi büyümüşki maaşım arttıkça hiçbirşeye yetmiyor.ilginç…)Yine şehit vermişiz Allah kahretsin bu teröristleri diyo.(Allah önce seni kahretsin,hani çok iyi yönetiliyoduk,kendi çizdiği,yönettiği stratejiylemi ölüyo o çocuklar..Kim ne derse onu yapıyo zavallılar..;Daha doğrusu yapamıyor..)

İnsanlar gözünü açsa iyi olacak artık.Atatürk ismini duydukları zaman tüyleri diken diken oluyor bu yönetimin belli.O insana ve onunla birlikte savaşıp şehit olan herkese,kendilerininde dahil olmak üzere hepimizin vefa,uğruna savaştıkları şeyleri koruma ve dua borcu var bence.BU KADAR NANKÖRLÜK GÜNAHHH!!Senin kutlamak istemediğin bayram Atatürk’ün kendi bayramı değil,benim bayramım.Senin kutlamak istemediğin zafer bayramı Atatürk’ün kendi bayramı değil,senin yönettiğin milletin bayramı.Sen bana neyi unutturmaya yada yok saydırmaya çalışıyosun.Sen bugün bir koltukta oturuyorsan,son model,üzerinde bir ülkeye ait plakayla makam arabalarında geziyorsan bu senin sayende değil.Seni gittiğin ülkerde Tayyip Erdoğan olduğun için değil,adı sanı,özgürlüğü olan,bir bayrağı,marşı olan bir ülkenin başbakanı olduğun için dinliyorlar.Eğer sen bunların olması için bu kadar mücadele eden insanları unutmamızı istiyorsan yanılıyorsun.Allah bize ATATÜRK GİBİ BİR BEYNİ göndermeseydi ibadet edecek bir camii bile olmayacaktı belki..Bu kadar nankörlük günah!!!!
Birşeyler yapabilmemiz lazım.Yada birşeyler yapabilecek güçler,yürekler lazım.Siz yazıyorsunuz,biz kendi kendimize konuşuyoruz,böyle olmuyor sanki……..

Merhaba Emin Bey,

Telekom'a ait taşınmazların satışı konulu makalenizi okudum.

Uzun yıllardır soruşturmacı gazeteciliğinizi takdirle takip etmekteyim.

Ancak sözkonusu yazınızda olayı cok hafif bir şekilde sunduğunuzu görmekteyim.

Telekom' un taşınmazlarının toplam bedeli 80 Milyar Dolar civarındadır. Buna geçtiğimiz 50 yılda döşenen şebeke kabloları ve şebeke techizatı dahil değildir.

Eğer sözünü ettiğiniz gibi bu taşınmazların satışına izin verildiyse, bu dünya tarihinde yapılmış yapılacak en büyük yolsuzlukları misli ile geride bırakacaktır veya bırakmaktadır.

Sizden ricam bu konuyu önemine uygun şekilde duyurup (CHP neden bu konular ile hiç ilgilenmiyor????) halkı bilgilendirirseniz sevinirim.

-Muhtemelen AKP kadrolarının kontrolündeki ekspertiz şirketleri ve/veya emlak komisyoncuları işin içindedir.

-Açık arttırma sonucunda bu taşınmazların herhangi biri piyasa değerinin çok altında satıldı ise, bunun takip edilmesi gerekir çünkü bu daha sonra yine AKP yandaşlarına yapılacak devir satışı ile bir tür komisyon ve/veya rüşvet ödemesi işlevi görecektir.

Emin Bey,

Bu konuyu gereği gibi işemezseniz bu dünyada ve öbür dünyada iki elim yakanızda olur.

Bu arada CHP’yi dürterseniz çok iyi olur. Benim görüşüme göre durumu günden güne zayıflıyor.

Arzu ederseniz/ilgilenirseniz size tahrip gücü yüksek muhalefet konuları içeren mailler göndermek isterim.

Dostça selamlar

Saygıdeğer Emin Çölaşan bey,

48 yaşında bir mühendisim. Manisa’dan yazıyorum.
Kurulduğu günden beri, başta şahzınız olmak üzere tüm SÖZCÜ gazetesi yazarlarının yazılarını büyük bir zevkle okumaktayım. Malesef bu kadar yandaş basın ve yandaş yazarın içinde sizler gibi cesur ve doğruyu yazan gazeteci sayımız bir elin, belki de en fazla iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.
Ben affınıza sığınarak bir konunun sadece başlığını size hatırlatmak ve arzu ederseniz de köşenizde detaylandırarak dile getirmenizi rica edeceğim.
Biraz önce TV kanallarını gezerken malum kanal TRT Haber’de Filistin devlet (?) başkanı Mahmut Abbas’ın Türkiye’de olduğunu ve Başbakan Tayyip Erdoğan’la bir toplantıda, başbakanın verdiği beyanları dinledim. Başbakan , Filistin’in arkasında olduklarını ,DEVLET olarak TANIMAK ve TANITMAK için ne gerekiyorsa yapacağını söylüyor. Zira aylardır kendini bu konuda YIRTIYOR ve YIRTMAYA da devam edecek.
Gelmek istediğim nokta özetle şudur: Siz daha iyi bilirsiniz, hatırladığım kadarıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Türkiye’den sonra tanıyan ikinci ülke sadece LİBYA. KKTC’yi tanıtmak için bu konuda hiçbir şey yapmadığı gibi, bildiğiniz gibi yakın geçmişte KKTC yürütme yönetimine de bir güzel fırça atmıştı. K.K.T.C. ni Türkiye’ye yük ve tembel insanlar olarak görmüştü (Sizinde defalarca belirttiğiniz gibi LİBYA’ya giden paralar ve şu an halen Suriye’ye akan paralar bize sanki yük değilmiş gibi). LÜTFEN BU KONUYA DA KÖŞENİZDE,DEĞERLİ CÜMLELERİNİZLE,YER VERİNİZ.
Saygılar sunar, iyi çalışmalar dilerim.

NOT: Benden bahsetmeniz gerekmiyor fakat eğer kendinizi zorunlu hissederseniz soy ismimi belirtmeminizi sizden rica ediyorum. Hürmetler sunarım.

Sayın Çölaşan ve Sayın Dündar;

THY Yönetimine 1 ayı aşkın bir süre önce 2 kere ilettiğim aşağıdaki yazıma, doğal olarak, bir cevap alamadım.. (Yazım her iki mail adresine de ulaşmış olup herhangi bir “ulaşılamadı” mesajı geri gelmemiştir.)

Bu konu hakkında bilginiz oldu mu bilmiyorum.. Belki sizler aracılığı ile bir cevap alabiliriz diye düşündüm..

Aydınlık günler dileklerimle,

Aytuğ Sakallıoğlu

Sayın Yöneticiler,

2 Hafta önce Genel Müdürlüğünüze ilettiğim aşağıdaki yazıma henüz bir cevap alamadığımı hatırlatır gereğini rica ederim.

Saygılarımla,

Aytuğ Sakallıoğlu

Türk Hava Yolları Genel Müdürlüğüne;

Her şeyden önce; yurt dışındaki öğrenciliğim ile başlayan ve sonrasında profesyonel yöneticilik hayatımla süre gelen 30 yılı aşkın bir süredir dünyanın önde gelen birçok havayolu ile tüm farklı sınıflarda uçmuş ve de halen uçan biri olarak THY'nin son yıllardaki başarılı gelişimini övgüyle karşılıyor, hem bu konuda yapılan tüm uluslar arası anketlere THY'yi desteklemek suretiyle katılan hem de çevresindeki birçok yabancı İş adamı arkadaşını kendi ülkeleri dışındaki bağlantılı uçuşlarda THY ile uçmaları konusunda ikna etmeyi başarmış biri olarak bu konudaki minicik katkımdan dolayı da mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum..

Ancak, geçen Salı akşamı , 9 Ekim 2012 İstanbul – Tahran TK874 ( dönüş Pazar 14 Ekim TK875), uçuşumda ilk duyduğumda şaka olduğunu sandığım ama maalesef gerçek olan bir uygulamanızla karşılaştım.. Iran, Suudi Arabistan, Kuveyt vb.. ülkelere yapılan uçuşlarda “alkol” ikramını kaldırdığınızı öğrendim.. Üstelik aynı uygulamanın sadece o ülkelere olan uçuşlarda değil , doğal olarak uçağa yüklenmediği için, ülkemize olan dönüş uçuşlarında da uygulandığını öğrendim ve de dönüş uçuşumda da şahit oldum..

Her iki uçuşta da Kabin Amirlerinin sizlere rapor etmiş olduğunu umduğum gibi, tarafıma servis yapılmasını ret etmiş bulunuyorum.. 3F (gidiş) , 2B (dönüş) koltuklarında seyahat ettim.

Şu an, bu çağdışı uygulamayı eleştirmek ve sona erdirilmesi amacı ile yazdığım yazımın amacını aşarak “hakaret” sınırına varmaması için uygun kelimeleri seçmekte gerçekten zorlanıyorum..

Ancak öncelikle bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak, sonrasında THY ‘nin Elite üyesi olarak (ki Elit statüm çok sayıda ekonomi uçtuğumdan değil , 15 yılı aşkındır her uçuşumda Business Class yolcunuz olmamdan kaynaklanmaktadır ve bunu da kayıtlarınızdan görebildiğinizi düşünüyorum) aşağıdaki sorularıma cevap vermenizi önemle rica ediyorum;

1. T.C. Vatandaşı olarak soruyorum; Bu uygulamanın mesnedi nedir? Iran 30 yılı aşkın süredir “İslam” Cumhuriyeti.. İran'ın bu konuda talebi hep olmuş olabilir veya ülkemizin “süratle” ilerlediği “yeni” yolundan cesaret alarak bu talebi bugün de yapmış olabilir.. Sebebi ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti “İslam” Cumhuriyeti olmadığı gibi, Türkiye Hükümetinin ve de THY'nin olası baskılara arzu ettiği taktirde karşı koyabilecek gücü olduğu ve de koyması gerektiği aşikardır.. Ancak burada izlenim, bundan duyulan “mutluluğunuzdur” Ve de düşündürücü olan budur… Bakın, Bunun bir sonraki ayağı, “İran istedi” diye söz konusu uçuşlarda hosteslerimizin ve de hatta sonraki aşamada yolcuların başının kapatılması olacaktır.. Niçin olmasın? Kapısından ininceye kadar kendi toprağımda varsayıldığım THY uçağında “alkol” servisini kaldıran zihniyet bunu da yapacaktır..

2. THY Elite Üyesi olarak soruyorum; Bu kararı kamuoyu ve yolcularınızla paylaştınız mı? Paylaşmadıysanız niçin? Ayrıca web sitenizde halen daha bu konuyla ilgili bir açıklama olmadığı gibi , ki uygulama sanırım birkaç aydır yapılıyor, http://www.turkishairlines.com/tr-tr/seyahat-bilgi/sikca-sorulan-sorular/ucakta/ikram linkindeki açıklamanız bu uygulama ile tamamen ters düşüyor.. Bu da servis almamış bir müşteri olarak bana bu uçuşta doğan ancak kullanamadığım haklarımı sorgulama ve tazmin etme hakkı veriyor, sanıyorum..

3. T.C. Vatandaşı ve THY Elite Üyesi olarak soruyorum; Söz konusu uygulamayı Iran'a uçan her havayolu yapıyor mu? Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri Havayolu “Emirates” yapıyor mu? (yapmiyor!!!) .. Bu konuda bu kadar hassassanız , buyurun Dubai ve Abu Dabi uçuşlarından da alkol servisini kaldırın , ne olacağını hep birlikte gözlemleyelim..

Sorularıma yazılı ve de tatminkar cevaplar alabilme ümidi ile çalışmalarınızda başarılar diliyorum,

Saygılarımla,

Aytuğ Sakallıoğlu

SAYIN EMİN ÇÖLAŞAN

SELAM VE SEVGİLERİMİ SUNARIM,EMİN BEY ŞU ANDAKİ HÜKÜMET VE İCRAATLARINDAN MEMNUN DEĞİLİZ AMA CHP OLARAK DA AKP’NİN %5 ‘İ KADAR DAHİ OY POTANSİYELİNİN ARTMASI İÇİN ÇALIŞMALAR MAALESEF YAPILMAMAKTADIR.GEÇEN GÜNLERDE BAŞBAKAN BİR BEYANAT VERMİŞTİ,O BEYANATINDA DEDİ Kİ,BAYAN-GENÇLİK VE AKP’LİLER OLARAK KAPI KAPI DOLAŞIP OY İSTEMELİYİZ,ÇALMADIK KAPI BIRAKMAYALIM,GÖNÜL ALALIM DİYE…
CHP DE BU HIRSI VE GAYRETİ GÖREMİYORUM,GENÇLİK,KADINLAR VE ERİŞKİN CHP LİLER OLARAK BU AZİM VE KARARLILIK YOK.BİR ARA KARAOĞLAN SAYIN;BÜLENT ECEVİT ZAMANINDA CHP OY PATLAMASI YAPMIŞ GERÇİ MSP’DESTEK VERMİŞTİ AMA O ZAMAN DA SUNİ DARLIKLAR-KITLIKLAR YARATILARAK SAYIN;BÜLENT ECEVİT’İN RAHAT ÇALIŞMASI BALTALANMIŞTI,O YILLARDA KONYA’DAYDIM KONYA’NIN YOBAZ ZENGİNLERİ HER TARAFTA MAL STOKLARI YAPTILAR ZABITALAR BAZI YERLERDE STOKLANMIŞ MALLAR BULMUŞLARDI HELE BİRKAÇ YERDE STOKLANAN YAĞ VE ŞEKER TÜM KONYA’YA BEŞ YIL YETECEK MİKTARDAYDI,YANİ SAYIN;EMİN ÇÖLAŞAN O ZAMANLAR TÜM YURTTA STOKLAŞMA YAPILDI VE (İŞTE SOL GELDİ,CHP İKTİDAR OLDU ÜLKE BU HALE GELDİ DİYE BÖYLE BİR İMAJ YARATILDI,HALBUKİ BU CHP’YE KARŞI YAPILMIŞ BİR OLAYDI)SAYIN;EMİN ÇÖLAŞAN SONRA HATIRLARSANIZ SÜLEYMAN DEMİREL İKTİDARA GELDİ TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE ŞEKERDEN VE YAĞDAN GEÇİLMİYORDU YANİ DIŞARDAN YAĞ-ŞEKER İTHAL EDİLMEDİ.BU GERİCİ TÜRK HALKININ CHP YE UYGULADIĞI DANIŞIKLI BİR KOMPLO VE YIPRATMA POLİTİKASIYDI VE MAALESEF BU OYUNU MİLLETE-HALKA YUTTURDULAR.
SAYIN;EMİN ÇÖLAŞAN CHP MİLLETİN HANESİNE ZİYARETE GİDİP OLUMSUZLUKLARI HALKA ANLATMIYOR,AKP’NİN YÜZDE BEŞİ KADAR ÇALIŞMIYOR(PROPOGANDA ANLAMINDA) SAYIN;KEMAL KILIÇDAROĞLU TEŞKİLATINA TALİMAT VERİP EV EV DOLAŞIN,MİLLETİMİZE-HALKIMIZA GERÇEKLERİ ANLATIN DİYE ORGANİZE BİR ÇALIŞMA TOPLANTISI YAPMIYORLAR.BEN BU YÜZDEN SOL DEMİYEYİM BU KAVRAM BANA TERS GELİYOR,CHP BU TEMBELLİKLE ASLA İKTİDARA GELEMEZ.İNANÇLARA SAYGIYI HER ZAMAN SÖYLESİNLER…
SAYGILARIMLA ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLERİM.

Bugün Antalya’da yapılan 19. Uluslarası Güvenlik ve İşbirliği Konferansında bazı konuşmacıların NATO’nun terörle mücadelede başarılı çalışmalar yaptığını söylemeleri üzerine söz alarak şunları söyledim:

“11 Eylül 2001’de New York’taki terörist saldırılar üzerine başkan Bush ‘ya bizden yanasınız veya bize karşınız’ demişti. Şimdi biz aynı şeyi söylüyoruz. Kuzey Irak’ta PKK’yı tasfiye etmek için Bağdat Hükümeti de Barzani’de de kılını kıpırdatmıyor. Türkiye’nin müdahalesine de karşı çıkıyorlar. Bunun adı terörü himaye etmektir. Hiçbir NATO ülkesinin bunu kınadığını duymadık. Üstelik bazı NATO ülkeleri terör örgütüyle mücadele değil, müzakere etmemizi öneriyorlar, hatta terör örgütünü tatmin edecek şekilde yeni bir anayasa yapmamızı tavsiye ediyorlar. Terörle mücadele böyle mı olur?

Suriye’de Esad hükümetiyle silahlı mücadelede bulunanlara destek olunuyor. Oysa bunların arasında terör örgütleri de var. Bu mücadelenin demokrasi adına yapıldığı söyleniyor. Bu silahlı grupları destekleyen Orta Doğu ülkelerinin hangisi demokratik?

Patriot füzelerinin hangi durumlarda kullanılacağı açık değil. Bölgede Türkiye’nin angajman kuralları başka, NATO’nun başka. Bu füzelerin muhtemel bir İsrail-İran çatışmasında İran füzelerine karşı kullanılabileceğini düşünenler var. Amerikan basınında Türkiye,İsrail ve Katar’daki radar sistemlerinin birlikte çalışacağı yazılıyor. Bu radarların menzili İran füzelerininkinden daha uzun, o zaman bunlar niçin Çek Cumhuriyeti gibi İran füzelerinin
ulaşamayacağı ülkelere değil de Türkiye’ye yerleştirildi?

NATO’dan bu toplantıya katılanlar bu sorularıma tatmin edici cevaplar veremediler.

Sevgiler, saygılar

Onur Oymen

Sayın Dündar, Sayın Çölaşan

Aslında daha önce sizlere konu hakkında ileti göndermiştim ancak ya elinize geçmedi yada işlerin yoğunluğundan ilgilenilmedi. Hayranı olduğum ve hergün yazılarınızı takip eden bir vatandaşım. Sözcü gazetesi gümbür gümbür esiyor,tebrikler

Yüzbinlerce vatandaşı ilgilendiren bir önemli mesele var,

Konu ile ilgili bağlı olduğumuz derneklere ve bakanlığa iadeli taahhütlü yazı göndermeme rağmen ne yazıkki kaale alınmamışımdır,

Sayın Dündar sayın Çölaşan ben bu Ülkenin vatandaşı değilmiyim??

İşimiz nakliyat; Yıllar önce K1 belgesi almadan çalışamama durumu yürürlüğe girdi, elbette güzel bir uygulama idi bedelini ödedik ve YURT genelinde karayolu ile taşımacılık yapabilir belgeyi aldık ( kapı gibi ) ancak daha sonra 5 sene sonra yine ödeme yaptık bizlere sadece İL İÇİ taşımacılık yapabilir belgesi verildi ( K1*)

Efendim benim yurt genelinde taşımacılık yapmak kimi rahatsız ederki, neden kısıtlama getirildi İstanbul Tuzlada ikamet etmekteyim hemen bitişik ilçe olan 5 km ötedeki firmaya nakliyat yapamıyorum. Bedelini tıkır tıkır ödediğim Blege ile neden kazanılmış hakkım olan YURT genelinde taşımacılık yapamıyorum artık ???

İşlerimiz %80 azaldı herşey allak bullak oldu Müşterilerimize hizmet edemez olduk. Müşteri bizimle çalışmak istiyor ancak biz onlara hizmet veremiyoruz. Çalışıcam fatura kesicem devletime vergi ödüyeceğim. Enteresan olan sa Maliye bakanlığının tarafıma verdiği belgede hem YURT İÇİ hemde İL İÇİ taşımacılık yapabilir diyor.

İki bakanlık arasındaki bu kavram karmaşası neden ???

Bu durum Yüzbinlerce Kamyonet sahibini ilgilendirmektedir. bakanlık benim gönderdiğim yazıya cevap vermek durumında değilmi ??

Yardımlarınızı rica ederim

Sezer Ersöz

Merhaba Emin Bey;

Akdeniz Üniversitesi İktisat bölümü 2. sınıf öğrencisiyim, yaşım 21. 5. sayfanın müdavimiyim.

Ülkemizin içinde olduğu vahim durumdan bizi bihaber bırakmamanız ve tüm bu engellemelere,sansürlere rağmen hala dimdik, ilk gün savunduğunuz düşünceyi savunmanızdan dolayı size teşekkür etmek istiyorum. Gazetelerde takip ettiğim 3 yazardan birisiniz.Çünkü benim hayat görüşüme göre bir insan bir düşünceyi savunuyorsa bunu çıkarı için değil , devletini , milletini düşünerek yapar. Ne yazık ki piyasadaki bir çok yazar iktidarın oyunlarına alet oluyor, dünya malı için,korktukları için.. Bu beni gerçekten derinden üzüyor. Artık o kadar çok doldum ki biriyle paylaşmam gerekiyordu bunu.. Umarım iktidarın başımızda olduğu zaman içinde , gazetenin 5. sayfasına , herhangi bir sebeple başkasının yazdığını görmem.. Belki tanımıyorsunuz ama hissediyorsunuz biliyorum.. Arkanızda bir ordu var düşüncelerinizi destekleyen..

Kendinize ÇOK DİKKATLİ bakın Emin Bey..

İyi akşamlar.

THY GENEL MÜDÜRÜ VATANA İHANETLE YARGILANMALI

Zihniyet, yapılan işlerden zaten anlaşılıyor. Nedir o iş? Bir reklam. Hani şu Messi’li, Kobe’li olan… Çakma Harry Potter müzikli, Holywood özentisi bu reklam günlerdir onlarca kanalda yayınlanıp duruyor. Matah bir şeymiş gibi… Peki hiç dikkatinizi çeken birşey olmadı mı? Kaç vatandaş, kaç kelime anlıyor o reklamda? İngilizce bilmiyorsanız, hiç! İyi de neden İngilizce…

Biz bu zihniyeti Eurovision şarkı yarışmalarında da gördük. Türkiye’yi temsil eden şarkılar Sertap’tan bu yana İngilizce olabiliyor artık… Peki, resmi dili İngilizce olmayan hangi ülkelerde böyle birşey olabilir? İnceleyin, araştırın, varsa bir örneği daha, yırtıp atın bu yazıyı… Söyleyelim, bu ancak sömürgelerde ya da sömürge geçmişi olan ülkelerde olabilir. Örneğin, bağımsız bir ülke olmasına karşın Kenya’da, Uganda’da bu olur, yadırganmaz. Peki, Türkiye ne zamandan beri sömürge? Ya da geçmişinde sömürge oldu da bizim mi haberimiz yok.

Babalar gibi satanlar, şimdi kalkmış kendi vatandaşına yaptığı reklamda yabancı dil kullanıyor. Sen bu reklamı yurt dışında yayınlarsın anlarız. Kendi vatandaşına bu dayatma nedir? Eurovision’da bütün dünyaya artık fiilen bir sömürge olduğumuz mesajının yıllardır verdiğiniz yetmedi mi? (Şimdi kalkıp “bunu da nereden çıkardınız” türünden esip savurmalar yapabilir, haksızlıktan, vicdansızlıktan dem vurabilirsiniz. Ama icraatınız tam da yerel sömürge yönetimlerin icraatıyla örtüşüyorsa, dönüp bir aynaya bakma zamanınız geldi demektir. Ya yaptığınızın farkında değilsiniz, aymazlık içindesiniz ve birileri size bunu çağdaşlık, modernlik, küreselleşme vs. diye yutturuyor ya da takiyye yapıyorsunuz!)

Yoksa, kendi dilinden mi utanıyorsun? Belki de kendi dilin olabildiğince unutulsun, ezilsin istiyorsun? Yerini dolduracak, şöyle yakınlardan başka bir dile de böylece yer mi açmış oluyorsunuz, nedir?

THY Genel Müdürü, Türkçe dışında bir dilde yaptırdığı taklidin taklidi, çakma reklamını yurt içinde yayınlatarak anayasa suçu işlemiştir. Resmi dil Türkçe’dir ve resmi bir kurumun yurt içinde Türkçe dışında bir dil kullanması yasaları çiğnemektir. En azından bu konuda yargılanması gerekir. Ha, vatandaşına hiç anlamadığı bir dilde hitap etmesi saygısızlık değil mi? Vatandaşa saygıyı unutalı çok oldu!

Sayın Çölaşan merhaba,

Başımdan geçen bir olayı sizinle baylaşmak istiyorum. İnsanlar daha dikkatli olsun diye.

Mart 2011 ayında Yapı Kredi Bankası Dördüncü Levent Şubesinde birikimim olan 20.000 t.l.’yi binbirtürlü pazarlama yöntemleriyle Bankanın kendi Anapara Garantili Fonuna yatırdtılar. Benim param vadeli hesapta değerlenirken.

Vadesi 1 yıl 3 aydı. Vade sonunda 10 T.L. getiri verdiler. Yanlış okumadınız ON TÜRK LİRASI. Müracaat ettiğimde, paraları yurt dışı hisse senetlerine yatırdıklarını, ve zarar ettiklerini beyan ettiler. Koskoca banka parayı nereye yatıracağını bilmiyor ve 1 yıl 3 ay boyunca yanlıştan dönmüyor ve vatandaşı zarar ettiriyor. Bana hiç inandırıcı gelmiyor. Zira banka devamlı kar ediyor. Vatandaşın haberi olsun, banka anaparamızı aslanlar gibi koruyor ve bu koruma için bize hiç nema vermiyor, hep kendi nemalanıyor.

Siz değerli bir gazetecinin de bilgisi olmasını istedim belki okuyucularla paylaşırsınız.

Saygılarımla,

A.Sinan Kayaalp

Loading...