Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Emin Çölaşan’a mektuplar

24 Aralık 2012

Emin Çölaşan'ın notu:

Sevgili okuyucularım, sizlerden her gün çok sayıda mesaj alıyorum. Hepsine tek tek yanıt vermem ne yazık ki mümkün olmuyor. Bunlardan bazılarını yazılarımda kullanıyorum, bazılarını ise pazartesi günleri burada yayınlıyorum.

Burada kullandığım mesajlarda, gönderen okuyucularımın çoğunun isimlerini ne olur ne olmaz diye vermiyorum. Başlarına iş açılmasın.

Ayrıca bu mesajları, harf ve cümle hataları dahil, üzerlerinde hiçbir oynama yapmadan sizlere iletiyorum.

Her pazartesi günü burada, gazetemizin internet sitesinde buluşmak umuduyla.

Sayın yazar.
Turgut ÖZAL’ ın ölümü ile bu güne kadar söylenmeyen kalmadı ama bir eksik kaldı,ona da kimse sormadı sanırım.Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde GATA Komutanı olan sayın Prof. Tümgeneral Ömer ŞARLAK paşa bizzat sağlığında ve ölümü esnasında yanında olan bir komutandır.Bu değerli komutanımızın yazdığı anı kitap olan”KIŞLADAN KAMPÜSE” ‘yi bu günlerde tesadüfen okuyordum.Kitabın 334.sayfasının başlığı ‘Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Ölümü’ başlığını taşıyor. Bu ölüm anını an be an anlatıyor ve kesinlikle zehirlenme olmadığını ta o zamandan adeta belgelemiştir.İncelemenizi rica ederim.Kitabın bu kısmından bir özet aktarıyorum.(Değişik parağraflar)………
(…….Saat 22.15,telefondaki Cumhurbaşkanı Turgut Özal. ‘'Şarlak paşam,dünden beri sağ ağayım ağrıyor.Beni epeyi de rahatsız ediyor,size zahmet olacak köşke kadar gelirseniz memnun olurum.''Gerekli cihazları alarak doğru köşke gittim.Saat 23.00 ü geçiyordu. ‘'Hoş geldiniz Şarlak paşa''dedi.Üzerinde eşofman vardı,Sol ayağında terlik,sağ ayağında tokyo giymişti.Uzaktan,sağ ayak başparmağında şişlik ve kızarıklık olduğunu görmüştüm. ‘'Sayın Cumhurbaşkanım,uzaktan bile kolayca fark ediliyor,siz de GUT hastalığı var'' dedim.Seyyar röntgen cihazı ile yandan ve yarı eğik filmini çektim.Göndereceğim ilaçları aldıklarında ayağındaki ağrıların kaybolacağını söyledim.Ayrıca konsültasyon yapılmasını arz ettim. Semra hanım da bu önerime uygun bir tavır içinde görünüyordu.Turgut Özal;Yurt dışından döndükten sonra yapalım ,okuyacağım çok rapor,inceleyeceğim çok konu var dedi.(Son Orta Asya Türki Cumhuriyetleri gezisi öncesi bu muayene).Bütün ısrarıma rağmen yarım saatlik konsültasyon için geziden önce ikna edememiştim. İlaçlarını verdik,ne gibi gıda maddelerinin zararlı olduğu hususunda bir diyet listesi verdim.Turgut Özal 15 Nisan 1993 günü geziden döndü.Cuma günü Anayasa mahklemesi Başkanının and içme töreninde bulunmuş,17 Nisan 1993 Cumartesi günü beni acele telefonla çağıran köşke çağırdılar.Hazırlıklarımı yaparken yeni bir telefon ile acilen Hacettepe hastanesine götürmek zorunda olduklarını ve oraya gelmemi söylediler.. Seyehatte,doktoru Cengiz Aslan’dan et ağırlıklı yemeklerin bolca yenildiğini öğrendik. Hacettepe acil Servise ulaştığımızda saat 11.15 idi.Yoğun bakım odasına geldiğimde 2 genç doktor kalp masajı yapıyordu.Hacettepe'ye getirildiğinde göz bebeklerinin genişlemiş olduğu saptanmış.Bu da beyin ölümünün önemli bir belirtisi idi.Durmuş kalpleri elektrik akımı şokları ile tekrar çalıştırılırken defibralatör isimli cihaz Turgut beyin yattığı kayolaya yanaştırıldı,200 den başlayarak 360 volta kadar çıkılarak yapılan destekle şişman vücudu yataktan yukarıya doğru ani hareket ediyor,fakat bağlı olduğu monitörde kalp atımları görülmüyordu.Bunun akabinde iki genç doktor kalp masajı yaparken,PEYS MAKER ve ayak damarından intraaortik balon uygulaması yapıldı.Damar yollarına serum verilmeye devam ediliyordu.Serum içine gerekli ilaçların yanında bikarbonat da eklenmişti. Yani;aşırı kilo,önceden kalp operasyonu geçirmesi,aşırı yorgunluk,fazla et yemesi hepsi bir araya gelince vücut Çankaya'da iflas etmiş,hastaneye ulaşmadan vefat etmiştir. Hastanedeki uğraşlar nafile bir çabadan öteye gitmemiştir.Zehirlenme iddiaları tamamen asılsızdır…KIŞLADAN KAMPÜSE…Sayfa 326-344 Saygılarımla..

Sevgili Emin ağbi.
İzmir Milletvekilimiz Sayın Aytun Çıray’ın Başbakanın cevaplandırması istemiyle
verdiği soru önergesine yer verdikten sonra “peki muhalefet liderleri ne yapıyor” diye sormuşsunuz.
İlahi Emin Ağbi,
CHP’nin çok önemli işleri var. İngiliz Ajanı katil Seyit Rıza’nın iadeyi itibar sorunu var. Türkçe mantığı bile sakat olan “Atatürk’ün yurttaşlarıyız” sloganı üretmek gibi ciddi işleri var!
Bunları bırakıp ta böyle Türk Telekom gibi gayri ciddi ,işlerle uğraşılır mı?
Sende yani güya deneyimli Gazetecisin!
Sevgilerimle
Şahin Mengü

Özelleştirme adına Cumhuriyetin ilk yıllarından beri zar zor, milletin gereğinde alyansını feda ettiği paralarla yapılan tesisler, eserler yok pahasına satılıyor, hem de 20-30 seneliğine…Tamam sen onların geliriyle günü kurtaracaksın, sonra da şunu da bunu da ben yaptım diyeceksin peki senin iktidarın kay-dı hayat şartıyla mı ? Senden sonra gelecek iktidarlar ne yapacaklar boş kasa ile…Bu sayın Arınç’ın deyişi ile onun bunun şeyi ile gerdeğe girmeye benzer. Herkes kesesinden yesin içsin saltanatım var benim… Hele şu erkler ayrılığıelimi kolumu bağlamasaydı görürdünüz neleri satacağımı, ne demiştim bir zamanlar;ben Türkiye’yi pazarlamakla mükellefim gibi bir şey…Yalan olmadığını cümle alem görsün.
Şaka bir tarafa devletin bazı kısıtlamalara, bazı yaptırımlara uyması lâzım yoksa sorumsuz insanların elinde vur patlasın çal oynasın eskilerin yaptıklarını, tüm gelir kaynaklarını tüketip benden sonra tufan zihniyetiyle ülke yönetilmez,bazı kaideler koymak lâzım meselâ özelleştirmyi yapan iktidar ancak özelleştirmenin getirdiği gelirin sürece bölünmesinden sene başına düşen miktarı kullanabilir fazlasını kullanamaz diye. Ekonomist değilim ama her iktidar kendi atına binip çalım satsın, benden alınan vergilerle yapılanları satıp savıp bana ayrıcalık tanma hakkını kendinde görmesin. Urcay Aslay

ÖZAL'I ÖCALAN ÖLDÜRDÜ
Özellikle son birkaç yıldır 8. Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL'ın “derin devlet eliyle öldürüldüğüne ilişkin iddia ve propagandalar” yoğun bir şekilde sürüyor(du).
Elbette onca lafa savcılık sessiz kalamazdı. Naaşın çıkarılıp otopsi yapılmasına karar verildi.
Bu karara bütün aile karşı çıktı.
Çünkü aslında hepsi babalarının eceliyle öldüğünü çok iyi biliyordu.
Buna rağmen özellikle Ahmet ÖZAL her fırsatta babasının zehirlendiğini iddia edip dikkatleri çekti. Neden? Ahmet Bey'in amacı zaten dikkati çekmek miydi? Gündeme gelebilmek miydi? Unutulmamak mıydı?
Siz karar verin.
Ben bu yazıda olayın bir başka boyutunu bilginize sunmaya çalışacağım.
Öncelikle şu soruyu soralım: Turgut ÖZAL'ın öldürüldüğü iddiası ilk defa ne zaman ve kim tarafından dile getirildi?
Yanıt: Özal'ın öldürüldüğünü ilk söyleyen, ortaya atan kişi Abdullah ÖCALAN'dır. Hem de Özal'ın vefatının açıklandığı günü akşamı (veya ertesi gün )… Yani daha olayın üzerinden 24 saat bile geçmeden, Öcalan MED TV'de Özal'ın ölmediğini, öldürüldüğünü söyledi; “Özal Kürt sorununun çözümü için bizimle görüşüyordu, onun için öldürüldü” diye açıklama yaptı.
Bizzat kulaklarımla duydum.
Tabii o günlerde kimse bu iddiaya itibar etmedi.
Fakat o günden sonra gerek Öcalan'ın gerekse örgüt sözcülerinin her fırsatta ısrarla Özal'ın öldürüldüğünü dillendirmeleri ve bütün propaganda araçlarıyla bu temayı işlemeleri sonuç verdi ve birçok insanın kafasını bulandırmayı başardılar.
Bu durumu 2011'de yazdığım “Doğu ve Güneydoğu'da Faili Meçhul Cinayetler ve Gerçekler” isimli kitapta da belirtmiştim. (Sanıyorum Cengiz ÇANDAR da son kitabında Özal'ın öldürüldüğünü ortaya atan ilk kişinin Öcalan olduğunu yazmış.)
Şimdi bu iddianın nedenlerini inceleyelim: Öcalan niye Özal'ın öldürüldüğünü düşündü? Asıl niyeti devleti zan altında bırakmak mıydı?
Yanıtı şu: Her ne kadar Öcalan'ın niyeti devlet üzerinde kuşkular yaratmak olsa da, aslında o Özal'ın gerçekten öldürüldüğünü düşündü ve buna inandı.
Bunun da nedenini soralım: Peki Öcalan neden Özal'ın gerçekten öldürüldüğünü düşündü?
İşte asıl sorulması gereken soru bu…
Bu sorunun yanıtı ise Öcalan'ın “kişiliğinde” gizli…
Öcalan'ı biraz yakından tanırsanız göreceksiniz ki ona göre normal ölüm yoktur. Ölümlerin hepsi maktule düzenlenen komploların sonucudur. Yani bütün ölümler “öldürme” ile olmuştur.
Öcalan'ın ölümler konusundaki bütün inancı, anlayışı, değerlendirmesi buna dayanır.
O neden peki?
Onun yanıtı da atasözümüzde gizli : “Kişi kendinden bilir işi !“. Yani Öcalan, bütün hayatı entrikalarla geçtiği için, örgüt içinde yüzlerce insanı akla hayale gelmedik komplolarla öldürttüğü için, çevresinde de normal bir ölüm olmadığı için bütün ölümlerin öyle olduğunu sanır.
Evet, her şey Öcalan'ın ağır paranoyak kişiliği ile ilgili…
Onun bu kişilik yapısının en çarpıcı örneğini halen Ergenekon davasından yargılanan Albay H.Atilla UĞUR'un Öcalan'ın sorgulamasını anlattığı kitabında görebiliriz. Atilla Albay orada müthiş bir örnek verir: Sorgu devam ederken içeri giren bir görevli, televizyondaki habere istinaden üzgün bir şekilde Barış Manço'nun öldüğünü söyler. Bunu duyan Öcalan'ın ilk tepkisi şu olur :
– Sahi mi? Kim öldürmüş?
Atilla Albay Öcalan'ın o tepkisine şok olduklarını yazıyordu kitabında…
Evet, Barış Manço'nun ölümünün bile doğal olmadığını düşünüyor Öcalan… Biri öldürmüştür mutlaka… Dediğim gibi, ona göre normal ölüm yoktur. Dolayısıyla Özal gibi birinin ölümü de doğal olamaz Öcalan için.
İşte Öcalan'ın paranoyası ve PKK'nın müthiş etkili propaganda becerisi sayesinde bugüne gelindi; herkesin kafası bulandırıldı ve sonuçta mezarın açılıp otopsi yapılmasına kadar gidildi.
Uzun lafın kısası, “Özal'ı Öcalan öldürdü” diyebiliriz yani.
Ben şahsen bu durumu (yani iddianın çıkış kaynağını ve yayılış biçimini) bildiğim için bugüne kadar Özal'ın eceliyle öldüğünden asla kuşku duymadım.
Evet, Öcalan kuyuya bir taş attı, memleketin bütün akıllıları (!) 19 yıldır o taşı çıkarmaya çalıştılar.
Hazır yeri gelmişken, size Faili Meçhul Cinayetler ve Gerçekler kitabından Öcalan'la ilgili bir dipnotu da aktarmak istiyorum:
“Öcalan'ın kişiliği ( kimliği değil, kişiliği… Yani onun ruh yapısı, iç dünyası, karakteri ) konusunda bugüne kadar fazla bir şey söylenmiş, yazılıp çizilmemiştir. Oysa onun mutlaka ama mutlaka uzmanlar eliyle araştırılması gerekir. Çok çarpıcı sonuçlar çıkacağına adım gibi eminim. Hatta Öcalan'ın kişiliğinin, karakterinin, psikolojik yapısının – başta Kürt kökenli vatandaşlarımız olmak üzere – bütün topluma iyi anlatılması halinde PKK sorununun da büyük ölçüde sona ereceğini düşünüyorum.”
Saygılarımla, 12.12.2012
Alican TÜRK
(E) Albay
1 No.lu F tipi Kapalı Cezaevi
A-2/5 SİNCAN ANKARA

NOT: Bu 28 Şubat soruşturması ile cezaevine girmeseydim Öcalan'ın kişiliği ile ilgili bir kitap yazmaya hazırlanıyordum. Neredeyse bütün dokümanları toplamıştım. Ama aramalarda hepsine el kondu. Çok üzülüyorum.

Sevgili Emin Çölaşan Beyefendi;
Ben İstanbul Üniversitesi’nde makine mühendisliği okuyan ondokuz yaşında bir takipçinizim ve ismim …….Geçen gün internetten haberleri okurken öyle bir habere denk geldim ki gözümden bir kaç damla yaş düşmesine engel olamadım.Sayın başbakanımız Şeb-i Aruz törenleri için gittiği Konya şehrimizde Dedeman Otel’de düzenlenen Konya Ekonomi Ödülleri 2012 töreninde yaptığı konuşmada bürokratik oligarşiden ve yargıyı aşamamaktan dem vuruyor ve şu cümleyi kuruyor -aynen aktarıyorum-şöyle diyor;
‘326 millet vekiliniz var yine mi bahane diyorlar,ama kuvvetler ayrılığı var ya geliyor önümüze dikiliyor.’
Sayın başbakanın bu cümlesi artık işin ne boyutlarda olduğunu gösterir olmuş.Bu konuyu köşenizde dile getirirseniz ve okurlarınıza bu konuyu anlatırsanız çok mutlu olacağım.Türk milletinin kuvvetler ayrılığının cumhuriyetimiz için ne kadar önem arz ettiğini bilmesi gerekir diye düşünüyorum.Biliyorum ki dönemimiz de bunların farkında olmayan daha da acısı bunların farkında olmadığını tüm badirelere rağmen anlayamayan bir nesil var ve ben bu nesilin bir üyesi olarak çok utanıyorum , böyle bir iktidarın despotizminde yaşıyor olmak Atatürk’ün ülkesinde doğmuş bir genç olarak beni yaralıyor.Şahsım adına söylüyorum sizden ve olan olaylardan öyle şeyler öğreniyorum ki o kalpten sevdiğim Ulu Önder’den utanır oldum.Artık ayaklarım Anıtkabir’e gitmek istemiyor çünkü biliyorum o mozolenin karşısına çıkacak yüzüm yok.Allah inşallah birgün benim neslimi bu gaflet uykusundan uyandırır ve bende göğsümü gere gere Atamın huzuruna çıkarım.Sevgi ve saygılarımla…

20 lik Rakı satışları marketlerde yasaklanmış…Yasağın gerekçesi,ulaşmanın maddi açıdan kolay olması…Rakı içen 20 lik alamazsa 35 lik,50 lik, 70 lik ya da 100 lük alamaz mı?Amaç başka; sıra diğerlerine de gelecek! Yasaklamak, kaçak yolları teşvik eder, bu bilinmez mi?Hemen hergün alkollü içeceklere küçüklü büyüklü zam yapılıyor;yetmiyor sıra yasaklamaya geldi , gerisini düşünün…
Bir diğer zorlama ÖSYM’den geldi.YGS ve LYS lerde,din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden soru çıkacakmış…İlk ve orta öğretimde seçmeli olmasına rağmen bu dersi seçmeyene baskı niteliğinde bir karar…
Bunlar ve benzer uygulamalar, bir yönetimin baskı yoluna tevessül etmesinin kanıtlarından değil mi?
Ülkeyi kuranların,”içenin parası içmeyenin sağlığı” hoşgörüsünden geldiğimiz noktaya bakar mısınız?…
Metin Altay

Sayın ÇÖLAŞAN
Başbakan 12.09.2010 referandumuyla yargıyı dizayn etti. Demekki, birkaç vicdanıyla karar veren değerli Hakimleride bertaraf edip,dikensiz gül bahçesi istiyor. Bu istek,demokrasinin bittiği yerdir.İşte zurnanın zırt dediği yere geldik. Sağlık ve afiyetler diler,saygıdeğer eşinizle mutlu yıllar dilerim.

Emin Abi
yaşım 52
18.12.2012 saat 17.00 civarı tv kanallarını gezerken SHOW tv de yayınlanan PİS YEDİLİ sözüm ona çoçuk dizisi böyle lakayıt,böyle saçma sapan böyle ahlaksız ca dizi ye rast gelmedim.
Öğretmeninin okulda sınıfa girerken öğrencilerine ” şimdi makamıma oturuyorum.arkamdan kalçalrıma bakanı yakarım.” “çıkarın tişörtleri yazılı yapıcam.sınıf gülüyor.Ondan sonra da özür diliyor.” derdemez arka sıradan bir erkek öğrencinin tişörtünü cıkartması, öğretmenin çocuğun cıplak vucuna bakıp.Bir de vucut geliştirmişsin deyip sulanması ,yine keza öğretmenler odasında erkek öğretmene sarkması,
Ya biz nasıl genclik yetiştiricez.çocukları bu kanalların başından kaldırıken nerdeyse evde cıngar çıkıyor.
Başbakan Muhteşemleri görüyor da Bunları niye görmüyor.
Saygılarımla

”Ben asker olsaydım veya askerin yerinde olsaydım, darbe yapardım, veya asker niye müdahale
etmiyor” diye telefonda konuşan ve telefonu dinlenen onlarca kişi 4 senedir Silivri’de yatıyor, hatta öyle ki telefonda bu konuda şaka yapmak bile yasaklandı… (mahalle baskısı) Millet düşüncelerinden ötürü (kuvveden fiile geçmiş hiç bir olay olmadığı halde) senelerce içerde çürürken bir bakanın alenen ben de dağa çıkardım demesi ve hiç bir yaptırım uygulanmaması herhalde demokrasimizin ne kadar ileri durumda olduğunu gösterir bir kıstastır…Düşünün telefonda konuşan içerde, Tv.lere konuşana bir şey yok…İlla savcılara birilerinin talimat vermesi mi gerekir? Suçsa suç, birine suç öbürüne değil ne biçim hukuktur bu? Anayasayı değiştirmekle hallolacaksa amenna ama ”ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” diye bir söz söylemiş birisi devamını bilenler bilir bilmeyenler Google’dan öğrenir ve Yeni Anayasa’nın ne şekilde çıkacağını tahmin eder, hani Yeni CHP ile dalga geçenler için söylüyorum CHP kimsenin yaşantısında değişiklik getirmedi ama Yeni Anayasa çıktığı andan itibaren görürsünüz hayatınızın nasıl değiştiğini…Vira Bismillah.U.A

Sayın Emin ÇÖLAŞAN!..
Sizinle daha önce sanal ortamda ve telefonda fikirlerimi paylaşma şansına eriştim.Hergün düzenli olarak SÖZCÜ alıyorum.Bugün (20 ARALIK) sayın Necati DOĞRU’yu okurken aklıma bir fikir geldi ve sizinle paylaşmak istedim.Biliyorsunuz 2014’de Cumhurbaşkan’lığı ya da birilerinin hayallerini süsleyen PADİŞAHLIK seçimleri olacak.Cumhurbaşkanlığı için benim adayım Sayın Ahmet Necdet SEZER.Bildiğim kadarı ile ikinci kez seçilmesinde yasal bir engel yok.Bu fikrimi köşenizde ufacıkta olsa belirtirseniz çok sevinirim.Belki CHP , ATATÜRK’ün ve şu anda ülkenin tek umudu olduğunu hatırlar da doğru bir iş yapar.Başka adaylar peşinde koşacaklarına eğer ikna edebilirlerse en doğru aday eski Cumhubaşkanımız dır.Kendisinin en az yüzde 50-60 oyla seçileceğine inanıyorum.Yok olmazsa en azından hala bu memeleketten umudunu kesmeyenler varsa Sn.Sezer’in başında olacağı bir parti kurulması benim gibi iflah olmaz CHP’lilere bile umut olabilir diye düşünüyorum.Gün birilerinin ”elini taşın altına koyma günü” olduğuna inanıyorum.
Bir diğer husus da şu ki..Sİzler çok şanslı gazeticelersiniz.Başka bir ülkede bu mesleği yapsanız yazacak konu bulamaz,sıkıntıdan patlardınız.Oysa bizde öyle mi?Başbakan sayesinde konu sıkıntısı çekmiyorsunuz.Nasıl olsa kendisi her hafta gündemi belirliyor.Bu haftanın gündemi ” KUVVETLER AYRILIĞI”. Bakalım önümüzdeki hafta bizleri neler bekliyor.
Sizleri ve mesai arkadaşlarnızı selamlıyorum.
Saygılarımla.
E.Dz.Astsb.

Merhaba sayın Çölaşan,ben Lütfü Göktan TÜRER.Size Trabzon dan ulaşıyorum,yazılarınızı ilgiyle takip eden bir okurunuzum.Yakın zamanda bir mecliste tartışırken konu CHP eski genel başkanı Sayın Deniz BAYKAL a geldi.İyisiyle kötüsüyle genel bir eleştirisi yapıldıktan sonra kendisiyle ilgili anlam veremediğim 2 tane siyasi tutumunun gerekçelerini merak etmekteyim.1-Recep Tayyip ERDOĞAN ın siyasi yasağının kaldırılması için ilgili kanun değişikliğine oy vermesi 2-Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde meclisi kilitleyip akp ye tekrar iktidarın yolunu açması.Bunlardan birincisini neden yaptınız diye sorulduğunda demokrasi adına yaptım demişti ancak aynı demokratik tavrı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde göstermedi ve bunun sonuçları herkesçe malum.Sayın Çölaşan Deniz BAYKAL la ilgili malum kaset ve varsa bunun benzeri başka kasetler şantaj aracı olarak kullanılmış olabilirmi,bu konuya takip ettiğim kadarıyla yazılarınızda, şantaj boyutuyla değinmediniz(kaçırmışsam özür dilerim)SAYGILARIMLA

Değerli gazeteci ağabeylerim Emin ve Uğur Beyler,
bugünkü Gözcü gazetemi az önce elime aldım ve gördüğüm bir haberle şoke oldum. Büyük devlet adamı Kemal Abi’mizin ameliyat haberi küçük bir sütuna verilmişti ancak bence haber çok büyük. Eşim doktor olduğu için biliyorum, bir hastaya dünürü nakil için böbrek veremez ve etik kurul bunu onaylayamaz. Bunun iki önemli sebebi vardır; organ ticaretinin önüne geçmek ve nakil için böbrek vermek isteyen ya da zorunda bırakılan kişinin yaşam haklarını korumak. Örneğin eşler birbirlerine organ verebilir ancak nişanlılar veremez. Bu konu ülkemizde çok ciddi şekilde istismar edilmektedir.
Konuyu bilgilerinize sunarım. Saygı ve hürmetlerimle.
Not: Eşimin konumuna zarar vermemek için adımı yayınlamamanızı Rica ederim.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e göre, Türkiye de emekli maaşları yüksekmiş!İngiltere de emeklilere maaş bağlama oranları daha düşükmüş.İngiliz vatandaşı sayın Bakan,o emeklilerin o maaşlarla yılda kaç sefer dünya turuna çıktıklarını biliyor mu? Mutlaka biliyor;biliyorda kafa karıştıracak mukayeseler işine geliyor.Oranlara değil miktara bakmak lazım,İngiliz parasının alım gücüne bakmak lazım.Adamların emeklilerine verdiği değeri görmek lazım.Bakanın bir eli yağda bir eli balda, nasılsa kıyak emekli olacak ayda 6 bin lira alacak.Daha olmadı ikinci vatanı İngiltere var,belki gidip orada krallar gibi yaşayacak!..Emeklinin halinden anlamak gibi derdi olan, o parayla bir ay geçinsin de görelim ve söylediklerine itibar edelim.İnsan, emeklisinden bu denli kopuk sorumlu mevkide oturur mu?

Metin Altay

Şehir Hatlarının 5gemisi satıldı denildi fakat aylardır Şehir Hatlarının Kasımpaşa tersanesinde çürümeye bırakılmış durumda.Gemiler bağladığında çalışır durumdaydı ve satıldıkları dile getirilmişti.Size soruyorum bu gemileri alan varsa neden sahiplenmiyor ve neden aylardır ŞH tersanesinde çürümeye terk edilmiştir?Bu işte bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum.Bu konuyu kamuoyunda araştırır ve dile getirirseniz çok memnun kalırım.Şimdiden Teşekkürler.

Son günlerde ülkemizde hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrımı ve yerindelik denetimi konuları çok tartışılıyor. Eski Yunan'dan itibaren bu alanlarda benimsenen ilkeler var. Aristo, ülkeyi yönetenlerin yasaların üzerinde olduğu düşüncesine karşı çıkıyor ve “hukuk hükmetmelidir” diyor. Eflatun diyor ki, “Eğer hukuk başka bir makamın iradesine tabiyse bence o devletin çöküşü yakındır.”
Eski Roma'nın ünlü devlet adamlarından Çiçero : “Biz hepimiz özgür olmak için yasaların hizmetkarı olmalıyız” diyor.

Amerika Birleşik Devletlerin kuruluşu sırasında ünlü düşünür Thomas Paine : “Özgür ülkelerde hukuk kral olmalıdır” diyordu. ABD'nin ilk Başkanlarından John Adams da “İnsanların değil, yasaların hükümetinden” söz ediyordu.

Uluslararası Barolar Birliği 2009 yılında aldığı bir kararda: “Bağımsız ve tarafsız bir yargı, masumiyet karinesi, gereksiz gecikmeye uğramayan adil bir yargı, mantıklı ve ölçülü bir cezalandırma gereklidir. Keyfi gözaltılar, gizli duruşmalar, yargısız sınırsız tutuklamalar, zalim ve küçültücü muameleler ve cezalandırmalar, seçim süreçlerinde yıldırma ve yolsuzluk yapılması kabul edilemez. Hukukun üstünlüğü uygar bir toplumun temelidir” denilmektedir.

Birçok ülkede yargı çok geniş yetkilerle donatılmıştır. Örneğin Alman Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliği önerilerinin içeriğini de denetlemeye yetkilidir. Fertlerin yalnız yasalarla değil, bazı koşullarla hükümetin icraatlarıyla ilgili şikâyetlerini de ele alma yetkisine sahiptir.

İngiliz hukukunda mahkemeler “mantıksız hükümler içeren yasaları” da denetleme hakkına sahiptir.

Danimarka Ombudsmanı, bireylerin şikâyetlerini incelerken idarenin aldığı kararın hukuka, antlaşmalara, diğer ülkelerin uygulamalarına uygunluğunun yanı sıra “akla ve sağduyuya” uygun olup olmadığını da araştırma yetkisine sahiptir.

Çağdaş dünyada geçerli düşünceler bunlarken Türkiye'de hukukun üstünlüğünün vazgeçilmez bir unsuru olan “kuvvetler ayrımının” bile tartışmaya açılması hazindir. Aynı şekilde, ”Türkiye'de zaten kuvvetler ayrımı yok” diyerek bunu adeta ülkemizin kaderiymiş gibi kabul etmek de doğru değildir.

Uluslararası “Dünya Adalet Projesi (World Justice Project), hukukun üstünlüğü konusunda 97 ülkeyi araştırarak bir sıralama yapmış. Türkiye'nin yeri şöyle:

Hükümetin Yetkilerinin Sınırlı Olmasında: 68nci,
Düzen ve güvenliği sağlanmasında: 70nci,
Temel Hakların korunmasında: 76ncı,
Hükümetin şeffaflığında: 57nci,
Sivil yargıda: 44ncü,
Ceza Yargısında: 71nci.

Bu tablo ortadayken fazla söze gerek var mı?

Saygılar, sevgiler.

Onur Oymen

Emin bey selamlar.Malumlarınızdır 22 mart 2011 tarihinde TBMM de tüm siyasal partilerin desteği ile 6191 sayılı kanuna geçici 32. madde eklendi yasalaştı.Bu yasa ile TSK dan haklarında yargı kararı olmaksızın idari işlemlerle resen emekliye sevkedilen subay astsubayların mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmıştı.ancak ülke yönetimini elinde bulunduran zihniyet sadece tarikat ve cemaatlere yakın olduğunu düşündüğü yaş kararıyla tsk dan laik demokratik cumhuriyete karşı irticai faaliyetlerine ilaveten disiplinsizlikleri nedeniyle çıkarılmışların özlük haklarını iade etmiştir.ilişik kesme kararlarında yazan maddeler bakımından hiçbir farkı olmayan kararnameler yolu ile haklarında yargı kararı olmaksızın resen emekliye sevkedilen 1991 Atatürkçü Yurtsever SUBAY ASTSUBAYI kapsam dışı ilan etmiştir.yaklaşık 1,5 yıldır sürdürdüğümüz mücadele sonucunda bu haksız hukuksuz uygulamaya duyarsız kalmayan CHP li milletvekillerimiz bu zulmü sonlandıracak olan 2 adet yasa tasarısını meclise sun muşlardır.fakat akp bu yasaları aylardır komisyonlarda bekletmektedir.Emin bey bizleri daha çok üzen ise bu özlük hakları iade edilmişleri birtakım merkezler hala kanal kanal gazete gazete gezdirip ( biz cami avlusunda abdest alırken komuta kademesi tarafından görüldük bu yüzden tsk dan attılar yada namaz kılıyordum eşim kızım annem anneannem başörtülüydü buyüzden ordudan atıldım ) demeleri sağlanıyor.sanki şu anda görev yapan subay astsubay dinsiz imansız allahsız kitapsızmış gibi gösterilmeye çalışılıyor.Halbuki bizler biliyoruzki ilişik kesme kararlarında 926 sayılı kanunun 94/b maddesi ve astsubay sicil yönetmeliği 60 a b maddeleri yazıyor.yani bizlerdede yazan maddelerle birebir aynı.bizler kendimizi şimdiye kadar sadece Aydınlık Gazetesinde ve ulusal kanalda ifade edebiliyoruz.lütfen istirham ediyorum dönerseniz daha detaylı bilgi belge döküman sunabiliriz.Çalışmalarınızda başarılar diler saygılar sunarım……………….YILDIRIM GÜLCEMAL….Hv.İsth.Kd.Çvş. RESEN EMEKLİ ASTSUBAY

Cuma gunu cikan kose yazinizi okuyorum.surekli takip ediyorum sizi.bir sorun var bu bizim koyun turk milletine aciklarsin belgelersin inanmazlar.tayibin pesine kosmaya gelince hic tereddut bile etmeden kosarlar.turkiyede meyve veren agac herzaman taslanir.siz kendinize dikkat edin bu somurgeciler basina bela acmasin.

Sayın Emin Çölaşan,
Ben maalesef 2.5 milyon işsizden biriyim. İşsizlik beyanı yapmak için Şubat ayında başvuru yaptım (etraftaki insanlardan işsizlik bildirisini yapmazsan cezası var dediler bende yaptım). Benden gerekli evrakları istediler hepsini tamamladım ve işlemlerimi bitirdim ve bana size mektupla bilgi verilecektir dediler. Aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra eve Temmuz ayının sonunda Teblig kağıdı geldi ve korkuyla muhtarlığa gittim ve okumaya başladığımda gelen kağıdın SGK Başkanlığından geldiğini 01.01.2012 tarihi itibariyle Genel Sağlık Sigortası olarak tescil işlemimin yapıldığını ve kanunun 80 inci maddesinin 4. fıkrası uyarınca gelir durumu ve asgari ücret dikkate alınmak suretiyle belirlenmiş olan 112,86 TL tutarında tahakkut eden primin en geç ertesi ayın sonuna kadar belirtilen yerlere ödenmesi gerektiği aksi halde kanunun 89 uncu maddesine göre gecikme faizi ile tahsil edileceğini yazıyor. Şimdi benim anlayamadığım birkaç şey var sayın Çölaşan bunlar ya bilgisizliğimden ya da takipsizliğimden.
1. Ben bu başvuruyu Şubat ayının sonunda yaptım; bu sigorta tescili 01.01.2012 itibarıyla nasıl başlıyor?
2. Bugün bankaya gittiğimde 112,86 TL ödeme yapmaya gidiyorum ve borcumun 1400 kusur TL olduğunu öğreniyorum. Meğer benim Ocak ayından itibaren her ay ödemem gereken 112,86 TL varmış ben durduk yere devlete borçlanmışım haberim yok, bana gelen Teblig kağıdının üstünde 16 Temmuz 2012 tarihi var. Anlamıyorum???
3. Bu arada Haziran Temmuz ve Ağustos aylarında kısa süreli de olsa sigortalıydım fakat bu süreçte ödenen sigorta primleri düşürülmemiş. Bu SGK görmüyor mu benım ödenen sigorta primlerimi bana bunların dahil edildigi borcu çıkartıyor?
Sözde iyilik yapıyorlarmış herkes sigortalı olacakmış bu ödemeler yapılırsa sağlık güvencem olacakmış. Ben işsizim ödeyecek param yok diyorum devlet bana bilmediğim borcu aylar sonra kafasına göre çıkartıyor ve bende şimdi ödemek zorunda kalıyorum. Sizinle paylaşmak istedim. Ya benim bilmediğim birşeyler var ya da her zaman ki gibi keriz yerine koyuluyoruz nasıl olsa devletiz ödemek zorundalar bizimle uğraşamazlar diye düşünüyorlar.
Biraz uzun oldu ama size yazmak istedim.

Saygılarımla,