Ölmüş adam üzerinden rant kapısı

Sevgili okuyucularım, Turgut Özal sömürüsü Adli Tıp raporuna karşın devam ediyor. Bu sömürüyü ailesiyle birlikte bazı eski ve yeni siyasetçiler piyasaya ısrarla sürüyor. Bir rezalet yaşıyoruz.

Zehirlenmediğini, bu olayın düzmece olduğunu, ailenin tantanası olduğunu burada defalarca yazdım, soruşturmayı yürüten savcı Hüseyin Görüşen'e verdiğim ifadede de aynen söyledim. (Sözcü'de 25 Aralık 2010 tarihli yazım.) İfadeden çıkınca, kapıda bekleyen 25 gazeteciye de aynı şeyleri söyledim.
Bir kimseyi düşünün, 1.60 boyunda ve 140 kilo. İştahına asla gem vuramıyor, ne bulursa yiyor. Siyasette çuvallamış, başarısız olmuş.
Partisi bitmiş tükenmiş. 17 Nisan 1993 günü kalp krizinden vefat ediyor. Oysa tam bir ay sonra, 19 Mayıs günü törenlerde yapacağı konuşma cebinde. Şöyle diyecek:
“Cumhurbaşkanlığından istifa ediyorum. Yeni bir parti kurup başına geçmeye karar verdim…”
Ve bu kararını açıklayamadan vefat ediyor. Hacettepe Hastanesi'ne ölüsü gittiğinde tüm uzman hekimlerin verdiği rapor var:
“Kalpten ölmüştür.”
Ailesine o gün soruluyor:
“Otopsi yapılmasını ister misiniz?”
Yanıt olumsuz geliyor.

* * *

Aradan yıllar geçiyor ve ailenin üç bireyinin jetonu ancak düşüyor! Semra, Ahmet ve birader Korkut şamata yapmaya başlıyor:
“Eceliyle ölmedi, onu zehirlediler!..”
Ellerinde en ufak bir bilgi, bulgu ve belge yok, kafadan atıp ortalığı kızıştırıyorlar. Ellerinde
rahmetlinin güya ölümünden sonra kestikleri saçları varmış, o saçlar yurtdışında güvenilir
yerlerde korunuyormuş, tahlil yapılırsa zehirlendiği zaten ortaya çıkacakmış!
Saçlar bugüne kadar piyasaya çıkmadı, savcıya verilmedi çünkü yalandı.
Gazeteciyiz, yazı yazıyoruz, bazı şeyleri iyi bilmek zorundayız. Bunu yapmak için araştırıp öğrenmek gerekiyor. O dönemde Özal'ın en yakınları olan, hatta tepsiler dolusu yemekler yiyip kapkara bir suratla döndüğü son yurtdışı gezisinde de kendisiyle birlikte olan kişilere tek tek bu durumu sordum. Hepsinden aldığım yanıt aynıydı:
“Zehir falan yoktur, eceliyle öldü.”
Özal lobisi şimdi soruyor:
“Efendim, hastanede niçin otopsi yapmadılar?”
Şunu iyi bilin, eğer o gün durup dururken otopsi yapılsaydı, bugünkü kıyameti o gün
koparacaklardı:
“Vay, sayın cumhurbaşkanımıza durup dururken otopsi yaptılar, vücudunu kesip biçtiler. Bunu hangi hakla yaptılar?..”

* * *

Ölüm olayından sonra yıllar geçti ve zehirlendi tantanası başlatıldı. Amaçları açık seçik belliydi:
“Onu Ergenekon çetesi öldürdü!”
Mezardaki cesedin sömürüsü çok yönlü başlamıştı. İşin içinde hem aile, hem de Özal'ı “Kahraman (!)” olarak göstermeye kalkışan “Darbe ve darbeci karşıtı (!) AKP” takımı vardı.
Ama bazı gerçekleri kamuoyundan ustaca gizliyorlardı.
Özal 12 Eylül darbecilerinin has adamıydı. 24 Ocak 1980 kararları alındığında ilk brifingi komutanlara verip ekonominin durumunu anlatmış ve onların gözüne girmeyi başarmıştı.
12 Eylül darbesi olunca, komutanlar daha ilk sabah onu göreve çağırdılar… Ve yeni kurulan Bülend Ulusu hükümetinde Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı yaptılar!
Darbecilere verdiği hizmet unutulmaz boyuttadır!
Günümüzün “Darbe karşıtı (!)” olan iktidarı, bu darbe hizmetkarının adını birkaç gün önce Malatya'da bir baraja verdi.
Millete nelerin nasıl yutturulduğunu iyi bilelim.

* * *

Evet, Bay Abdullah Gül bu dandik zehirlenme olayını öylesine önemsemişti ki, Devlet Denetleme Kurulu'nu bile devreye soktu, yüzlerce sayfalık raporlar hazırlandı. Benim de ifade verdiğim savcılık soruşturması sürüyordu. Son aşamada iş AKP'nin Adli Tıp Kurumu'na havale edildi.
Mezarından çıkarılan cesetten parçalar alındı, tahlil ve araştırmalar başladı.
Haftalar sonra Fethullahçı bir gazete (Bugün) manşet attı:
“Adli Tıp Kurumu, Özal'ın zehirlenerek öldürüldüğünü saptadı. Vücudunda striknin kreatin isimli öldürücü madde bulundu.”
Aradan bir süre daha geçti, bu kez bir başka Fethullahçı gazete (Zaman) manşet attı:
“Özal'ı radyoaktif maddeyle yormuşlar, zehirle öldürmüşler. Adli Tıp incelemesinde dışarıdan verildiği kesin olan dört zehir tespit edildi…”
Tamamen tarafsız ve bilimsel olması gereken AKP'nin Adli Tıp Kurumu içindeki
Fethullahçılar, Fethullahçı gazetelere en gizli bilgileri sızdırıp Özal zehirlendi lobisine ve
ailenin tantanalarına hizmet ediyordu.
Ancak Adli Tıp Kurumunda onurlu birkaç uzman da vardı. Bunlar bu rezalete isyan ettiler, gerekirse raporu imzalamayıp gerçekleri kamuoyuna açıklayacaklarını bildirdiler…
Ve rapor en sonunda açıklandı:
“Zehirlenerek ölmemiştir.”
Bu rapor sonrasında bile şamata durmadı… Üzgündüler çünkü işi Ergenekon'a
bağlayacaklardı. Hüsrana uğradılar!
Bu öyle bir utanmazca şamata süreci ki, Adnan Kahveci'nin trafik kazasında ölmesini bile Ergenekon'a bağlamaya kalkıştılar. Oysa Özal'ın en yakınlarından biri olan Kahveci, Ankara-İstanbul Otoyolu'nun açıldığı gün ters yöne girmiş, karşıdan gelen araçla kafa kafaya çarpışmıştı.

* * *

Sevgili okuyucularım, Turgut Özal'ın ölüm olayı, memlekette dönen dümenleri, oynanmak istenen kirli oyunları bir kez daha gözlerimizin önüne serdi.
Aile, o insanın ölüsünü sömürdü. Mezar ticareti yapıldı, ölünün sırtından gündemde kalma ve kendilerini acındırma süreci başlatıldı. Ama onlar açısından işin çok daha önemli bir boyutu vardı. Özal'ın zehirlenerek öldürüldüğü belgelenseydi, ortaya çok daha ilginç bir tablo çıkacaktı ve bunu burada 25 Kasım 2012 tarihli yazımda, henüz Adli Tıp raporu ortada yokken şöyle yazmıştım:
“Bu ailenin paraya düşkünlüğü herkes tarafından biliniyor. Zehirlenip öldürüldüğü ortaya çıktığı takdirde, Özal ailesinin devlete karşı tazminat davası açma hakkı olacaktır.
Ölen kişi sıradan bir insan değil, Cumhurbaşkanı. Dolayısıyla böyle bir tazminat davasında havada uçuşan rakamlar çok, ama çok yüksek olacaktır.
Bu durumda Özal Ailesi devlet aleyhine tazminat davası açıp para isteyecek midir?
Başka bir deyişle, fırsat bu fırsattır deyip aile büyüğünün ölümünü paraya ve kişisel kazanca tahvil etmeye kalkışacak mıdır?
Aile bu sorulara en kısa zamanda yanıt vermek ve “Hayır, bunu yapmayacağız” demekle yükümlüdür. Suskun kaldıkları, ya da gelecekte dava açıp para istedikleri takdirde, yıllardır süren bu büyük tantanayı rahmetlinin sırtından para kazanmak için yaptıkları ortaya
çıkacaktır.”
Tam da tahmin ettiğim gibi, aile bu sorulara karşı bir açıklama yapamadı. Yapamazdı da!.. Çünkü tazminat davasını şakır şakır açacaklardı.

* * *

Yıllar süren yüz kızartıcı aşamaları artık geride bıraktık gibi. Özal'ın zehirlenmediği hem de AKP'nin Adli Tıp Kurumu tarafından belgelendi. Ancak Adli Tıp bulguları daha önce, yalan yanlış demeden oradaki Fethullahçı ekip tarafından iki ayrı Fethullah gazetesine “Zehirlendi”
yalanıyla sızdırılmıştı. Sızdıranlar bulundu mu? Mümkün değil.
Mezar sömürüsü olanca hızıyla sürüp gitti. Devletin kurumları yargı dahil, bu deli saçması “Zehirlendi” palavrasının üzerine eğilip zaman ve para harcadılar.
Türkiye, ailenin kendini acındırma ve gündemde kalma hırsı uğruna bu şamata ve tantanalarla uğraştı durdu.
Sonunda dağ fare doğurdu, Özal zehirlendi lobisi hüsrana uğradı. Herkese ve özellikle de kemiklerini mezarda bile sızlattıkları rahmetlinin ailesine ders olsun!
Artık biraz olsun utanmaları ve susmaları gerekir.

Loading...