Putin ona anlatacak!

Sevgili okuyucularım, Tayyip bugün Moskova yolcusu. Orada devlet başkanı Putin'le konuşacak ve Suriye tarafından düşürüldüğü ”İddia edilen” uçağımızın başına ne geldiğini öğrenmeye çalışacak.

Bir uçağımızı Suriye üzerinde yitirdik. Ne olduğunu, uçağı kimlerin düşürdüğünü, ya da nasıl olup düştüğünü Türkiye'de bilen kimse yok.
Abdullah-Tayyip ikilisi bilmiyor, Genelkurmay bilmiyor.
Eğer bildikleri bir şey varsa –ki hiç sanmıyorum- bizlerden sır gibi saklıyorlar.
Tayyip,
Rusya gezisine sadece bu nedenle gidiyor. Randevu uçak için alındı. Putin'e ricada bulunacak:
”Anlat bana Putin!.. Ne geldi bizim uçağın başına? Kim vurdu, nasıl oldu bu olay?..”
Rusya daha önce açıklama yapmış, Suriye'ye havadan fotoğraf çekmek için gönderilen keşif uçağımızla ilgili tüm verilerin ellerinde olduğunu ve bunların Türk yetkililere iletildiğini duyurmuştu. Benzer bir açıklama ABD'den gelmişti.
Şimdi şu duruma bakın!
Uçağımız bir Suriye seferi sırasında düşürülüyor ama bunun nedenini bizi yönetenler bilmiyor. Hayal değil, gerçek bu!
Genelkurmay çelişkili açıklamalar yapıyor.
Dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olduğumuz söyleniyor ama radar ve savunma sistemlerimiz uçağımızın başına ne geldiğini bilmiyor!
Tayyip sonra sözlerini sürdürecek:
“Yaaa Putin, biz bu konuda çok mahçup olduk. Yardım et de şu Esad'ı düşürelim!”
Putin
'in ona ne diyeceğini biliyorum ama burada yazarsam mahkemelik olurum!

X  X  X

O zaman kafamızda haklı sorular oluşuyor:
Bu uçak nasıl düştü? Füzeyle mi, uçaksavarla mı düşürüldü?
Arıza nedeniyle, ya da pilot hatasıyla mı düştü? ABD'nin Nautilus gemisi uçağın gövdesini denizin altından niçin çıkarmadı?
Sonra akıllara bir başka soru geliyor:
Yoksa uçağımızı Suriye'nin savunma sistemlerini kuran Rusya mı düşürdü? Tayyip Putin'e bu nedenle mi gidiyor? Ondan bu konuda bilgi mi isteyecek?
Bu iktidarın elinde ne durumlara düştüğümüzün, ne günlere kaldığımızın somut örneği, işte bu uçağımızdır.
Şimdi her şey Rusya ve Putin'in “İnsafına ve insanlığına” kalmıştır!
Uluslararası ilişkilerde her zaman geçerli olan bir kural vardır. Bu gibi bilgi ve belge değişimleri, öyle tek taraflı yapılmaz. Siz karşı taraftan bir şey istiyorsanız, onlara bir şeyler, bazı ödünler vermek zorundasınız.
Bugün olmasa bile yarın vereceğiniz konusunda karşı taraf sizden güvence alır.
Bakalım Tayyip ne verecek!
Suriye, Ermenistan, PKK, KCK, ya da İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi konusunda bazı ödünler mi!..
Kimbilir, kimbilir!

Güneydoğu’da Suriye rezaleti

Suriye'de olaylar başladı, bir sürü insan çoluk çocuğuyla birlikte sınırı geçip Türkiye'ye geldi. Şimdi çeşitli illerimizde kurulan kamplarda yaklaşık 25 bin sığınmacıyı barındırıyoruz, güzelce besliyoruz.
Atılan palavralara inanmayın. Bunların hemen hiçbiri Türkiye'ye siyasi nedenle kaçmadı.
Çoğu, sınırımıza yakın yerlerde yaşayan ve fukaralık çeken köylülerden oluşuyor. Amaçları belli:
Siyasi sığınmacı kabul edilip günün birinde Birleşmiş Milletler tarafından ABD veya Avrupa ülkelerine gönderilmek, oralarda iş güç sahibi olmak!
Biz şimdi bunları devletin ve milletin parasıyla beslemeyi sürdürüyoruz. Bunun tek nedeni, Tayyip hükümetinin ve onun Hariciye Nazırı Ahmet'in hayal dünyasında kurdukları masal:
Esad'ı devirmek!
Rusya'dan icazet bekliyorlar, nasihat alıyorlar.
X  X  X

Antakya, Gaziantep, Kilis, Adana, Mersin gibi illerimizin en büyük geçim kaynaklarından biri Suriyelilerdi.
İş için gelirlerdi, turist olarak veya başka amaçlarla gelirlerdi.
Türkiye onlar için komşu kapısıydı. Vize yoktu, isteyen istediği gibi gelip gider, para harcardı.
Bu bereketli süreç özellikle yukarıda saydığım illerdeki bütün esnafa ve herkese çok büyük para kazandırırdı.
Benzinci, simitçi, otelci, taksici, lokantacı, manifaturacı, züccaciyeci, kamyoncu, doktor, hamal, marketçi, aklınıza gelen herkese ve her kesime…
Ülkemizi yöneten çapsızlar Suriye'yi “Düşman” ilan edince film koptu.
Suriye sınırı artık kapalı. Sadece uçan kuşlar girip çıkabiliyor!
Yüz binlerce insanımızın geçim kapısı kapatıldı.
İş sadece bu kadarla da bitmiyor. Türk vatandaşlarının Suriye ile ticareti vardı. Orada yatırımlarımız vardı.
Hepsi sıfırlandı.

X  X  X

Bölgeden bir gazeteci yanıma geldi, yakınıyor:
“Emin hocam lütfen bu rezaleti hiç durmadan gündeme tutunuz. Bu nasıl bir dış politikadır ki, insanların geçim kapısını kapadılar, bölgemizi ve herkesi mahvettiler…”
Olay tamamen gerçek.
O halde şimdi şu soruyu soralım:
Bu rezalete rağmen bölgeden herhangi bir tepki geliyor mu? Ekmek teknesi ellerinden alınanlardan protestolar, sesler yükseliyor mu?
Hayır, tık yok!
Bu rezalet başka bir hükümet döneminde yaşansaydı inanın oralarda kıyamet kopar, yüzbinlerce insanımız ”ABD istiyor diye ekmek paramızı elimizden aldınız” haykırışlarıyla sokaklara dökülürdü.
O halde biz bu duruma nasıl geldik? Özellikle Antakya, Gaziantep ve Kilis yöresinde yaşayan insanlarımız niye böyle sessiz ve umursamaz kalıyor?.. Bu sorunun yanıtı gayet basit:
Yaratılan korku imparatorluğu insanlarımızı sindirdi. Hiç kimse hakkını arayamıyor. Hiç kimse sesini çıkaramıyor…
Çünkü tepki verdiği takdirde başına gelecekleri biliyor.
Polisin copları kafasında patlayacak, üstelik biber gazı burnunun tam ortasına sıkılacak. Sonra mahkemeye sevk edilecek, verilen emir doğrultusunda tutuklanacak ve hayatı kayacak.
İşte Türkiye'nin içine düşürüldüğü durumun en somut, en çarpıcı ve en utanç verici örneklerinden biri budur!

X  X  X

 

Anladık, bizim insanımız korkuyor ve tepki koyamıyor. Ama Kilis'teki bir sığınmacı kampında yaşayan Suriyeliler bizden daha yürekli çıktı ve tepki koymayı başardı.
Bu kamplarda aslında krallar gibi yaşıyorlar. Okulları, mescitleri, yemekhaneleri var. Günde üç öğün yemek çıkıyor.
Buna rağmen “Kampa yeterince su verilmediği” gerekçesiyle isyan edip ayaklandılar.
Bazı yerleri ateşe verdiler, polisle çatıştılar.
Dört polisimiz yaralanıp hastaneye kaldırıldı.
Bizim ürkütülmüş, korkutulup sindirilmiş insanımızın yapamadığını bir ölçüde onlar yaptı.
Tayyipgillerin yarattığı Suriye rezaleti de başımızda kaldı.  

 

Loading...