Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Siyasetsiz bir gün!

30 Aralık 2012

Sevgili okuyucularım, bu yazım 2012 yılının son yazısı. Bir yılı daha geride bıraktık. Bir yıl
içerisinde 25 gün izin ve beni üç gün yatağa düşüren faranjit hariç tutulursa, sizlerle net 11 ay birlikte olduk.
Yüzlerce yazıyla karşınıza çıktım, Allah'a bin şükür olsun ki hiç mahcup olmadım. Ne yazdıysam doğruydu.
Haftanın altı günü hiç ara vermeden yazmak zor iştir. Yazılarımda magazin yapamam, Fenerbahçe Galatasaray muhabbetine giremem. Karşınıza eften püften yazılarla çıkamam. Adam gibi, toplumu bilinçlendirecek, ülkemizde yaşadığımız rezillikleri sergileyecek yazılar yazmak zorundayım.
Sık sık soruyorsunuz “Bu kadar konuyu nereden buluyorsunuz” diye.
Türkiye'de rezillik bol, dolayısıyla konu da bol.
Ancak görevimi yaparken bence çok önemli bir eksiğim var. En başından anlatayım.
Sizlerden her gün çok sayıda mesaj alıyorum.
Bunlar en çok, sırasıyla e-posta, faks ve mektupla geliyor. Bir de facebook üzerinden aldığım mesajlar var.
Bunların tümünü her gün okuyorum. Bunlardan epeyce yazı malzemesi çıkıyor.
Ankara büromuzda sağ kolum olan Dilek Karaarslan, sizlerden gelen her mesajı kağıda
çekiyor ve biriktiriyorum. Kağıda çekili on binlerce mesaj… Milletin duygu ve düşünceleri.
Doğrusunu isterseniz sonunda bunları ne yapacağımı da bilemiyorum! Ciddi bir araştırmacı kuruluş olsa onlara veririm ama bildiğim kadarıyla yok! O kuruluşun her şeyden önce bu iktidardan korkmaması gerekir.

* * *

Şimdi gelelim yukarıda sözünü ettiğim eksiğimin ne olduğuna!.. Gelen mesajlara ne yazık ki yanıt veremiyorum. Eğer vermeye çalışsam, inanın yarım günümü alır. Oysa böyle bir zamana sahip değilim.
Bazen bana gönül koyuyorsunuz, “Size yazdım ama yanıt vermeye gerek görmediniz” diyor ve beni haklı olarak eleştiriyorsunuz. Onun nedeni işte budur.
Ben bu eksikliğimin altında eziliyorum ama çaresizim. Bunu lütfen bilin.
Başkaları gibi günde üç beş mesaj alsam eyvallah! O zaman oturup o üç beş kişiye yanıt veririm.
Bu konuda bir de şunu yapıyorum. Bizim gazetenin internet sitesi bir süre önce açıldı. (www.sozcu.com.tr) Günde 200 bin kişinin girdiği çok güzel bir haber sitesi oldu.
Sizin bana yazdıklarınızdan bir bölümünü oraya gönderiyorum. Pazartesi günleri “Emin Çölaşan'a mektuplar” başlığı ile yayınlanıyor ve çok da ilgi görüyor.

* * *

Yine sık sık sorduğunuz bir soru daha var:
“Emin Bey sizi televizyonlarda göremiyoruz. Ekrana niçin çıkmıyorsunuz?..”
Ekrana çıkmayan ben değilim, onlar beni çıkarmıyor!
Türkçesi: Yasaklıyım!
Televizyonların önemli bir bölümü zaten dinci.
Beni herhalde Fethullah kanallarına çağıracak değiller.
Geri kalanların bir veya ikisi dışında tamamı iktidar yandaşı.
Ekrana çıksam, söyleyeceklerim belli. Hangi babayiğit medya patronu beni kanalına çıkarabilir?
Açık söylemek gerekirse, onların tümü benden nefret eder çünkü haklarında çok
yazılar yazıp her birinin ipliğini pazara çıkarmışımdır.
Onlar büyük işadamları, büyük para babaları. Devlet ve hükümetle çok büyük işleri var. İhaleler, mal satmalar, özelleştirme dümenleri vesaire!..
Adamlar enayi mi ki, beni ekrana çıkarıp Tayyip'ten vesaireden fırça yesinler, para kaybına uğrasınlar!..
Ekrana çıkmak falan hiç önemli değil. Önemli olan görevini onurla, korkmadan,egemenlerin önünde eğilmeden sürdürebilmek.
Sözcü tam 280 bin satıyor. Bir gazeteyi ortalama dört kişi okusa, bir milyon kişi tarafından
okunuyoruz.
O bilinçli bir milyon kişi bana yetiyor.

Ve yılbaşı gecesi

Sevgili okuyucularım, yarın gece yeni bir yıla gireceğiz. Herkes kendi çapında kutlamalar yapacak.
Yılbaşı kutlanacak, en iyi dilekler iletilecek, yeni yılın kutlu olsun mesajları ortalıkta uçuşacak ve ardından eklenecek:
“İnşallah bu yıl her şey daha iyi olur…
Milletimize yaşattıkları kepazelikler inşallah son bulur!”
Keşke o dilekler yerine gelse. Bir gün er veya geç gelecek ama 2013 yılında olur mu, onu
bilemiyoruz.

* * *

Hayatımda en sevmediğim gece yılbaşı gecesidir. Günler öncesinden programlar yapılır, insanlar kendilerini eğlenmeye şartlandırır.
Çoğu yılbaşı gecesinde de eğlence falan olmaz. Örneğin 30 Aralık, ya da 1 Ocak gecesi insan bence daha çok eğlenebilir… Çünkü eğlenmek zorla, önceden planlayarak olmaz.
Kendiliğinden oluşan bir kavramdır.
Yılbaşı geceleri sokaklar tehlikelidir. O gece ille de içmek gerekirmiş gibi bir sürü sarhoş, alkol duvarını aşan bir sürü tip ortalığa dökülür.
Burada sorabilirsiniz “Arkadaş sen içki içmez misin” diye.
İçerim ama bir şişe bira, ya da bir duble rakıdan fazlasını benim vücudum kaldırmaz. Bu yüzden de hayatımda hiç sarhoş olamadım!
Herkesin biraz kafayı bulup çakırkeyif olduğu masalarda bana uyku basar ve o havaya
giremem. Dolayısıyla, içki masalarının aranan adamı hiç olamadım!
Beni bir tek şey rahatlatır… Gazetede yanımda da hep bulunur. Bazen akşam
saatlerinde şişeden içtiğim iki yudum votka.
İnsana gerçekten de ferahlık verir, rahatlatır, “Oh beee” dedirtir.

* * *

Bence en güzel yılbaşı gecesi, evde pijama terlikle oturup aptal kutusundaki (!) saçma sapan eğlence programlarını izlemek ve saat 24'ü biraz geçe yatıp uyumaktır.
Biz de ailece bunu yapacağız…
Çünkü ben Salı sabahı yine gazetede olacağım ve Çarşamba günü çıkacak yazımı yazacağım. İşte böyle günlerde yazı yazmak biraz zorlaşır çünkü gündem boştur. Siz konu bulmak, konu üretmek zorunda kalabilirsiniz.

* * *

Bu arada, haddim olmayarak size bir de tavsiyede bulunayım.
Sakın ola ki yılbaşı gecesi hele yanınızda eşiniz, kız kardeşiniz, kız arkadaşlarınızla birlikte özellikle İstanbul'da, İstiklal Caddesi'nde dolanalım demeyin.
Bir sürü maganda başınıza mutlaka iş açacaktır.
Eğer gitmeye kararlıysanız, her türlü pislik ve sarkıntılıkla karşılaşmayı göze almışsınız demektir.

* * *

Sevgili okuyucularım, 2012 yılını hep birlikte yaşadık.
Yeteneksiz yalancıların elinde ülkemiz ve milletimiz açısından ne yazık ki çok kötü bir yıl oldu. Bu yılın kısacık bir muhasebesini -çok güncel başka bir konu çıkmadığı takdirde- Salı günkü yazımda sizlere aktaracağım.
Sizlere bu yılın son yazısında, 2013 yılı için en iyi dileklerimi iletiyorum.
Yaşadığımız bu rezilliklerin artık son bulmasını diliyorum.
Sizlerden yazılı ve sözlü olarak hep şu doğrultuda mesajlar alıyorum:
“Bizim gibi düşünenler çok azaldı. Azınlığa düştük!..”
Hiç ilgisi yok. Tam tersine, inanılmaz bir biçimde güçlüyüz. Karşı taraf sadece arkasındaki devlet desteği ile ayakta duruyor…
Ve çok korkuyor.
Bu sözlerime inanın ve lütfen karamsar, kötümser, umutsuz olmayın. Bu devir geçecek. Az kaldı. Bunu biliyoruz da, ne zaman geçeceğini bilemiyoruz.
Dişimizi biraz daha sıkacağız çünkü sömürü, haksızlık, adaletsizlik, din ticareti, vurgun, soygun, hortumlama bir yere kadar. Her şeyin bir sonu var.
Baş eğmeyeceğiz, ödün vermeyeceğiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün aydın izinde yürümeyi
sürdüreceğiz.
Hepinizin yeni yılını en içten dileklerimle kutluyorum.