Silivri’de vicdan pusu duvarına dayandı!

 

SAYILARI 10 bini buldu mu, 20 bin mi oldu ya da 2 binde mi kaldı?
Rakam önemli değil.
Bir kişinin gelmesi bile anlamlı.
Aralık ayının soğuk kış günü.
Silivri'ye ülkenin en uzak şehirlerinden bu kadar insan akıp geliyorsa; “bir kötülük” sezdiler.
Tehlikeli bir kötülük.
Bulaşıcı olmasından korktukları bu “tehlikeli kötülüğü” önleyebiliriz umuduyla dün Silivri'de “Hapishane ve Mahkeme Kampı” diyebileceğimiz yerleşkenin önünde binlerce insan birikti.
Biber gazı, Tazyikli su.
Cop ile karşılandılar.
Duruşma salonunu silme dolduranlar da “mahkeme yargıçlarının tutumunu alkışlarla protesto ettikleri” için dışarı çıkartıldılar.
Avukatlar da protesto ettiler diye hırpalandılar.
Bu insanların sezgisi nedir?
Sezdikleri “tehlikeli kötülük” ne olabilir? Önceki gün biz 10 gazeteci, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel'in öncülük etmesiyle Silivri'de yatan meslektaşlarımız; Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Soner Yalçın, Turhan Özlü, Mehmet Deniz Yıldırım ve Hikmet Çiçek'i ziyarete gittik.
7 saat beraber olduk.
Anlattılar. Dinledik.
Onların hangi koşullarda hapis yattıklarını ve neler dediklerini Uğur Dündar, dün sizlere yazdı.
Ben gözlemimi aktaracağım.

* * *

Hapisteki gazetecilerin söyledikleri ile dün Silivri mahkemesinin önüne gelen insanların tepkilerini birleştirince su sonucu çıkartıyorum: Silivri'de halkın vicdanı pusu duvarına dayandı.
Bu döneme bir ad bulunacaksa; Balyoz-Ergenokon-Odatv davalarının birbirine benzerliklerine bakılarak; belki de Türkiye adalet tarihinin “pusu davaları dönemi” denilecek.
Gazetecilerin anlattığı buydu:
Türkiye'ye pusu kuruldu.
Önce; “devlet içinde bir karanlık yapılanma var. Bu yapılanma istediği zaman darbe yapıp seçilmişi indiriyor. Bunu yargılayalım. Karanlık yapıyı temizleyelim” diye yola çıkıldı.
Çok güzel. Herkes ister:
Adaleti eksiksiz çalıştıralım.
Karanlık yapıyı kazıyalım.
Fakat bugün gelinen nokta; taraflı, peşin hükümlü, kararı önceden verilmiş “pusu davaları dönemi”ne gömülmek oldu.
Ve ileri demokrasiye geçtik diye halk aldatıldı.
Başta 3 iddianame yazıldı.
21 iddianameye çıkıldı.
Bu devlet içindeki karanlık yapılı ve onun üyesi olduğu varsayılan insanların da bulunduğu (içlerinde eski genelkurmay başkanı bile var) “Ergenekon Örgütü”nün varlığına dair bir tek kanıt, veri, bilgi bulup çıkarılamadı. 3 bin şüpheliden bir tanesi dahi “devlet içinde karanlık yapılı örgüt var, işte kanıtı” diyemedi.
Darbe planıdır diyorlardı.
Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven diye adları vardı. Bunlar hakkında da mahkeme görevsizlik kararı verdi. İyi mi? MİT'e soruldu. Jandarma'ya soruldu. Emniyet'e soruldu, Genelkurmay'a soruldu; ayrı ayrı her birinden “böyle bir örgütün varlığından haberimiz yoktur” cevabı alındı.

* * *

Örgüt bulunmalıydı.
İşte darbeci örgüt.
İşte üye bağlantıları.
İşte hedefleri.
İşte kanıtlar.
Denilmeliydi.
Denilemedi.
Mahkeme bunun üzerine kurulamadı.
Yani örgüt yok.
Üyeleri ise var.
Birçoğu birbirini tanımıyor.
17 bin sayfa iddianame.
120 milyon sayfa dosyalar.
100 bin kişi telefonla izlendi.
60 bin telefon dinlendi.
3 bin kişi hakkında takibat.
1360 kişi ifade verdi.
41 gizli tanık bulundu.
287 sanık. 65 tutuklu.
7 sanık ifade vermeden öldü.
10 sanık hastanelik.
Gerçekte örgütün varlığına dair tek bir inandırıcı kanıt, veri, belge yok.
Bizim gazeteci arkadaşlar; “bu bir pusu davasıdır” diyorlar.
Halkın vicdanı da böyle görmüş olmalı ki, dün Silivri mahkemesi duvarına dayandı.

Loading...