Artık bir şövalye bakanımız var!..

 

Dünkü köşemde, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'da bulunan ağır metaller ve radyoaktif maddelerin, Türkiye'de yaşayan herkeste çıkabileceğini belirttim.
Tükettiğimiz gıdalar, içtiğimiz sular ve soluduğumuz havayla bu zehirlerin bedenlerimize girdiğini yazdım.
Yazımdan sonra “Gıdaları, suları anladık da, hava da nereden çıktı?” diyenler oldu.
Nereden mi çıktı?
Anlatayım:
Hatırlayacaksınız, bir süre önce Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Onur Hamzaoğlu, Dilovası ve Kandıra'da yaşayan bazı annelerin doğum sonrası emzirdikleri ilk sütleriyle, bebeklerin ilk dışkılarında, kanserojen ağır metallerle eser elementlere rastladıklarını açıklamıştı.
Tespitlere göre Dilova Organize Sanayi Bölgesi'ndeki bazı fabrikalar, çevreye zehir saçıyordu.
Adı gibi onurlu bir bilim insanı olan Profesör Onur Hamzaoğlu, bu araştırmayı tek başına yapmamıştı.
Araştırma, Üniversitenin Halk Sağlığı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı uzmanlarından oluşan bir bilim heyetince gerçekleştirilmişti.
Sonra ne oldu biliyor musunuz?
Pişmiş tavuğun bile başına gelmeyenler, Profesör Hamzaoğlu'nun başına geldi!
Kocaeli Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, Onur Hoca'ya hakaret etti.
Ona “şarlatan” dedi!
Tetikçiler hemen yaylım ateşine geçti.
Belediye Başkanı'nın hakaretini sineye çeken üniversitenin etik kurulu da, meslektaşlarının aleyhinde karar verdi.
Çok geçmeden beklenen suç duyurusu geldi.
Halkı korku ve paniğe sevk eden (!) Onur Hamzaoğlu'nun 2-4 yıl arasında hapsi istendi.

* * * * *

“Şarlatan” davasında yerel mahkeme, Kocaeli Belediye Başkanı aleyhinde karar verdi.
Mahkeme Başkan İbrahim Karaosmanoğlu'nu, Profesör Hamzaoğlu'na para ödemeye mahkum etti.
Annelerin ve kundaktaki bebelerin sağlığını, zehir saçan fabrika sahiplerinin çıkarlarından önde tutan saygın bilim insanının yargılandığı ceza davası ise sürüyor.
Türk Tabipler Birliği'nin de destek verdiği araştırma raporunun, yakında uluslararası saygınlığa sahip bilim dergilerinde yayınlanması bekleniyor.
Zira bu rapor, koskoca Cumhurbaşkanı'nın bedeninde ağır metallere rastlanılan bir ülkede “Gıdaları ve suyu anladık da, hava da nereden çıktı?” sorusunu, anlamsız kılıyor.

* * * * *

Sevgili okurlarım.
Türkiye'de yaklaşık 500 bin gıda üreten işletme var.
Merdiven altı üretim yapanların sayısı ise bilinmiyor!
Adı üstünde; merdiven altı!.. Yani kaçak!..
Dolayısıyla saymak mümkün değil.
Uzmanlar, sadece İstanbul'un Eminönü bölgesinde gıda üretimini sürdüren 10 bin civarında kaçak işyerinin olduğunu öne sürüyor.
Gıda denetimlerinden sorumlu Tarım Bakanlığı'nda ise yeterli sayıda gıda mühendisi bulunmadığı için, denetimler gerektiği gibi yapılamıyor.
Oysa işsiz binlerce gıda mühendisi, gıda terörüyle mücadele için kendilerine görev verilmesini bekliyor..

* * * * *

Şu halimize bir bakın!
Cumhurbaşkanı'nın bedeni, ağır metal deposu haline geliyor!
Ülkede tarım bitiyor, Türkiye saman ithal ediyor!
Çiftçi borçlarını ödeyemiyor!
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ise, Fransa'dan “Şövalye Liyakat Nişanı” alıyor.
Bunca başarı (!) karşısında doğrusu bu nişan yetersiz kalıyor!

Loading...