Elekdağ: Türkiye’nin dış politikasıyla alay ediliyor

Şükrü Elekdağ, ”Türkiye’nin dünyadaki krizleri çözmeye talip bir vizyona sahip olduğu gibi abartılı laflar etmesi uluslar arası alanda bazı tepkiler doğuruyor” dedi

Değerli okurlarım,

Suriye krizi giderek tırmanıyor, çok tehlikeli boyutlar kazanıyor.
Dün bu köşede yer alan “KANDİL’İ BIRAK, SURİYE’YE BAK!” başlıklı yazım üzerine sizlerden birçok mesaj aldım. İstekler genellikle aynıydı: Konuyla ilgili daha geniş bir ufuk turu…

Bugün saygın dış politika uzmanı, emekli Washington Büyükelçisi ve eski CHP Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ ile istediğiniz ufuk turunu gerçekleştiriyoruz.
O halde birlikte okuyalım.

Uğur Dündar (UD): Sayın Elekdağ sizinle bir süre önce yaptığım söyleşiye okurlarımdan gayet olumlu tepkiler aldım. Dış politika konularının yoğun biçimde gündemde olduğu şu sıralarda bu alanda bir ufuk turunun da yararlı olacağını düşündüm.

Bu günün en yakıcı sorunu, Suriye ve jet uçağımızın nasıl düşürüldüğü. Bu konuda Genelkurmay Başkanlığı‘nca yapılan açıklamalar ve diğer bilgiler, Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Özel‘in, “Uçak uluslar arası hava sahasında, füze ile düşürüldü” şeklindeki açıklamalarını kökten çürütmüyor mu?

MIZRAK ÇUVALA SIĞMADI

 AĞIRLIĞIMIZ KALMIYOR

UD: Yani bu şekilde Esad‘ın Cumhuriyet Gazetesi‘nin Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer‘e söyledikleri doğrulanmış olmuyor mu? Zira Suriye olayın başından beri, uçağımızın kendi hava sahalarına girdiğini, çok alçaktan yüksek süratle uçarken, hava savunma bataryası tarafından düşürüldüğünü öne sürüyor… Peki bu durum ne gibi sonuçlar doğurur?

ŞE: Ankara‘nın, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı‘nın ağzından dünya kamuoyuna bu denli sert ve kesin ifade edilen konumunu, kararlılıkla savunabilmesi gerekirdi. Bunun yapılamaması Ankara’ya inandırıcılığından ve “kredibilite”sinden çok şey kaybettiriyor. Yani Türkiye’nin sözünün ağırlığı kalmıyor. Mecbur kaldığında ve haklı konumunu savunmak için Türkiye‘nin tehditkar sözlerinin blöf olarak algılanması riskini doğuruyor. Bu son derece tehlikeli. Sözünün ağırlığı kalmayan bir devlet, caydırıcı politika izleyemez. Bildiğiniz gibi, caydırıcı politika, silahı göstermek, fakat kurşun atmadan sonuç almaktır.

Reuters Haber Ajansı da Türkiye ile alay edercesine kışkırtıcı bir yaklaşımla bu konuyu ele almış. “Türkiye’nin havlaması, ısırmasından daha kötü gibi görünüyor” diyerek, yöneticilerimizin üst perdeden attıklarını, fakat bunların hep lafta kaldığını vurguluyor.

UD: Uçak konusuna dönersek, Ankara’nın bundan sonraki politikası ne olabilir?

HANGİ KRİZİ ÇÖZDÜLER?

ŞE: Herhalde Ankara, bu konuda söylem değiştirme zorunda kalacak. Yani jetimizin uluslar arası hava sahasında vurulduğu iddiasından vazgeçerek, hiçbir uyarıda bulunmadan vurulduğu tezine sarılacak.

Suriye‘nin Türk uçağını hiçbir uyarıda bulunmadan vurması, uluslar arası hukuka aykırıdır. Önemli olan da budur. Suriye, uluslar arası hukuku ihlal etmiştir. Ancak Ankara, bu konuda aceleci davranmış ve hatalı açıklamalarıyla kendini müşkül bir duruma sokmuştur.

UD: Değindiğiniz Reuters‘deki analiz yazısında, Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri üzerinde güç oluşturma yeteneğinin de çok küçük olduğu belirtiliyor ve Türkiye’nin ayağını yorganına göre uzatması gerektiği ima ediliyor. Suriye bağlamında bu görüşleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

ŞE: Dışişleri Bakanı Davutoğlu‘nun Türkiye‘yi “bölgesel lider”, “küresel aktör”, “oyun kurucu devlet” olarak nitelemesi ve Türkiye’nin bölgenin, hatta dünyanın tüm krizlerini çözmeye talip bir vizyona sahip olduğu gibi abartılı laflar etmesi, uluslar arası alanda bazı tepkiler doğuruyor. Reuters’in analizinde olduğu gibi, dış politikamızla dalga geçilmesine yol açıyor.

Kriz çözücülük iddiasıyla yola çıkan AKP iktidarı, hangi krizi başarıyla çözebildi? Örneğin Mavi Marmara‘yı mı? Reuters, Mavi Marmara olayı sonrasında Türkiye‘nin bundan sonra Gazze‘ye gönderilecek filolara, donanma koruması sağlanacağını ilan ettiğini, ama bunun arkasının gelmediğini söylüyor.

Ermenistan’la imzalanan protokollerin akıbeti ne oldu? Erivan‘la müzakere edilip, altlarına imza atılan utanç verici metinler ulusal çıkarlarımıza o denli ters düşen metinler ki, hükümet sahip olduğu çoğunluğa rağmen bunları onay için TBMM‘ye getiremiyor. Davutoğlu gazetecilere birkaç gün önce şunları söylemiş: “Ermeniler, işgal ettikleri Azerbaycan toprağının ufak bir bölümünden çekileceklerdi. Biz de sınırı açıp, Erivan’ı tıpkı Erbil gibi ihya edecektik. Hala içim yanar! Çok rahat yapabilirdik. Psikolojik faktörler engelledi.”

Davutoğlu, Başbakan Erdoğan’ın, Azerbaycan Parlamentosu’nda Karabağ sorunu çözümlenmeden, protokolleri imzalamam diye şeref sözü verdiğini unutuyor. Ayrıca çok zeki insanlar olan Azeri kardeşlerimizi de budala sayıyor! Dışişleri Bakanımız, şaşkın politikaları sonucunda İsrail ile Kıbrıs Rum Yönetimi arasında stratejik ortaklığın kurulduğunu da unutmuş görünüyor.

Bu gelişme, Türkiye’nin güvenlik stratejisi açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. İsrail savaş uçakları, Güney Kıbrıs’ın ulusal çıkarlarının koruyucusu rolünde, Kıbrıs üzerinde devriye uçuşları yapıyor. Ege Adaları’nın İsrail füzeleriyle donatılması ve Güney Kıbrıs‘ın İsrail için bir askeri üsse dönüşmesi, ufukta beliriyor.
Ben Dışişleri Bakanımızı, Ziya Paşa‘nın şu beytindeki müneccime benzetiyorum:
“Yıldız arayıp gökte nice turfa (acemi) müneccim,
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde. (önünde)”

UD: Peki hükümetin Suriye politikası nasıl şekillenecek? Ankara‘nın elinde Esad‘ı etkileyecek ne gibi “yumuşak güç” ve “sert güç” kaldıraçları var? Rusya‘nın Suriye‘ye S-300 füzelerini ve uçak satışını durdurmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 ESAD’A DİŞ GEÇİREMEZLER

ŞE: Rusya’nın S-300 füzelerinin satışını iptal etmesinin, sadece Suriye iç savaşıyla ilgili olduğunu söylemek zor. Zira bu konu İsrail ile Rusya arasında uzunca bir süredir müzakere ediliyordu. Putin, İsrail‘i ziyareti öncesinde böyle bir karar aldı. Fakat bu kararını siyasi konjonktüre göre değiştirmeyeceğinin bir garantisi yok. Ancak şunu belirtelim, S-300’ler gayet etkili hava savunma füzeleri. Şam bu silaha sahip olduğu takdirde, ileride bir BM Güvenlik Konseyi kararı olsa dahi, Suriye’ye bir hava müdahalesi ancak ağır zayiat göze alınırsa yapılabilir. Yani Rusya, bir S-300 satış kararıyla, bölgedeki güç dengesini çarpıcı biçimde değiştirebiliyor. Bu gerçek de Rusya‘nın Suriye sorununda kilit ülke olduğunu ortaya koyuyor. Esasen Rusya, hem Esad‘la, hem muhaliflerle, hem de BM Özel Temsilcisi Kofi Annan‘la görüşüyor. İran da, Esad’a güven ve moral veren bir diğer ana güç kaynağı. Bu iki güç Esad’ın arkasında olduğu sürece, Türkiye’nin Esad yönetimine diş geçirebilmesi son derece zor.
Şu sıradaki güç dengesi dikkate alındığı takdirde, Suriye’nin kaderini tayinde bu iki gücün ve Çin’in etkili olacağı görülüyor.

Tabii başkanlık seçiminden sonra ABD’nin de çözümde belirgin etkisi olacak. Ama Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar‘ın kilitlendikleri Esad rejimini devirerek, yerine Müslüman Kardeşler odaklı bir yönetim kurma hedefinin gerçekleşme şansı pek bulunmuyor.

Esad, eninde sonunda yönetimden ayrılacak. Yerini de çok zor görünse de, seküler ve Baas’la muhalefetten oluşacak bir hükümetin alması için çalışılacak.

UD: Suriye üzerinde dahi, tek başına güç oluşturma yeteneği sorgulanan bir Türkiye, Ortadoğu‘ya lider olabilir mi?

ŞE: Bu sorunun yanıtını, Fadi Hakura imzasıyla yayımlanan bir Chatham House (İngiliz Araştırma Kuruluşu) analizinde görmek mümkün. Hakura, bu çok kültürlü bölgeye, Türkiye’nin model olmasını engelleyen üç faktörden söz ediyor. Bunlardan birincisi Kürt sorunu, ikincisi yarı-laik devlet sistemi, üçüncüsü ise kırılgan demokrasi… Türkiye‘nin PKK-Kürt ayrılıkçılığı sorunuyla cebelleşmeye devam ettiği sürece, Ortadoğu‘ya model veya lider olabileceğini düşünmek abestir. Kuzey Irak‘ta barınan terör unsurları, ellerini kollarını sallayarak ülkemize giriyor ve sürekli asker, polis ve sivil vatandaşlarımızı şehit ediyor. Türkiye de, 700 bin kişilik ordusuna rağmen, yanı başındaki terör yuvalarını söküp atamıyor. Yapabildiği şehit cenazelerini kaldırmaktan öte geçmiyor. Ondan sonra da devletin başındakiler işkembeden atıyorlar. Yok Ortadoğu’da Türkiye’ye sorulmadan hiçbir şey yapılamazmış!.. Yok Türkiye Ortadoğu’yu yeniden dizayn edecekler arasındaymış!.. Yok Türkiye, küresel aktörmüş!.. Yok Türkiye tribünlerde kalamazmış, sahaya inmeliymiş! Tamam… Sahaya ineceksen in de, önce şu Kandil’de üslenip, ülkeni kan gölüne çeviren teröristleri tasfiye et…

Hakura, Türkiye’nin laik sisteminin (yarı laik de olsa) Ortadoğu ülkeleri için cazip olmadığını düşünüyor. Doğru, bölge bir Müslüman Kardeşler havzasına dönüşüyor. Esasen Başbakan Erdoğan’ın Kahire ziyaretinde de Mısırlılara laik bir anayasa yapmaları tavsiyesi pek ciddiye alınmadı.

Hakura, Türkiye’nin demokrasisinin de, pek övünülecek bir görüntüsü olmadığını, önce kör-topal demokrasisini adam etmesi gerektiğini söylüyor. Bence haklı…

UD: Çok teşekkür ederim Sayın Elekdağ… Yine yararlı ve dış politikanın can  meselelerine parmak bastığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.
ŞE: Rica ederim. Teşekkürler.


Şükrü Elekdağ (ŞE): Evet, bu beyanların şu nedenlerle gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Birincisi, Türkiye‘nin elindeki radar kayıtlarında, uçağın füzeyle düşürüldüğünü kanıtlayan hiçbir görüntü yok. İkincisi, uçağımıza yönelen tehditle ilgili GES (Elektronik Dinleme ve İstihbarat Üssü) tarafından kaydedilmiş bir bilgi mevcut değil. GES, Türkiye ile geniş çevresinde, ileri teknolojiyle istihbarat yapan, TSK‘nın bir süre önce MİT’e devrettiği bir kuruluş. O denli ileri teknolojik donanıma sahip ki, Ortadoğu bölgesinde dinleyemeyeceği telefon, telsiz ve elektronik iletişim aracı yok. Bu bakımdan Şam’la, uçağımızı düşüren hava savunma birliği arasındaki konuşmaları kaydetmiş olması gerekir. Anlaşılan bu kayıtlarda, Türkiye’nin savını kanıtlayacak bir bilgi mevcut değil.
Üçüncüsü, Nautilus gemisinin fotoğrafladığı uçak parçalarında da füze tezini destekleyecek bir bulguya rastlanabilmiş değil.

Dördüncüsü, şehit pilotlarımıza yapılan otopsi bulguları da iddiamızı desteklemiyor. Yoksa bu bulgular hemen açıklanırdı.

Beşincisi, başlangıçta elinde bilgi olanın, bunu Türkiye ile paylaşması çağrısında bulunan Dışişleri Bakanlığımız, Rusya‘nın elinde ayrıntılı bilgiler olduğunu ve bunu isteyene verebileceğini açıklamasıyla birlikte bu çağrısından vazgeçti! Suriye’nin Tartus Limanı‘nda askeri üsse sahip bulunan Rusya‘nın elinde ayrıntılı ve net bilgilerin olması ve bunları açıklaması artık ciddi bir olasılık.

Mızrağın çuvala sığmayacağını anlayan Ankara da, ister istemez tezini değiştirmeye hazırlanıyor.

Bütün bu vakıa ve gelişmeler, Ankara’nın “alay-ı vala” ile ilan ettiği “uçağımızın uluslar arası sularda füzeyle vurulduğu” tezini temelden çürütüyor.

Loading...