Yağma ve rant bitince sıra kaçış ve dağılmaya gelecek

İslam düşünürü İhsan Eliaçık, ”Bu iktidar kapitalizme abdest aldırıyor, alternatif sermaye üretmiyor. Mevcut sömürücü sermaye sınıfına dahil oluyor” diyor…

Sevgili okurlarım,

Bugün size “ezber bozan İslam düşünürü, yazar” olarak tanınan İhsan Eliaçık‘ın son açıklamalarını aktaracağım.

Eliaçık’ın kitapları ve makalelerinde savunduğu görüşlere bazı düşünürler “İslam Rönesansı” diyorlar.
Kendisiyle son olarak meslektaşımız Şirin Payzın, “360 Derece” programında başarılı bir röportaj yaptı.
Eliaçık da, Kemal Kılıçdaroğlu önderliğindeki CHP’nin muhalefet çizgisinden, Numan Kurtulmuş-AKP görüşmelerine, Müslüman geçinen bazılarının halkımızın dini inançlarını nasıl sömürdüğünden, AKP’nin rantçı politikalarına kadar birçok konuda, çok önemli, hatta sarsıcı açıklamalarda bulundu. İşte bu röportajdan önemli bölümler:
                                               X                     X                      X
Şirin Payzın (ŞP): Bugünlerde gündemde olmanızın nedenlerinden biri, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun sizi arayarak, Kurultay‘a davet etmiş olması. Ama siz Ankara‘nın biraz uzağında olduğunuzu söyleyerek gitmediniz. Peki Kurultay’ı izlediniz mi?
İhsan Eliaçık (İE): Kılıçdaroğlu'nun konuşmasının uzun bir bölümünü dinledim.
Ş.P:
Nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP lideri sonunda toplumun nabzını duydu, gördü ve karşılığını verdi diye mi düşünüyorsunuz?
İ.E: Hayır öyle düşünmüyorum. Tam tersi, üretim vurgusu üzerine hazırlanmış bir konuşma. Yoğunluklu bir şekilde; “Üreteceğiz, zenginliği paylaşacağız, yoksulluğu değil, zenginliği paylaşacağız. Üreteceğiz ha üreteceğiz…” Sürekli bunu söylüyor. Ben sosyal demokrat partilerin veya sosyal adalete daha fazla önem veren partilerin, paylaşıma daha fazla vurgu yapmaları gerektiği kanaatindeyim. Ancak; kapitalizmin ileri gelenleri veya ağababaları tarafından bunların anti propagandaları yapılır. “İnsanlara yoksulluğu paylaşmayı öğütlüyorlar!” denir. O konuşmayı hazırlayanları da bunun biraz etkisinde kalmış gördüm. Halbuki benim görüşüme göre, dünyanın sorunu, üretim değil, paylaşım sorunudur.
Ş.P:
Oysa kamuoyu araştırmacıları, sosyal demokrat vurgunun ilk kez daha fazla ön plana çıkarıldığı, CHP'nin ulusalcı devlet partisi kimliğinden uzaklaşarak yeniden sosyal demokrat, daha halkçı, daha eşitlikten yana bir parti olmaya doğru gidebileceği yorumunu yaptılar. Siz bu görüşte değil misiniz?
İ.E: Hayır değilim. Ben esasında çok büyük bir alternatif falan da beklemiyorum. Muhalefetteki parti, iktidardaki partiye özeniyor. Bakıyor, bu nasıl oy aldı? Şuralara daha fazla vurgu yaparak aldı. “O halde ben de oralara fazla vurgu yapayım, ben de oy alayım” dediğiniz zaman, siz aslında muhalefet yapmış olmuyorsunuz. Oysa iktidarın yapamadığı şeyler var. Dünya görüşü olarak yapması mümkün olmayan şeyler var. Şimdi birilerinin çıkıp, o boşluğu doldurması, oraya vurgu yapması gerekiyor. Muhalefet dediğin odur. Doğrusunu sorarsanız ben şu anda Türkiye’de muhalefet falan göremiyorum. Yani, iktidar partisine özenmenin bir alemi yok, “zenginliği paylaşacağız” demenin bir alemi yok. Oysa sosyal demokrat partinin “Biz her mahalleden bir milyoner çıkarmayı değil, her mahallede aç ve yoksul bırakmamayı hedefliyoruz” demesi gerekir.
Ş.P:
Siz, HAS Parti kurulduğunda da buna benzer şeyler söylemiştiniz… Oysa bugün Numan Kurtulmuş, AK Parti‘ye geçsem mi geçmesem mi noktasında. Dolayısıyla sizin bu söylediklerinizi yapmaya çalışan, siyasette karşılığını bulamıyor ve hayal kırıklığına uğruyor. Sonuçta da bu ideolojiyi terk etmek zorunda kalıyor… Bunu diyebilir miyiz?
İ.E: Hayır öyle diyemeyiz. Yanılıyorlar. Şimdi bakın, bazen toplumların akışında, hakikati küçük guruplar söyler. Büyük gruplar yanılır. Büyük gruplar genellikle kervana koşar. Şu anda AK Parti’de görülen şey nedir? Rant coşkusudur. Eğer rant coşkusu görmesinler, ben 3 kilometre yol yapabileceklerini bile sanmıyorum. HAS Parti’deki arkadaşlar ve onun sayın genel başkanı, başlangıçta bizim söylemlerimizden bazılarını siyasette malzeme olarak kullandı. Ama şu anda öyle anlaşılıyor ki bunlara inanmamış. İnanmadan söylemiş. İnanmadan söylersen zaten sonuç böyle olur. Halk sizin gözlerinizde bir inanç görecek. O inancın peşinden gelecek.  İnanmadan diyorsunuz ki; “Harun gibi gelip Karun gibi olmayacağız.” Şimdi de Karun'un hazinelerinin cazibesine kapılıp oraya koşuyorsunuz. Ne var iktidar partisinde? Ben size söyleyeyim rant var, yağma var, çapul var. Şu anda biz yağmanın ve çapulun günlerini yaşıyoruz. Ama bir gün, dağılma ve kaçış günleri de gelecek. Şu anda dini kesimler içerisinden mevcut iktidara, adam gibi muhalefet yapacak bir siyasete ihtiyaç var.
Türkiye'nin dindar kesimlerinin Türkiye'ye olan boynunun borcudur bu. Kıyıda kenarda kim varsa herkes oraya koşuyor. Nereye gidiyorsunuz? Biriniz de çıkıp, Allah rızası için muhalefet yapın.  Biriniz de Allah rızası için kılıcınızı çekin ve deyin ki “eğer eğrilirsen, seni doğrulturum.” Böyle bir adam çıkmayacak mı? Böyle bir hareket bu cenahtan çıkmayacak mı?
Ş.P:
Siz dindar kesimin hayal kırıklığı içerisinde olduğunu düşünüyor musunuz?
İ.E: Hayır. Hayal kırıklığı içerisinde görmüyorum. Şöyle görüyorum: Türkiye’de, yıllardan beri dışlanmış, hazinelere yaklaştırılmamış, nimetlerden uzaklaştırılmış, tabiri caizse aç ve hor bırakılmış dini çevrelerin doyma süreci henüz tamamlanmadı. Şu anda doyuyorlar. Sürekli doyuyorlar. En son kalan kırıntılar da gidiyor şimdi. Hadi gidin, siz de gidin bakalım ne olacaksa? Peki ne olacak sonuçta? Ben politik şeylere girmek istemiyorum ama, rakamlar verebilirim. Sadece 13 milyon insan yoksul, 5 milyon insan da asgari ücretin altında ücret alıyor. Ya Resul Allah diyerek her yere inşaat dikmeyi, kalkınma zannediyorlar. Dış şirketlerin buradaki işbirlikçiliğini yapmayı siyaset zannediyorlar. Dünyadaki egemen güçlerin Ortadoğuda’ki taşeronluğuna soyunmayı, dış politika zannediyorlar. Kurtlarla saldırıp, kuzularla meleşmeye “stratejik derinlik” diyorlar. Bu stratejik sığlıktır. Bunun stratejik derinlikle falan alakası yok. Devletin davranışlarını değiştirmiyorlar. Kendi davranışlarını devlet yapıyorlar. Halbuki bu halk, devletin davranışlarını değiştirmesini bekliyor. Kapitalizme abdest aldırıyorlar. Alternatif sermaye üretmiyorlar. Mevcut sömürücü sermaye sınıfına dahil oluyorlar. Onlar gibi yaşamaya, onlar gibi gülmeye, onlar gibi eğlenmeye, onların oturduğu yerlerde oturmaya başlıyorlar. Gençlik yıllarında almış oldukları kitaplarını sahaflara satıp, yeni zengin mahallelere taşınıyorlar.
Ş.P:
Bunları Numan Kurtulmuş için mi söylüyorsunuz?
İ.E: Tabii. Çok yanlış bir karardır. Lider dediğin davasını, kitlesini, gençliğini kendisi yaratır. İnsanları bir davanın, bir umudun peşine düşürür. Ve bunun peşinde yıllarca gider. Yıllarca kendisine oy verilmez. Yıllarca yanlış anlaşılır, taşlanır, kovulur. Fakat o anlatır, anlatır, anlatır ve sonunda denir ki, bu adam haklıymış. Bu gerçek liderdir. Bir toplum içerisinden böyle liderler çıkmazsa, zaten o toplum kokuşmuş demektir. Lider asla “yanaşma” olmaz. Siz oraya gittiğiniz zaman, size yanaşma muamelesi yaparlar. Evet şimdi gidiyorsunuz. Peki ne bekliyorsunuz? Orada ranttan, makamdan, mevkiden başka bir şey yok ki!.. İktidar var, şan var ve size verilecek ihaleler, makamlar var. Başka ne var? Besbelli ki buna gidiyorsunuz. Kendisine 328.000 kişi oy vermiş, onları bıraktı. Yarın Tayyip Erdoğan'ı bırakmayacağı ne malum? Bırakıyor ha bırakıyor. Bırakıp, bırakıp gidiyor. Böyle olmaz. Bu gösteriyor ki, bir liderlik kapasitesi ve potansiyeli demek ki yokmuş.
Ş.P:
Bahsettiğiniz kıvılcımı Kemal Kılıçdaroğlu‘nda görüyor musunuz?
İ.E: Doğrusu onda da göremiyorum. Benim lider anlayışım biraz farklı. Cumhuriyet Halk Partisi, kimse hiçbir şey yapmasa bile potansiyeli olan bir partidir. Yani 10 yılda 15 milyon genç yaratmış… Devlet kültüründen ve geleneğinden geliyor ve siz bunun üzerine oturuyorsunuz. Kim genel başkan olsa, zaten ona o oy gidecek. Ama biraz evvel bahsettiğim Numan Kurtulmuş'un ve Has Parti'nin durumu çok başkaydı. Numan Kurtulmuş'un bulunduğu yerde Erdoğan bile onu yapamaz. Yani çok tarihsel bir yerde duruyordu, hala o boşluk vardır. Birilerinin gelip, bu işin politik dilini oluşturması gerekiyor. Nedir o boşluk?
Ş.P:
Onu soracaktım. Nedir o boşluk?
İ.E: Teşekkür ederim çok dikkatli dinlediğiniz için. O boşluk şudur:  Cumhuriyetle İslam, İslam ile sosyalizm, sol hareketler. Bunlar hiçbir yerde buluşmadılar. Ben sosyalizmi savunmuyorum. İslam Sosyalizmini de savunmuyorum. Bizim savunduğumuza “Sosyal İslam” diyoruz. Bununla ilgili de bir kitap yazmışız. Bunların arasındaki fark ne? Şimdi toplumda küçük kıvılcımlar halinde hareketlenmeler oluyor. HAS Parti biraz bu dalganın üzerine politik bir dil oluşturmaya çalıştı. Ama boşluk hala birileri tarafından…
Ş.P:
Niye Erdoğan dolduramıyor o boşluğu?
İ.E: Kafası müsait değil. Yani onun kafası sosyal adalete ermiyor. Fakir fukara, garip gureba demekle sosyal adalet olmuyor. Kalkınmacı, paracı gücü, haktan daha önemli görüyor. Yani bir makamda oturuyorsanız, bir diplomanız varsa, onun nazarında çok değerlisiniz. Haklısınız ama bunların hiç biri yok sizde, o zaman dönüp bakmaz. Gücü yücelten bir kültürden geliyor. Bütün Sünni kültür böyledir. Diğer cemaatlerin çoğunda da bu vardır. Bazen olur ki; tek başına bir adam hakikati söyler, çoğunluk yanılabilir. Evet toplumlarda bazen böyle şeyler olabilir. Bunu görecek bir şeyi yok. “O yalnız kaldığına göre; demek ki, yanılıyor!” diye düşünür. Hakikatin tam nerede olduğunu anlamaz. Yetişmiş olduğu kültür buna müsait değil. Başka birileri lazım. Dünyaya başka bir yerden bakmaları, dini ve İslam'ı başka bir yerden kavramaları gerekiyor.
Ş.P:
Çok teşekkür ederim Sayın İhsan Eliaçık.

* * *
Not: Önemli bölümlerini alıntıladığım röportajı deşifre ederek gönderen değerli arkadaşım, başarılı haberci Mine Özbek’e çok teşekkür ediyorum. Mine’nin koordinatörlüğünde çarpıcı röportajlara imza atan Şirin Payzın’ı da kutluyorum.

Loading...