Sözcü Plus Giriş
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN

Bir öyle, bir böyle…

Kuş­ku (şüp­he), ku­run­tu (ve­him) ki­şi ya­şa­mı­nı olum­suz et­ki­le­yen, hat­ta ki­şi­sel bo­zuk­luk­la­ra ne­den olan duy­gu çar­pık­lık­la­rın­dan­dır. Eği­ti­mi ye­ter­siz, bil­gi yok­sun­lu­ğu ağır ki­mi­le­ri ge­ti­ril­dik­le­ri gö­re­vin do­nat­tı­ğı yet­ki­ler­le ken­di­le­rin­de in­san­lık üs­tü güç­ler bu­lun­du­ğu, her­kes­ten bü­yük, ba­şa­rı­lı, be­ce­ri­li ve et­ki­li ol­duk­la­rı ku­run­tu­su­na ka­pı­lır­lar. Bü­yük­len­me has­ta­lı­ğı­na dü­şe­rek al­çak­gö­nül­lü­lük­ten uzak­la­şır, bir an­lam­da top­lum dı­şın­da ya­şar­lar. Ya­nıl­tan çev­re­si­nin gü­lü­cük ve al­kış­la­rıy­la an­lam­sız, za­rar­lı de­ne­me­le­re, uy­gu­la­ma­la­ra gi­ri­şir­ler. Ge­nel­de son­la­rı iyi ol­maz. Halk sır­tı­nı çe­vi­rir, se­vil­mez ve sa­yıl­maz­lar. Ya­şam gi­bi, ya­şa­nan­lar da ge­çi­ci­dir. Yet­ki­ler, gö­rev­ler, ko­num­lar bir gün mut­la­ka bi­ter. “Ba­ki ka­lan bu kub­be­de bir hoş sa­da'i­mi­ş” sö­zü­nü anım­sa­tan iyi­lik­le­rin bi­lin­cin­de ol­ma­yan­lar, ben­cil­lik­le­ri­nin yap­tı­rı­mı­nı er- geç gö­rür­ler. Ge­çen­le­ri unut­ma­ya­rak, ör­nek ala­rak, iyi de­ğer­len­di­re­rek ge­le­ce­ğe yü­rü­mek ve ya­rın­la­rı gö­ze­tip dü­şün­mek en ya­rar­lı, en ger­çek­çi tu­tum­dur.
Son gün­ler­de
Gü­nü­müz Baş­ba­ka­nı Star ve NTV te­le­viz­yon­la­rı­nın or­tak prog­ra­mın­da “Kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı kar­şı­tı­” söz­le­ri­ni, söz­de, açık­la­mak için ko­nuş­tu. Kar­şıt­lı­ğı­nı yu­mu­şa­tıp gi­der­mek için ya­kın çev­re­si­nin ve yan­daş­la­rı­nın an­lam de­ğiş­tir­me ça­ba­la­rı ka­nı­mız­ca hiç de ge­çer­li ve ye­ter­li de­ğil­di. Her­ke­si ken­di­le­ri gi­bi sa­nan­lar da­ha çok al­da­nır, da­ha çok yi­ti­rir. Bay Er­do­ğa­n'­ın Ata­tür­k'­le kuv­vet­ler bir­li­ği an­la­tı­mı da ya­nıl­tı­cı idi. De­mok­ra­si de­ne­yim­le­ri­ni, uy­gu­la­ma­la­rı, yar­gı­ya ve­ri­len öne­mi, Ana­ya­sa'da ay­rı­lan ye­ri söy­le­ye­me­di. “Der­sim yan­lı­şı­” di­ye­rek seç­me­ne se­lam, CHP'­ye, Ata­türk ve İnö­nü'ye sal­dı­rı­ya de­vam yön­te­min­de di­ren­di.
Asıl yan­lış­la­rı ken­di­si ya­pı­yor­du. “Ce­za­ev­le­ri­ne gi­ren ve tu­tuk­lu sa­yı­sı­nın art­ma­sı­nın ne­de­ni, ada­let sis­te­mi­nin hız ka­zan­ma­sı­dı­r” sö­zü­ne baş­ta avu­kat­la­rın, hu­kuk­çu­la­rın na­sıl gül­dü­ğü­nü gör­me­liy­di. Ka­rar çı­kar­mak için bö­lü­nüp, ka­tıl­ma­dı­ğı ça­lış­ma­nın ka­ra­rı­na im­za atan­lar, dos­ya­la­rı tet­kik yar­gıç­la­rı ile ra­por­tör­le­re bı­ra­kan­lar, bel­ge­le­ri ye­te­rin­ce oku­ma­dan ka­rar ve­ren­ler, yan­daş­lık, mez­hep­çi­lik ve ta­ri­kat söy­len­ti­le­ri, ad­li­ye ve ce­za­evi ko­ri­dor­la­rı­nın ka­la­ba­lık­lı­ğı, ya­pıl­ma­sı plan­la­nan ce­za­ev­le­ri, bi­lir­ki­şi­le­re bı­ra­kı­lan so­nuç­lar, ge­rek­siz bi­lir­ki­şi in­ce­le­me­le­ri, yıl­lar­ca ya­pıl­ma­yan, vaz­ge­çi­len ke­şif­ler, din­len­me­yen ta­nık­lar, giz­li ta­nık­lar, so­ruş­tu­rul­ma­yan, in­ce­len­me­yen sah­te­ci­lik­ler, “seh­ve­n” sö­züy­le ye­ti­ni­len de­ğer­len­dir­me­ler, ne­ler ne­ler… Et­ki­le­me­ler, et­ki­len­me­ler, de­ği­şik ne­den­li yan­daş­lık, yar­gıç ve sav­cı de­ği­şik­lik­le­ri ay­rı.
“Tür­ki­ye'de kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı pren­si­bi­ni en güç­lü sa­vu­nan par­ti­nin li­de­ri­yi­m” sö­zü de Bay Er­do­ğa­n'­ın. Za­ten her şey elin­de. Tek adam yö­ne­ti­mi ey­lem­li ola­rak tam yü­rü­yor. Mec­lis ço­ğun­lu­ğu hü­kü­me­tin elin­de, si­lah­lı kuv­vet­ler, kol­luk güç­le­ri- po­lis buy­ru­ğun­da, yar­gı ya­nın­da. Ya­kın­dı­ğı yar­gı onun ek­me­ği­ne “ya­ğ” sü­rü­yor ama Bay Er­do­ğan ye­ter­siz bu­lup ya­nı­na “ba­l” da is­ti­yor. Bu bir do­yum­suz­luk ve hırs be­lir­ti­si­dir. Kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı, hu­ku­kun te­me­li­ni oluş­tur­du­ğu de­mok­ra­si­nin do­ğal açı­lı­mı, ge­re­ği ve gü­ven­ce­si­dir. Ba­şı­na buy­ruk­lu­ğu, ge­li­şi­gü­zel­li­ği (key­fi­li­ği) ön­le­yen, so­rum­lu­luk ve yar­gı de­ne­ti­mi­ne da­ya­nan dü­zen­dir.
Tab­lo
Bay Er­do­ğa­n'­ın OD­TÜ öğ­re­tim üye­le­riy­le öğ­ren­ci­le­ri­ne yö­ne­lik kı­na­ma söz­le­ri de bü­yük bir yan­lış­lık ve hak­sız­lık ör­ne­ği­dir. Bu tür du­rum­la­rın Na­zi Al­man­ya­sı'n­da ol­du­ğu­nu san­mı­yo­ruz. Çark­tan çok çar­ke­den var. Yar­dım­cı­sı ha­cı Bü­lent Arın­ç'­ın “Da­ğa çık­ma­k” ko­nu­sun­da­ki söz­le­rin­den tam dö­nü­şü üze­rin­de çok ko­nu­şu­la­cak olum­suz­luk­la­rı içer­mek­te­dir. Ma­li­ye Ba­ka­nı'nın ve öbür ki­mi Ba­kan­la­rın da. He­le öğ­ren­ci­le­rin sa­ba­ha kar­şı ev­le­ri­ne bas­kın ya­pıl­ma­sı ve ik­ti­da­ra des­tek ve­ren yan­daş rek­tör­ler…
Yö­ne­ti­ci­le­rin söz­le­ri­ne tep­ki­le­rin yo­ğun­lu­ğu, 29 Ekim ve 10 Ka­sım yü­rü­yüş­le­ri gi­bi top­lu­mun du­yar­lı­ğı­nı or­ta­ya koy­muş­tur. Gün­dem de­ğiş­tir­me amaç­lı, kı­na­na­cak söz­le­re ba­kıl­ma­sın. Bir de Cum­hur­baş­ka­nı'y­la Baş­ba­kan ara­sın­da­ki “çat­la­k”­tan söz edi­li­yor. Ara­la­rın­da hiç­bir ay­rı­lık ol­maz, ol­sa da ka­pa­nır, giz­ler­ler, bir­bir­le­rin­den kop­maz­lar. Bir ay­rı­lı­ğa umut bağ­la­yan­lar ya­nı­lır.

Ken­di dü­şen ağ­la­maz
Ko­nu­mu­nu ken­di eliy­le bo­zan­lar, ba­ğım­sız­lı­ğı­nı yi­ti­ren­ler baş­ka­la­rı­nı suç­la­ya­maz. Ne­re­de de­mok­ra­si? Ne­re­de yar­gı de­ne­ti­mi? Ör­se­len­me, yıp­ra­tıl­ma­dan baş­la­yıp eleş­ti­ri ve suç­la­ma­la­ra ka­pı­yı açık tu­tan yar­gı­nın ya­kın­ma­ya hak­kı yok­tur. Hu­kuk, in­sa­nın ve in­san­lı­ğın gü­ven­ce­si­dir. Hu­ku­kun ol­ma­dı­ğı yer­de in­san da, in­san­lık da yok­tur. De­mok­ra­si an­cak ço­ğun­lu­ğun ter­si­ne dü­şü­nen­le­rin hak­la­rı­nı kul­lan­ma­sı­na, öz­gür­lük­le­ri ya­şa­ma­sı­na say­gı du­yul­du­ğu, ya­şam­la­rı­nın hu­kuk­sal gü­ven­ce­ler­le ko­run­du­ğu, her yurt­ta­şın her yön­den eşit ol­du­ğu du­rum­da var­dır. Baş­ka sö­ze ge­rek var mı? Öz­gür­lü­ğü ken­di için­de duy­ma­yan ve ya­şa­ma­yan­lar hiç­bir bağ­lam­da ger­çek­çi­lik­le ve iç­ten­lik­le sa­vu­na­maz. Yan­daş­la­rın yö­ne­ti­min­de bi­lim öz­gür­lü­ğü de üni­ver­si­te özerk­li­ği de ol­maz.