Sözcü Plus Giriş

Mustafa Kemal BÜYÜKKAYA / sozcu.com.tr – twitter: @mkbuyukkaya
Takvim’den Mevlüt Yüksel, Gezi Parkı’ndaki ‘Kızılağaç’ ile röportaj yapmıştı. Haber müdürü olmasına karşın sürekli sahaya çıkan Yüksel, daha önce de CNN International’in kıdemli isimlerinden Christiane Amanpour ile ‘hayali’ bir röportaj gerçekleştirmişti.

Yüksel'in 18 gün işgal altında kalan Gezi Parkı'ndaki kızılağaçla dertleştiğinin belirtildiği manşette ‘Provokatörler, onu bahane etti. Türkiye'nin altını üstüne getirdi. Gezi Parkı'ndaki o ağaç dile geldi: En büyük eziyeti ben gördüm” ifadeleri kullanıldı ve “Ne çektin be kızılağaç” denilmişti.

PEKİ GERÇEK NE?
Ağaç da bir canlı! Diyerek, Gezi Parkı’nın yolunu tuttuk. Parka girebilmek için gazeteci olmak zorundasınız. Çünkü halka açık alandaki park hala halka açık değil. Parkta o kadar çok ağaç var ki, Kızılağaç’ı bulmak öyle kolay değil.

Yaklaşık 2 saat boyunca parkın içinde Kızılağaç’ı aramak zorunda kaldık. Yılmadan aramalara devam ederken polis memurları, “Yahu sen burada ne arıyorsun? Sürekli dönüp duruyorsun?” diye sordu. Kızılağaç’ı aradığımızı söyleyince hemen gösterdiler. Hatırladılar o ağacı. “Biz gösterdik zaten Mevlüt Yüksel’e” dediler. Yaklaştık ve başladık sohbete…

“YALAN SÖYLEYENE ÇAKMAK LAZIM O ÇİVİYİ”
– Merhaba Kızılağaç, nasılsın?

– Merhaba genç adam. İyiyim, sen nasılsın?

– Teşekkürler ben de iyiyim. Kusura bakma umarım, seni rahatsız etmiyorumdur. Bir kaç soru sormak istiyorum eğer uygun görürsen.

– Tabii sor. Bugünlerde herkes bir şeyler sormaya geliyor. Yaşadıklarımı zaten anlattım ben iki gün önce gelen arkadaşa.

Bu sırada o arkadaşın yazdıklarını anlattım. Gazetesine ne yazdı ise onu okudum. Ben okudukça Kızılağaç’ın öfkesi de yaprakları da kabardı.

– Bunları ben söylemedim!

– Nasıl yani? Senin ağzından yazıldı tüm bu cümleler. Gençlerin göğsüne çaktığı çivi, attıkları bilyeler ve molotoflar…

– Bu yalanları söyleyene çakmak lazım! O çiviyi!

– Yazılanların tamamı mı yalandı? Hiç mi doğru yok aralarında?

– Var bir kaç tane. Gençlerin başını yaslayıp dinlenmesi var. Gitti hepsi. Yine yalnız kaldım…

YAPRAKLARI ÜZERİNDE!
– O yazıda yapraklarının erkenden döküldüğü söyleniyor ama benim gördüğüm yemyeşil yaprakların.

– Elbette yeşil olacak. Kızılağaç’ım ben! Direnirim, yıkılmam öyle kolay kolay. Az önce dediğin gibi kabuğum da kurumadı. Dokunabilirsin istersen.

– Aynı soruları ben sorayım sana o halde. Tam olarak ne oldu?

– Günlerce biber gazı yedim. Plastik mermiler isabet etti bedenimin her yerine. Hissettim elbet acıyı ama halk yanımdaydı. Beni korumak, kollamak için. Önce keseceklermiş bizi. Sonra yerlerini değiştireceğiz demişler. Hiç bize sordular mı? Biz yerimizi seviyoruz. Gölgemizde dolaşan çocukları da, halkı da seviyoruz. Bir Kızılderili atasözünden bahsettiler parktaki gençler, “Son ağaç yok olduğunda paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak onlar” dediler. Anlarlar umarım.

– Bir de şu soru vardı: Çevreciler iyi bakmadı mı?

– Gaza bulanan bedenimi yanlarında getirdikleri sularla yıkadılar. Her şeyden öte bana sarıldılar! Sevdiğine, bir ağaca sarılmayanların anlayabileceği bir şey değil bu. Onların sarılması ile iyileşti yaralarım. Sevgilerini verdiler bana.

– Merak ettiğim bir şey var. Gerçekten rahatsız oldun mu gövdene asılan, “Devrim Kıraathanesi” tabelasından?

– O da külliyen yalan! Devrim Kıraathanesi olma şerefine başka bir arkadaşımız nail oldu. İkimiz aynı ağaç değiliz ki!

– Nasıl olur. İki farklı fotoğraf yayımladı o gazeteci. Birinde sen vardın, diğerinde de üzerinde ‘Devrim Kıraathanesi’ tabelası asılı olan sen!

– Hayır o ben değildim. Fotoğrafları dikkatli inceleyin. Ben olmadığımı o zaman anlarsınız.

– Peki o arkadaşının canı yanmış mı çivi çakıldığı için?

– O arkadaşın üzerine o tabelayı çivilememişler, bantlamışlar. Kimsenin bize zarar verdiği yok. Atılan gaz bombalarını saymazsak.

“O KADAR GAZ YEDİM O KAFAYA ULAŞAMADIM!”
– O sözlerinin hiçbiri bana ait değil diyorsun. Peki o haberi yapan kişi için ne diyeceksin?

– 50 yıldır bu meydandayım. Neleri gördüm, neler yaşadım ama o kişinin kafasına ulaşabilene rastlamadım.

– Seni en çok üzen neydi?

– Kesilen kardeşlerimdi… Bir de her türlü şiddete maruz kalan insanları görmek.

DİRENENLERE SELAM OLSUN
– 20 gün boyunca insanlar buradaydı. Hep yanyana oldunuz. Onlara bir şey söylemek ister misin?

– Selam olsun onurlu insanlara… Bu direniş aramızdaki bağları daha da güçlendirdi. Dilerim güzel günleri birlikte yaşarız yine. Gölgem, onlarsız eksik kalır. Sabırsızlıkla bekliyorum kavuşacağımız günü.

Bu fotoğraf Takvim’in birinci sayfasındaki küçük fotoğraftaki ağaçtan. O fotoğrafta bu tabelanın çivi ile çakıldığı gösteriliyor. Yorum yapmadan fotoğrafı büyük haliyle yayımlıyoruz. Tabelanın üzerinde çivi olmadığı net bir şekilde görülüyor.

FOTOĞRAFLARA BİR BAKIŞ
– Takvim’den Mevlüt Yüksel, “Devrim Kıraathanesi” tabelası asılan Kızılağaç ile röportaj yaptığını duyurmuştu. Ancak ortada bazı yalanlar var. Aşağıdaki fotoğraflar bunun somut kanıtı. Öncelikle; o tabela çivi ile çakılmamış, bant ile sabitlenmiş.

– Hayal aleminde yaşayan Mevlüt Yüksel, üzerine tabela asılan ‘Kızılağaç’ ile konuştuğunu söylemişti. Oysa ki, konuştuğu parktaki başka bir ağaçtı.

– Mevlüt Yüksel’in yazdıklarına göre, Kızılağaç direnişçileri suçlamıştı. Onların yüzünden yapraklarını döktüğünü, kabuğunun kuruduğunu yazmıştı. Oysa ki, Kızılağaç’ın yaprakları rüzgarla dans ediyor. Kabukları da kurumamış.

– Yüksel, “Altına çadır kuruldu, marşlar söylendi. Duran Adam’lara ev sahipliği yaptı. Herkes gidince de park yine ona kaldı.” demişti. Görünen o ki, meydan ve park aynı zamanda yalancılara da kalmış. Ya da onlar sadece kendilerine kaldığını düşünmüş.

– Yüksel’e bir de önerimiz var; TOMA’ların yaşadıklarına da tercüman olsun. Ancak bu kez röportajı yaparken yanında noter götürsün ki, bir parça da olsa inandırıcılığı olsun.

İşte Takvim’in birinci sayfası. Hangi kafayla yazıldığı çözülemeyen haberin görüntüsü. Fotoğrafta ‘Devrim Kıraathanesi’ yazan tabela da açıkça görülüyor.

Yayınlanma Tarihi:15:23,