Reklamsız Sözcü

Politikamızda biat kültürü var

Vebadan ölen 'Muhteşem Yüzyıl'ın Ayas Paşa'sı (Fehmi Karaaslan) SÖZCÜ'ye konuştu.

android-time 11:18 30 Nisan 2013
Politikamızda biat kültürü var
Vebadan ölen 'Muhteşem Yüzyıl'ın Ayas Paşa'sı (Fehmi Karaaslan) SÖZCÜ'ye konuştu.

Gazetecilik hayatımda “ölüm” üzerine söz vererek yaptığım ilk röportaj oldu bu… İki hafta önce görüştüğüm ‘Muhteşem Yüzyıl’ın Ayas Paşa’sı Fehmi Karaaslan “Bu sohbeti dizide öldüğüm bölümden sonra yayınlamanızı rica ediyorum” dedi. Vebadan öldüğü için Kanuni çok istese de devlet töreni bile yapılamadan gömülen Ayas Paşa’nın benden bu son isteğini memnuniyetle kabul ettim. İşte, Ayas Paşa ölmeden önce Fehmi Karaaslan’la konuştuklarımız…

Canlı hiçbir varlığın yaşadıktan sonra tecrübe hanesine yazamayacağı bir şey ölüm dedikleri… Ölümü kamera önünde yaşamak nasıl bir duygu?

Elbette ölümü oynamak kötü bir duygu, soğuk ve ürkütücü bir duygu.

Daha önce öldüğünüz roller oldu mu?

Evet, aktör olarak daha önce birkaç kez öldüm.

Ama ‘Muhteşem Yüzyıl’da vebaya yakalanarak ölmeniz çok başka galiba…

Adı bile ürkütücü, veba… Ayas Paşa vebadan ölünce bazı arkadaşlar bir süre yanıma yaklaşamadı (gülüyor).

Osmanlı’nın Kanuni döneminde Ayas Paşa olarak yaşamak nasıl bir duyguydu Fehmi Bey?

Pırıltılı bir dönem ama bir o kadar da ürkütücü. Çünkü padişahlar kendi çocuklarına karşı bile acımasız. Bu arada Hürrem gibi saray entrikaları profesörü var ki, bu her şeyin üzerine tuz biber ekiyor. Tabii senaryonun yansıttığı budur, kurgu budur, tarihte gerçek nasıldı bunu ben bilemem.

Fehmi Karaaslan gerçekten de o dönemde Ayas Paşa olsaydı neler yapardı? Her şeyi bırakıp saraydan kaçmayı düşünür müydü?

Sonuçta hepsi biad kültürüyle yetişmiş. Ayas Paşa da Arnavut devşirmesi zaten. Tanrı onlar için Süleyman zaten. Bugün baktığımızda politikada da benzer şeyleri görüyoruz. Biat kültürü hala var…

Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ak” dediğine hangi AKP’li “Kara” diyebilir ki!

Doğru, aynen dediğiniz gibi Yüksel Bey… Biat kültüründen sıyrılamazsak sanat gelişemez. Ama Türkiye’de genç jenerasyon biad kültürüne karşı ve tepkili, mücadele ediyorlar. Bu sanat adına umut verici…

Dizide performansını beğendiğiniz oyuncular arasında Meryem Uzerli var mı?

Meryem Uzerli, Hürrem rolüne inanılmaz adapte oldu, bocalamadan uyum sağladı. Demek ki onun içinde bir Hürrem varmış zaten.

Bu sizin ilk televizyon diziniz oldu galiba.

Evet, ‘Muhteşem Yüzyıl’ ilk televizyon dizim oldu. Çok keyifliydi, üç sezon devam etti.

Diziye nasıl dahil oldunuz?

‘Muhteşem Yüzyıl’ın genel koordinatörü Nermin Eroğlu’nu daha önceden tanıyordum. Yedi yıl Fransa’da kaldıktan sonra iki yıl önce Türkiye’ye gelince Nermin Hanım’la kontağım oldu. Zaten geldikten iki ay sonra da ‘Muhteşem Yüzyıl’a başladım.

Fehmi Bey, Anadolu Üniversitesi’nde Fransızca ve İngilizce bölümlerinde eğitim gördükten sonra Fransa’ya giderek Paris Devlet Yüksek Konservatuarı’nda eğitim gördünüz. Bu nasıl oldu?

Oyunculuk üzerine kendimi geliştirmek istedim ve çok ani bir kararla Fransa’ya gittim.

‘Muhteşem Yüzyıl’da oynarken, ‘Human Profit’ ve ‘Yeni Kiracı’ adlı iki ayrı tiyatro oyununda da rolünüz vardı.

‘Human Profit’ ve ‘Yeni Kiracı’ sürekli oynanan oyunlar olmadığı için zorlanmadım.

‘Human Profit’ farklı bir oyun.

Fransızca oynadığımız bir oyun. Türkiye’ye Fransız Kültür’ün davetiyle 2010 yılında getirdik ilk defa bu oyunu. En son 11 ve 13 Mart tarihlerinde Fransız Kültür Merkezi’nde oynadık. ‘Yeni Kiracı’da kapitalizmin insanı nasıl hapsettiği anlatılıyor. Bir eve kiracı taşınıyor ve ben eşyaları taşıyan hamal rolündeyim. Sürekli olmasa da arada oynuyoruz bu oyunu.

Siz Fransa’da birçok oyunda, sinema filminde oynadınız. Neden Türkiye’ye dönüş kararı aldınız?

Buna tam olarak dönüş yerine şu anda Türkiye’de çalışıyorum diyebilirim. Fransa’da da yeni projelerim var, oyunlar, filmler. Türkiye’ye gelişimdeki amaç ana dilimde de bir şeyler yapmaktı. Oyunculuğu çok seviyorum ve hem Fransa’da hem Türkiye’de sanatımı icra etmek istiyorum.

‘Muhteşem Yüzyıl’dan sonra yeni bir dizi olacak mı?

Bundan sonra neler olur bilemem. Oynadığım ‘Muhteşem Yüzyıl’ popüler bir dizi ama popülerlik benim için hiçbir zaman öncelikli olmadı. Ben popüler bir isim olmak isteseydim yıllarımı yurt dışında tiyatroya adamazdım.

Türkiye’de diziler çok ön planda…

Dizilere olması gerektiğinden çok ilgi var. Avrupa’da böyle değil. Fransa ve Almanya’daki dizilerde Türkiye’deki gibi çok kaliteli oyuncular oynamıyor. Ayrıca dizilerde oynayanlar usta yönetmenlerin filmlerinde de oynayamıyorlar.

Oyunculuğa Fransa’da başlamış birisi olarak Türkiye’nin günümüz şartlarını, tiyatrodan sinemaya, televizyondan operaya kadar sanata bakış açısını, takınılan tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demokrasilerde hiçbir şekilde sanata müdahale edilmemeli. Sanatçı üreten kişidir, ona karışamazsınız. Paris’te bir oyun sansürlenmişti, anında halk sokağa döküldü. Sansür hemen kalktı. Hak verilmez, alınır. Tepki göstermek önemli. Devlet dışında büyük şirketler sanata el atmalı, destek olmalı. Çünkü yapacakları yardımı vergiden de düşebiliyorlar.

Türkiye’deki sanat dünyasında bir de acelecilik var. Herkes hemen hızlı şekilde popüler olmak istiyor. Oysa önce oyuncu üzerine düşeni yapmalı. Ben oyuncu olarak işimi yapmalıyım, popülerliği düşünmemeliyim. Oyunculuğu sevmek gerekiyor, emek vermek gerekiyor, hayatı adamak gerekiyor… Bugün popüler olanları 10 yıl sonra kimse hatırlamayacak. Türkiye’de kavramların içi boşalmış. Sanatçı ile popüler kişi karıştırılıyor…

Fransa’daki sanat dünyasını bildiğiniz için sormak istiyorum, Türk sanatçılarıyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Türkiye’de çok yetenekli oyuncular var ama biraz tembel ve disiplinsizler. Türkiye’de sanatçı egolarından söz ediliyor. Bu çok saçma… Çünkü sanatçının egosu yoktur, insanın egosu vardır. Bunları karıştırmamak gerekir.

Neler yapmaları gerekiyor?

Sanatçıysan sürekli sorgulaman, yanılman, denemen, emin olmaman ve çalışman gerekiyor. Burada alkışlanmayı, artık zirvedeyim hissini yaşamayı seviyorlar.

Paris’te Ulusal Sirk Sanatları Okulu’nda da palyaço ve yaratıcı oyunculuk üzerine eğitim görmüşsünüz. Amacınız, hedefiniz neydi?

Sahnede tek kişilik performans yapan, kendi komiğini bulan, süreklilik sağlamak palyoçanın amacıdır. Palyaço oyunculuğun merkezindedir ve çok önemlidir. Beden farkındalığı ve hareket analizi için inanılmaz önemlidir. Atın üzerinde metin okuyup oyun oynuyorduk. Mesela, Türkiye’nin en önemli oyuncusu kim derseniz, Şener Şen derim. Ama sakın sirk palyaçosu olarak algılanmasın. Ben oyunculuk bağlamında söylüyorum. Şener Şen bedeninde devamlı komiği ve dramı taşıyan bir kişi. Oyuncu devamlı çevresine vibrasyon yayan bir canlıdır.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more