Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Bir acayip Türkiye…

25 Temmuz 2013

Sevgili okuyucularım, Türkiye'nin bu hükümetin elinde nerelere gittiğini, nerelere sürüklendiğini mutlaka izliyorsunuz.
Ramazan ayında iftar sofralarında saygısızca yapılan din ticaretinin, din sömürüsünün ve siyasi amaçla söylenen akıl almaz yalanların da herhalde farkındasınız.
Önceki gece Tayyip yine bir iftar sofrasında nutuk atıyor ve gerçekleri saptırarak bu kez esnafı kışkırtmaya kalkışıyordu:
“Son olaylarda Türkiye ekonomisi hedef alınmıştır.
Sokakların terörize edilmesi sonucunda esnafımızın işleri bozuldu. Bazı yerlerde dükkanlara saldırıldı, dükkanlar yağmalandı. Esnafımız tehdit edildi, hakarete uğradı…”
Hop dedik, burada bir dakika duralım!
Bu olaylarda bir tek dükkan veya işyerinin yağmalandığını gördünüz veya duydunuz mu?
Böyle bir şey olmadı. Eğer olsaydı yandaş medya bu olayı dibine kadar sömürür, günlerce manşetlerden düşürmezdi.
Yağmalanan malların çekimi yapılır, yağmacılar açıklanırdı.
Hayır, bir tek dükkan ve işyeri bile yağmalanmadı.
Tayyip yalan söylüyor.
Eğer böyle yerler varsa adres versin.
Sonra sözlerini sürdürüyor:
“Eylemciler altı ay tüketmeyelim, ekonomiyi durduralım çağrısı yaptı.
Bunların, içinde bulunduğu geminin tabanına delik açmak isteyen zavallı kemirgenlerden hiçbir farkı yoktur. Esnafı çökertirsek hükümeti deviririz dediler…”
Aklı başında olan hiç kimse böyle bir çağrı yapamaz. Nitekim yapmadı.
Tayyip bilmezden geliyor, eylemcilerin arasında çok sayıda esnaf vardı, onlar da bu hükümeti protesto ediyordu.

* * *

Esnafın çok zor durumda olduğu -ne yazık ki- doğrudur. Ama bunun gezi olaylarıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Kendiniz esnaf olabilirsiniz. Eşiniz, ana babanız, evladınız, komşunuz esnaf olabilir.
Eğer esnafsanız, piyasalarda yaşanan inanılmaz krizi zaten biliyorsunuz.
Eğer yakınlarınız esnafsa, krizi onlardan mutlaka duymuşsunuzdur.
Son yıllarda piyasalarda yaşanan kriz bütün işyerlerini, bütün esnaf kesimini vurdu.
Vurmaya da devam ediyor.
Piyasada nakit dönmüyor.
Borçlar ödenmiyor.
Çekler karşılıksız çıkıyor.
İşyerleri vergi, harç ve ruhsat baskısı altında inim inim inliyor.
Piyasalarda bir sürü üçkağıtçılık dönüyor.
Sen koskoca başbakan olmuşsun, bu gerçekleri bilmiyorsan sana yazıklar olsun.
Eğer biliyor da bu gerçekleri son gezi olaylarının üzerine atmaya kalkışıyorsan, sana bir daha yazıklar olsun.
Hiç değilse iftar sofralarını böyle yalanlara alet etme.

Lozan yalanları

Sevgili okuyucularım dünkü yazımda sizlere Lozan anlaşmasından söz etmiştim. Yazımın başlığı “Zincirlerimizi Lozan'da kopardık” idi.
Dün Lozan anlaşmasının 90. yıldönümünde (24 Temmuz 1923) yandaş basında neredeyse bir tek sözcük bile yoktu…
Çünkü Osmanlı'nın yüz kızartıcı ayıplarını ve çöküşünü Lozan anlaşmasıyla yok etmiş, egemen ve bağımsız bir devlet yaratmıştık.
Bu önemli olayı niçin yok sayıyorlar?..
Çünkü yedi düvelle yapılan ve kıran kırana geçen Lozan pazarlıklarını İsviçre'de Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, Ankara'dan ise Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetmişti.
Yani bunların deyimiyle “İki ayyaş!..”
Lozan'la Ankara arasındaki telgraf haberleşmesi binbir güçlükle Köstence üzerinden yapılıyordu.
İsmet Paşa Ankara'dan talimat isterken telgraflar gecikiyor, Mustafa Kemal Paşa Lozan'a talimat gönderirken yine büyük gecikmeler yaşanıyor ve iki taraf da sıkıntıdan bunalım geçiriyordu.
Yıllar sonra öğrenildi ki Köstence telgraf hattını İngilizler ele geçirmiş, üstelik bizim şifreleri çözmeyi başarmışlardı.
Çekilen her telgrafı önce onlar okuyup bilgi sahibi oluyorlardı.
Lozan böyle bir maceradır, binbir güçlükle ve akla hayale gelmeyecek sıkıntılarla başlamış ve sonuçlanmıştır.

* * *

Dünkü yazımın iki ayrı yerinde çok önemli bir vurgulama yapmış ve şöyle demiştim:
“Bazıları Lozan anlaşmasını küçümser, hatta ‘Çok toprak verdik' diye eleştirir. Tümüyle
yalandır. Türk devleti elinde olan bir karış toprağı bile Lozan anlaşmasıyla yabancılara vermemiştir.
O günkü koşullarda alınabilecek her şey alınmış, kapitülasyonlar kaldırılmış, yeni Türk devleti dünya tarafından kabul edilmiştir…”

* * *

Dün yandaş-yalaka gazetelere baktım, Lozan'ın 90. yıldönümüyle ilgili bir tek satır bile yoktu…
Çünkü Lozan anlaşmasının temelinde bu hükümetin açıkça nefret ettiği “İki ayyaş (!)” vardı.
İsmet İnönü ve Mustafa Kemal Atatürk.
Onlar ülkenin bağımsızlığını silahla mı kazanmış, boşver!
Onlar Osmanlı'nın baş belası olan kapitülasyonları mı kaldırmış, onu da boşver!
Devletin egemenliğini mi sağlamış, yine boşver!
Allah hepimizi bu omurgasız, yalancı, üçkağıtçı ve Müslüman geçinen sahtekarlardan korusun.

* * *

AKP iktidarına yandaşlık yapan şeriatçı bir gazete var! Dün sadece onun sayfalarında Lozan'ı okudum!
Aynen dünkü yazımda belirttiğim gibi, yine hiç utanmadan yalan yazıyorlardı.
Haberin başlığı şöyle: “Hezimetin 90. yılı.”
Şimdi ötesini okuyalım:
“Kemalistler Lozan'ı zafer olarak savunurken, göstergeler anlaşmanın hezimet olduğunu gözler önüne seriyor. Kurtuluş Savaşından galip ayrılmamıza rağmen İsmet İnönü
başkanlığındaki heyetin diplomasi hataları ve verilen tavizler nedeniyle stratejik topraklar
kaybedilirken, ekonomimizin ağır yara aldığı belirtiliyor. Bunlar Lozan'ın Türkiye için büyük bir yenilgi olduğunu gösteriyor…”
Yalanlar ve cahillik daha sonra şöyle sürdürülüyor:
“Lozan anlaşması çerçevesinde Musul, Kerkük ve Süleymaniye İngilizlere, Hatay ise Fransızlara bırakıldı.
Bunun yanında 12 ada İtalyanlara, bütün Ege adaları Yunanistan'a, 1571'den beri Türklere ait olan Kıbrıs ise İngiltere'ye verildi…”
İşte görüyorsunuz, dünkü yazımda vurguladığım yalanları aynen ve bir kez daha tekrar ediyorlar.
Bunlar ya hiç tarih bilmiyor, ya da kasıtlı olarak yalan söylüyor.
Musul, Kerkük ve Süleymaniye (Irak'ın kuzeyindeki beldeler) Birinci Dünya Savaşında İngiltere tarafından ele geçirilmişti.
Hatay bölgesi yine Birinci Dünya Savaşında İngiltere tarafından işgal edilmiş, sonra aralarındaki uzlaşma nedeniyle, Suriye' nin tamamı gibi Fransızlara verilmişti. Hatay,
Atatürk'ün ölümünden önce başlattığı siyasi çabalar sonucunda 1939 yılında Türk toprağı oldu.
Ege adalarına gelince… Bu adaların tümü 1912 yılında patlayan Balkan Savaşı sırasında İtalya ve Yunanistan tarafından işgal edildi.
1571 yılından beri Türklere ait olan (!) Kıbrıs adasına gelince… Kıbrıs'ı bunların taptığı yaratık olan Abdülhamit, kendi elleriyle İngiltere'ye bağışlamıştı!
Bu yalan haberde sıralanan yerlerin hiçbiri Türkiye'nin elinde olan yerler değildi.
Lozan anlaşmasıyla bir karış toprak bile vermedik.
Tarihin gerçekleri ortada, anlaşma metni ortada.
Yalanın ve cehaletin bu kadarı ancak Tayyip'in yandaş basınından fışkırabilir!